BYD tartışması son günlerin en hararetli ekonomi gündemlerinden biri. Bir tarafta Reuters'a konuşan şirket yöneticilerinin açıklamaları var. Mesaj net: Öncelik Macaristan'daki tesis, Türkiye yatırımının ne zaman başlayacağı konusunda ise net bir takvim yok. Diğer tarafta Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın açıklamaları var. Bakan, yatırımın iptal edildiği yönündeki iddiaları reddediyor, görüşmelerin sürdüğünü ve BYD yöneticilerinin bu hafta Türkiye'de bulunduğunu söylüyor. Yani ortada henüz kesinleşmiş bir "yatırım iptali" yok. Ama ortada cevaplanması gereken daha önemli bir soru var: Türkiye neden her büyük yatırım haberini milli başarı hikâyesi, her gecikmeyi de milli hayal kırıklığı haline getiriyor? Hatırlayın... BYD'nin Manisa yatırımı açıklandığında yalnızca bir fabrika haberi verilmedi. Türkiye'nin elektrikli araç üssü olacağı, yeni bir sanayi hamlesinin başladığı anlatıldı. Bugün ise aynı yatırım üzerinden "kaçtı mı, kalıyor mu?" tartışması yapıyoruz. Aslında sorun tam da burada. Çünkü güçlü ekonomiler birkaç büyük yatırım haberine bağımlı olmaz. Güçlü ekonomiler yatırımcıların zaten gelmek istediği ülkeler haline gelir. Bir şirketin gelip gelmemesi elbette önemlidir. Ancak daha önemli olan, yatırım kararlarını etkileyen ortamın kendisidir. Hukukun işleyişi... Kuralların öngörülebilirliği... Vergi sisteminin istikrarı... Finansmana erişim... Şirketler milyar dolarlık yatırımları açıklamalara bakarak değil, bu göstergelere bakarak yapar. BYD tartışmasının ortaya çıkardığı asıl gerçek de budur. Nitekim son günlerde yapılan değerlendirmelerde dikkat çekici bir noktanın altı çiziliyor. Sorun yalnızca BYD'nin kararı değil; yatırım teşviklerinin nasıl tasarlandığı, hangi koşullara bağlandığı ve kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığıdır. Türkiye son yıllarda sık sık "dünyanın yatırım merkezi olacağız" söylemini duyuyor. Ancak yatırım ortamı, törenlerle ve manşetlerle değil; güven veren kurumlarla oluşur. Bugün BYD gelir. Yarın başka bir şirket gelir. Bir başkası gelmez. Bunlar ekonominin doğal akışıdır. Doğal olmayan ise her yatırım haberini siyasi başarı, her aksaklığı siyasi kriz haline getirmektir. Bu nedenle BYD meselesine yalnızca bir şirketin yatırım kararı olarak bakmak eksik kalıyor. Asıl soru şu: Türkiye, yatırımcıların özel teşvik beklemeden gelmek istediği bir ülke olabiliyor mu? Eğer bu soruya güçlü bir "evet" cevabı verebilirsek, o zaman yalnızca BYD'yi değil, dünyanın geri kalanını da konuşuyor oluruz.