Kör testere

MEDYADA yer alan haberlere göre ABD’de Avrupa’da ve hatta Avustralya’da İslam yayılıyor. Ya da çok daha görünür hale geliyor. Bunda Zohran Mamdani adında Uganda doğumlu Hint asıllı bir “Sosyalist Müslüman” ın New York Belediye Başkanı (kentin vali ve belediye başkanı) seçilmesinin payı var. Mamdani; zeki, akıllı, yakışıklı ve mükemmel Amerikanca konuşan popülist bir siyasetçi. İslamcılara göre “Dar-ül Harp” olan bu ülkeler “Dar-ül İslam’a” dönüşüyor. Buna katılmıyorum. Tam aksine Batı İslam’dan uzaklaşıyor. Çünkü eylemci Müslümanların Batılıların gözüne İslam’ı cebren sokması, aynı hatta daha şiddetli bir “İslam’ı görmek istemiyoruz” tepkisi yaratıyor. Amerika’da ve Batı Avrupa’da Hristiyanlıktan çıkmış insanlarda bile İslam düşmanlığı oluşuyor. Bizim için hiç de iyi olmayan bu gelişmenin, beni memnun eden tek yanı, sayıları sadece Almanya’da 5 milyonu aşan “Avrupalı” Müslüman Türk ve Kürt’ün bu girdaba kendini kaptırmamış olmasıdır. Ama bir süre sonra bir kısmının “cihatçıya dönüşmesi” ihtimali beni endişelendiriyor. Çünkü 70 yıldır Avrupa Konseyi ve NATO’nun üyesi olan Türkiye bu yüzden müttefikleriyle ters düşebilir.

LAİK MÜSLÜMANLAR

Sanırım 27 yıl önceydi. Arkadaşım iktisat profesörü Tahir Özgü, Sevgi Gönül’ün (1938-2003 Vehbi Koç’un ortanca kızı) desteğiyle “İslam ile Laiklik” bağdaşır mı sorusunu irdeleyecek bir çalışma başlatmış, beni de laiklerin temsilcisi olarak heyete dahil etmişti. İslam’ı da ilahiyatın kutbu Hüseyin Atay Hoca (1930-2023) ve bir doçenti temsil ediyordu. Bir gün Hüseyin Atay’a “Hocam, dinciler iktidara gelince boynumu kör testere ile kesecekler mi?” diye sordum. Hoca elimi tuttu. “Sen rahat ol. Onlar önce benim boynumu kesecekler” dedi. Bu ülkede çok uzun süredir din tartışması “laikler ile dindarlar” arasında değil Müslümanlar arasında cereyan ediyor. Dindar köşe yazarı Ergun Göze’ye (1931-2009) göre bu ihtilaf “İslam’ı iktidara getirmek isteyenlerle İslam’ın kendilerini iktidara getirmesini isteyenler” arasındaydı. Bir laik olarak (kendi adıma) konuşuyorum. Laiklerin Hüseyin Atay, Yaşar Nuri, Mustafa Öztürk veya Mustafa İslamoğlu gibi bilimsel Müslümanlarla bir sorunu yoktur. Belki de diyorum bu ülkenin laikleri “Laiki Mezhebine” mensup müminlerdir.

İKTİSAT, AKIL VE AHLAK

İktisadın (kapitalizmin) kurucusu addedilen Adam Smith (1723-1790) rahip olmak üzere eğitime başlamış sonunda Hristiyanlıktan çıkmış, Glasgow Üniversitesi’nde Ahlak Felsefesi Profesörü olmuştur. Kıdemli bir öğrencisi olduğum iktisadı temellendirmeye çalıştım. İktisadın ancak, akıl ve ahlâk ile birleşince işe yaradığını gözlemledim. Not edin: “Ahlak, bireyin kendi çıkarı için toplumun çıkarına halel getirmemesidir” Nokta. Ayrıca anladım ki, iktisat, ne kadar akla ve ahlaka bağlıysa, ahlâk da o kadar iktisat ve akla bağlıdır. Doğal olarak “iyiyi, kötüden; doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği” olan akıl da (zekâ değil) iktisat ve ahlaktan bağımsız işlevini yerine getiremez. Gelelim kıssadan hisse: Dindarlar, kitaba; laikler de bilime inandıkları (?) için kendilerini“ahlaklı ve vicdanlı” kabul ediyor. Ama ne dindarların inancı ne de laiklerin vicdanı, toplum hayatında ahlâkı tesise yetiyor. Bu sebeple hem dindarlar hem de laikler suçluların, bu dünyada cezalandırılmasını istiyor. Çünkü suçun cezasız kalması, dindarları ahlaksız, laikleri vicdansız yapıyor.

SON SÖZ: Ahirete inanan toplumların bu dünyada şeriata ihtiyacı yoktur.

Yazarın Diğer Yazıları