1928’de Yeni Türk Harfleri kabul edildi.
Sıra, köy eğitimine ve köylere öğretmen yetiştirilmesine gelmişti.
Yurtta, 17 bin ilkokul öğretmeni vardı.
Bunların yarısı şehir ve kasabalardaydı.
Öğretmen ihtiyacı 50 bindi.
★★★
1936’da Atatürk, “Ordudan terhis edilmiş yetenekli onbaşı ve çavuşlardan faydalanılması mümkündür...” direktifini verdi.
Ve “Köyde Eğitmenlik Sistemi” başlatıldı.
Askerliğini çavuş veya onbaşı olarak yapanlardan, okur-yazar, yetenekli gençler seçildi.
Bu gençler, altı aylık kurstan sonra, okulsuz köylere “eğitmen” olarak görevlendirildi.
★★★
1937’de, “Köy Eğitmenleri Yasası” çıkarıldı.
1939’da, üç yıllık “Köy Eğitmen Okulları” açıldı.
1940’larda, Türkiye’de nüfusun yüzde 81’i köyde yaşıyordu.
İkinci Dünya Savaşı’nın ağır koşulları hüküm sürüyordu.
Bu koşullarda, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü İlköğretim seferberliği başlattı.
★★★
17 Nisan 1940...
İki efsane, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un üstün çabalarıyla, Köy Enstitüleri kuruldu.
★★★
İsmet İnönü, 2 Mayıs 1942’de Samsun’da yaptığı konuşmada Köy Enstitüleri’ni savunur:
“Pek ümitliyim. Öğretmenler ve enstitü müdürleri, Türk köyünün geleceğini sağlam temellere dayandırmak için, aşkla çalışıyorlar. Özverili ve vatansever köy öğretmenleri yetiştirmek, enstitülerin kutsal vazifesi olmuştur...”
★★★
1948’de Köy Enstitülerinin sayısı 21 oldu.
Köy Enstitüleri, derme-çatma binalarda, çadırlarda eğitim ve öğretime başladı.
Zamanla, öğrenciler binaların büyük bölümünü öğretmenleriyle birlikte inşa ettiler.
Akıl ve bilim ışığında, laik, özgür ve evrensel nitelikte gençler yetiştiriliyordu.
Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Tahsin Yücel, Talip Apaydın bunlardan bazıları...
★★★
Piyano, keman, mandolin gibi müzik aletleri kursları vardı.
Aşık Veysel, Ruhi Su gibi ozanlar halk müziği; Fikret Mualla sanat; Bedri Rahmi Eyüboğlu resim dersi veriyordu.
Öğrenciler, voleybol, futbol, tenis oynarlardı.
Her öğrenci bir müzik aleti çalmayı öğrenirdi ve en az bir spor dalıyla yakından ilgilenirdi.
Enstitülerin bahçeleri, heykellerle süslüydü.
Tiyatro, sinema salonları vardı.
Diploma için, en az 150 klasik okunurdu.
★★★
Hedef, elektriksiz köyün, susuz toprağın, eğitilmemiş köylünün kalmamasıydı.
Böylece, Atatürk’ün çağdaş uygarlık düzeyi hedefine ulaşılacaktı.
Eğitim, yalnızca teorik derslerle sınırlı değildi.
Tarım, hayvancılık, marangozluk, demircilik gibi alanlar uygulamalı olarak öğretilirdi.
Her Köy Enstitüsü’nün tarlası, bağı, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı.
Yani, eğitim gerçek hayatın tam içindeydi.
★★★
Köy Enstitüleri, yalnızca birer okul değil; çağdaş ve üretken bir nesil yetiştirmeyi amaçlayan bir kalkınma projesiydi.
Anadolu’nun dört bir yanına yayılan 21 fener...
Her biri karanlığa karşı yakılmış bir umut, her biri köyün yazgısını değiştiren bir aydınlık meşalesi...
★★★
Köy Enstitü marşında;
“Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz. Biz yurdun öz sahibi efendisi köylüyüz” diyen köy çocukları, birer yıldız ve umuttu...
Tam bir aydınlanma devrimi...
Kutup yıldızı...
★★★
Köy Enstitüleri’nin sonraki aşaması, köylerde “Toprak Reformu” ile “Çiftçiyi Topraklandırma Yasası”ydı.
