Kürt aydınları

GÜNÜMÜZ Türkçesindeki “aydın” yerine eskiden “münevver” kelimesi kullanılırdı. Münevver, tenvir edilmiş yani nurlanmış, aydınlanmış demektir. Bu kelimenin İngilizcesi “intellectual”dır. Sözlük anlamı, karmaşık sosyal konuları anlamış bilgili kişidir. Bu bir sıfattır. Ancak bu tanım eksik ve yanıltıcıdır. Çünkü İngilizcede bir de “educated” kelimesi vardır. Bu, tahsilli ya da okumuş yani yüksek eğitim görmüş demektir. Bu iki kelimenin içeriği farklıdır. Intellectual ile educated yani aydın ile okumuş aynı şey değildir. Okumuş insanların pek azı aydındır. Aslında aydın olmak için yüksek tahsil görmüş olmak da şart değildir. Aydın, “ait olduğu sosyal kümenin haksız bulduğu davranış ve düşüncelerine karşı çıkma cesareti gösterebilen kişidir.” Aman yanlış anlaşılmasın. Ait olduğu sosyal kümeyi (laik veya dindar, Kürt veya Türk, işçi veya burjuva) “ben hariç” edasıyla kıyasıya eleştiren ama sorumluluktan kaçan, kendini beğenmiş çok kişi vardır. Böyle konuşmak kişiyi tatmin eder ama onu aydın mertebesine yükseltmez. Aydın, olaylara 360 derece bakabilen, empati yapabilen, eleştiriye kendinden başlayan, haddini bilen, mütevazı, başkalarını küçümsemeyen, hakaretamiz konuşmayan, yargılarında âdil, beklentilerinde ölçülü bir kişidir. Şart değil ama yaşantısı ile söylemi çelişmezse çok daha iyi olur.

TÜRKİYE’NİN KÜRT SORUNUNUN KÖK SEBEBİ

Tarihi olaylar bir bakıma nehirlerin denize kavuşmasına benzer. Ortada mutlaka büyük bir belirleyici faktör vardır. İkisi de Alplerden doğan Ren, Atlantik Okyanusu’na, Tuna ise Karadeniz’e dökülür. Bunu topoğrafya belirler. Hayek’in “İktisat, insan yapması değildir ama içinde insan vardır” sözü, siyaset için de geçerlidir. Kürtlerin, bunca yıldır kalıcı bir devlet kurmamış olmasının da mutlaka belirleyici bir sebebi vardır. Bu sebep, belki de Kürtlerin tek bir “ulus” değil “aşiret” bazlı bir örgütlenme biçimini tercih etmesidir. Beyliklerin zorla birleştirilmesiyle kurulan Osmanlı ve onun doğal varisi TC’de de “bölünürsek düşmana yem oluruz” korkusu vardır. Bu gerekçeyle yani bütünlüğü korumak için her tür savaş göze alınmıştır. Türkçe’nin Selçuklulardan beri resmi dil olarak dayatılmasın gerekçesi de bundan başka bir şey değildir. Unutmamak gerekir ki; bu sayede Kürtlerin aracısız iletişim kurduğu sosyoekonomik evren, Kosova’dan Çin’e kadar genişlemiştir.

ANALAR AĞLAMASINDAN TERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE

Bundan önceki açılımda “Âkil insan” diye adlandırılan belli sayıda liberal Türk aydını “barış sağlansın” diye Kürtlerden yana tavır almıştı. Mutlaka vardır ama ben, aynı amaçla, Türklerden yana tavır koyan Kürt aydınları var mıydı bilmiyorum. Barışsever Kürt aydınları, PKK ve mahalle baskısında korkmadan “TC, dilimizi ezdi, bizim ayrı bir devlet kurmamıza engel oldu. Ama yukarıda Allah var; birey Kürt’ü birey Türk’le haklar ve fırsatlar bakımından yüzde yüz eşitledi. Devletin imkanlarını özellikle son dönemde âdilden de fazlasıyla bölüştürdü, bunun için Cumhuriyet hükümetlerine müteşekkir olmalıyız” diyebilirler. R.T. Erdoğan’ın “tek adam” olduğu bu dönem, Kürtlerin Türk, Türklerin Kürt sorununu “çatışmasız yönetilebilir” kılmak için kaçırılmayacak bir fırsattır. Kürt aydınları, Kürtleri, çoğu zaman içine düştükleri “mağduriyet” ruh haletinden çıkarmalıdır. Mağduriyet psikozu, kişinin beyninde ve vicdanında “haksız olma hakkı” yaratır. Her şeyi karşıdan bekler hale sokar. Bu da çözümü güçleştirir. Süresini uzatır. Hatta akamete uğratır.

SON SÖZ: Anlayış gösteremeyen anlayış bekleyemez.

Yazarın Diğer Yazıları