Komşu savaşta, biz barışta: "Vergi teşvikleriyle barış süreci"

Bitti, bitiyor, anlaştılar vs. derken iki ay geçti ve bugün geldiğimiz noktada, tam olarak ne olduğu belli olmayan bir noktaya evrilen İran-İsrail/ABD savaşının sonucu olarak bir hakikat var ki, sadece bölge ülkeleri açısından değil, küresel anlamda da birçok ekonomik risk oluşturdu.

Bunların en başında, yıl başında 60 dolar seviyesinde bulunan petrol fiyatlarının 100 doların üzerinde seyretmesi ve bunun yarattığı küresel enflasyon geliyor. Diğer nokta ise enerji ithalatçısı konumunda bulunan ülkelerde oluşan cari açık riski. Belirttiğim bu iki nokta, açıkçası bizim yumuşak karnımız.

Rezervlerde zafiyet yaşamamak, kontrollü kur politikasını sürdürmek ve cari açık riskini yönetebilmek için yeniden “Varlık Barışı” konusuna döndük.

2008 yılında çıkarılan 5811 sayılı Kanun’la ilk defa uygulanan ve telifi AK Parti’de bulunan “Varlık Barışı”, şimdi yeniden gündemde. En son 2022 yılında yine Varlık Barışı çıkarılmıştı. Dünya savaş hâlindeyken barış kavramını özlemiş miyiz, bir bakalım.

Bir söylenenler var, bir de hakikatler var. Gerçek resmi ortaya koymak lazım. En son yapılan Varlık Barışı’na gidelim: Temmuz 2022’de ülkemizde bir rezerv sorunu vardı, kurun kontrolünde problemler vardı ve zaten bu sebeple KKM çıkarıldı.

En geç Mart 2023 tarihine kadar bildirim süresi ve bu süreden itibaren 3 ay içinde, yani Haziran 2023 sonuna kadar varlığın transfer şartı vardı.

Bildirim ve beyan süresi içinde genel seçimler yapıldı ve akabinde, malum, yine kur tutulamadı. Varlık Barışı ve KKM’ye rağmen, politik riskleri de arkasına alan kurun nereden nereye geldiği herkesin malumu.

Varlık Barışı konusu ülkemizde müthiş ambalajlı bir biçimde sunulur. Bir ara cari açığı finanse ettikten sonra elimizde fazlalık anlamında önemli bir sermaye kalacağı bile söylendi. Oldu mu? Olmadı.

Şimdi de Arap coğrafyası karışık; oralardan sermaye akacak ülkemize… “Fırsat bu fırsat, altyapıyı yapalım” deniyor. Ne yapalım? Varlık Barışı’nı hemen masaya koyalım. Sonra da vergi teşviklerini sıralayalım.

Hatırlarsanız, Donald Trump göreve geldiğinde birçok ülkeye gümrük tarifeleri uyguladı ve en düşük oran uygulanan ülkelerden biri Türkiye idi. O dönemde ne denildi? Türkiye üretim üssü olacak, Çin sanayisi ülkemize akacak vs.

Bir gram ekonomi bilgisi olan biri bu işlerin böyle dönmediğini anlar ama hoşumuza gidiyor bu yaklaşımlar. Şimdi de Dubai’den döviz ve altın akacak ülkemize. Göreceğiz bakalım sonuçları.

Diğer konu da şu: Yurt dışındaki gerçek ve tüzel kişiler, son 3 yılda ülkemizde vergi mükellefi değillerse ve burada yatırım yaparlarsa, yurt dışında elde ettikleri kazançlar 20 yıl vergilendirilmeyecek.

Bu fikri Sayın Bakan’a ve Sayın Cumhurbaşkanı’na hangi bürokrat önerdiyse, lütfen derhâl istifa etsin.

20 yıllık bir vergici olarak, duyduğum en saçma sistem önerilerinde ilk üçe girer. Yazımı teknik detaya boğmak istemiyorum ama arzu eden yetkililere anlatabilirim.

Ücret geliri elde eden emekçi kadar kazanç vergisi ödemeyen patronlarımızın kurumlar vergisinde yaptığımız indirimleri (%9 ve %14) bir kenara koyuyorum. Bu Varlık Barışı meselesi bizim yeniden canımızı sıkabilir; suç gelirlerinin aklanmasında gri liste riskini doğurabilir, daha önce doğurduğu gibi, benden söylemesi.

Son olarak şunu eklemezsem gerçekten vicdanım rahat etmeyecek: Sanayiciye, ihracatçıya vergi indirimleri getiriyorsunuz; yurt dışında kayıt dışı (belki kara para) varlığı olanlarla barışmayı bile düşünüyorsunuz. Yanlış bir uygulama ama zihniyet olarak “yabancıya gel, ben senden 20 yıl vergi almayayım” diyorsunuz.

Gerçekten emekli, asgari ücretli, esnaf aklınıza gelmiyor mu? Enflasyon altında ezilen, direnen ve yaşam mücadelesi veren bu ahalimizi de bir ara zamla düşünürseniz pekâlâ mutlu oluruz. Vatandaş kırgın ve üzgün, buradan söyleyeyim. Barış sadece varlıklarla olmaz, bu da unutulmamalı.

Yazarın Diğer Yazıları