Atatürk’ün gerçekleştiremediği en önemli projeydi...
İsmet İnönü, bu proje için yasa çıkarmak isteyince kıyamet koptu.
★★★
11 Haziran 1945’te, “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” kabul edildi.
Fakat, en büyük toprak ağalarından biri de CHP Milletvekili Adnan Menderes’ti.
Adnan Menderes, Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan bu yasaya şiddetle karşı çıktılar.
Ve CHP’den ayrılarak, Demokrat Parti’yi (DP) kurdular.
1950’de DP iktidara gelince, yasa tamamen işlevsizleştirildi.
★★★
1945’te çok partili hayata geçilirken, muhalefet partisi, Köy Enstitülerine “Komünist Yuvası” iftirasıyla saldırmaya başladı.
CHP iktidarı, muhalefetin bu saldırılarına karşı koyamadı.
CHP’li Reşat Şemsettin Sirer 1946’da, CHP’li Tahsin Banguoğlu 1947’de Milli Eğitim Bakanı oldular.
İkisi de Köy Enstitüleri’ne karşıdır.
Ve 1946’da Köy Enstitülerinin kurucuları Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç görevden alındı.
★★★
Anadolu topraklarının yüzde 70’ini elinde bulunduran toprak ağaları...
Kazançları ellerinden alınan din tüccarları...
İkinci Dünya Savaşı sonunda siyasi iktidarın ABD yönünde yer alması, aydınlanma meşalesi Köy Enstitüleri’nin sonunu getirdi.
★★★
Anlayacağınız...
CHP içindeki bazı kadrolar, önce Köy Enstitüleri’nin içini boşalttı.
Ve ardından DP, meşaleyi tümüyle söndürdü.
ABD’nin de istediği buydu.
En büyük karşı devrim darbesi gerçekleşmişti.
★★★
1950’de DP iktidara geldi, Başbakan Adnan Menderes’tir.
Ve Köy Enstitüleri, 27 Ocak 1954’te kapatıldı.
Atatürk’ün özlem duyduğu o aydınlık meşale, tam yanmadan söndürüldü.
★★★
İnönü kendini şöyle savunacaktı:
“Köy Enstitülerinin kapanmasından duyduğum acıyı tarif edemem. Bir babanın evladını kaybetmesinden duyduğu acı gibi duyarım... Parti grubunun büyük çoğunluğu Köy Enstitülerinin aleyhine döndü... O sırada Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, ‘Bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksın?’ diye soruyordu...”
★★★
Adalet Partisi’nde milletvekilliği yapan, aşiret ve toprak ağası Kinyas Kartal, 1990’larda şu itirafta bulunur:
“Köy enstitüleri kesinlikle komünist uygulama değildi... Köy enstitüleri, bizim devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti... Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Bunlar devletten çok bana bağlıdırlar.
Ben ne dersem onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince, benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendiler. Demokrat Parti ile pazarlığa girdik, kapattık.”
★★★
Uğur Mumcu der ki:
“Kuvay-i Milliye ile birlikte iki büyük halk hareketinden biri haline gelen Köy Enstitüleri’ni savunmak, özgür ve demokrat bir yaşam arayışında olanların namus borcudur...”
Ama, Türkiye ne yazık ki Atatürk’ün vasiyetini koruyamadı.
★★★
Atatürk’ün özlem duyduğu çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine erişme hedefine, ilk kez bu kadar yaklaşıldı.
Ama, umut ışığı kısa sürede söndürüldü...
★★★
Köy Enstitüleri olsaydı, Narin cinayetleri olmazdı.
Okullarda şiddet olayları gerçekleşmezdi.
Çocuklar, her sabah yeşeren umutlarla, gelecek hayalleri kurardı.
Türkiye, karanlığa doğru sürüklenmezdi.
Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, Türkiye Finlandiya düzeyinde olurdu.
★★★
Eflatun, demokrasi konusunda çarpıcı bir tespit yapar:
“Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir... Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir.”
İşte...
Köy Enstitüleri, böyle eğitilmiş, bilinçli seçmen yetiştirecekti...
★★★
Anlayacağınız...
Köy Enstitüleri, “koyun” olmak yerine, “değerli birey” olmayı tercih etmektir.