Laik

Henüz erken seçim tarihi filan belli değil ama, ramazan vesilesiyle seçim hazırlıkları başladı... Milli eğitimsizlik bakanı, okullarımızda “ramazan etkinlikleri” düzenlenmesi için talimat verdi. İlkokul çocuklarının kafasına fes takıp, sınıfların koridorlarında ramazan davulu çaldırıyorlar, “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyen Andımız’ın okullarda okutulmasını yasakladılar, aynı okullarımızda çocuklara topluca ilahiler söyletiyorlar, Tembihname denilen padişah fermanını okutuyorlar, öğretmenler ders anlatacağına sınıflarda iftar düzenliyor, kazı kazan panoları kuruyorlar, kartlar var, bildiğin şans oyunu gibi kazı kazan oynatıyorlar, kazıyorsun, dua et çıkıyor, kazıyorsun, mani oku çıkıyor, “askıda ibadet” adı altında panolar hazırlıyorlar, zarfların içinde kartlar var, kartı çekiyorsun, Fatiha oku çıkıyor, kartı çekiyorsun, teravih namazına git filan çıkıyor, sınıfların kapısına “reyyan kapısı” yazıyorlar, nedir reyyan kapısı, hadiste anlatılan ve kıyamet gününde sadece oruç tutanların geçebileceği cennetin kapısı, oruç tutanlar girecek ve sonra bu kapı kapanacak, ramazan etkinliği diye okullarda bunlar yaşanıyor, ne pedagojiden haberleri var, ne anayasadan, evdeki iftar sofranızın fotoğrafını çekip okul panosunda sergileyin diyorlar, sahur sofranızın fotoğraflarını getirin diyorlar, oruç tutmayan ailelerin çocuklarını akranları arasında duygusal baskıya sokuyorlar, dışlanma hissine sürüklüyorlar, henüz okuma yazma bile bilmeyen ilkokul birinci sınıf çocuklarına ibadet görevi veriyorlar, çocukların oruç tutup gün gün işaretlemeleri için oruç karneleri veriyorlar, milli eğitimsizlik bakanı bunların yanlış olduğunu söyleyenlere “gerici” diyor, asrın liderimiz de “milli manevi değerlerden niye rahatsız oluyorsunuz, yavrularımızın ilahi söylemesinden niye rahatsız oluyorsunuz” filan diyor.

Dedim ya, ramazan vesilesiyle erken seçim hazırlıkları başladı... Emekliye zam veremiyorlar, işsize iş veremiyorlar, enflasyona çare veremiyorlar, ne yapsınlar, her zaman yaptıkları gibi yine, din veriyorlar.

Eskiden toplumsal kutuplaşma için üniversite öğrencisi kızlarımız üzerinden yürüyorlardı, mağduriyet malzemesi olarak başörtüsünü kullanıyorlardı, şimdi artık başörtüsü meselesi oy devşirmeye yaramadığı için, başörtüsünü “demirbaş” olarak kullanamadıkları için, bu defa mağduriyet yaşını iyice küçülttüler, toplumsal kutuplaşma için çocuklarımıza yöneldiler, okullarımızı alet ederek, dindar/laik tartışmasını köpürtmeye çalışıyorlar.

Bu vesileyle altınızı çizmekte fayda görüyorum, nedir laik?

Din ve devlet işlerinin ayrılması filan deniyor.

Bana sorarsanız, tam olarak öyle değildir.

Dünya güzelimiz Keriman Halis Ece’dir laiklik.

Sabiha Gökçen’dir.

Halet Çambel’dir.

Bahriye Üçok’tur.

Türkan Saylan’dır.

Muazzez İlmiye Çığ’dır.

Suna Kıraç’tır.

Çünkü...

Laik kelimesi, Yunanca “laikos” sıfatından geliyor.

Laikos’lar ruhban sınıfından olmayan, toprak zengini olmayan, tüccar olmayan demekti.

Yani, yurttaş haklarına sahip olmayan sıradan halk kitleleriydi.

Kadınlar, çocuklar, ırgatlar ve kölelerden oluşuyordu.

Monarşiyi yıkan Fransız devrimcileri, kendi laikoslarına, yani “sans culotte-baldırı çıplak” tabir edilen sıradan halk kitlelerine “eşit yurttaşlık” getirdi.

Böylece, ruhban sınıfının tekerine çomak sokulmuş oldu.

Kiliselerde derhal karalama kampanyası başlattılar, devrimcileri “dinsiz” yaftasıyla aforoz ettiler.

Laikos sıfatı Fransızcaya laique diye geçti.

Türkçeye de Fransızcadan laik diye geçti.

Türk devriminin temel taşı laiklik kavramı, Fransızcadan Türkçeye geçerken, dinsizlik iftirasını da beraberinde getirdi.

Fransa’daki ruhban sınıfı ne yaptıysa, buradaki ruhban sınıfı, şeyhler-şıhlar-tarikat ağaları da aynısını yaptı.

Sıradan insanların “eşit birey” olmalarına karşıyız, herkese hukuken eşit haklar verilirse, bizler bu ahaliyi nasıl sömüreceğiz diyemediler, “laiklik dinsizliktir” dediler.

Karalama kampanyasını “din” üzerine oturttular.

Laiklik kavramının kökenindeki laikos’ların çoğunluğu kadındı. Adı üstündeydi yani... “Eşit birey” imkanı veren laiklikten en çok faydalanan sınıf, kadınlar oldu.

Laikliğin özellikle kadınları özgürleştirmesi, kadınları erkeklerle hukuken eşit hale getirmesi, yobazları çıldırtmıştı. Çünkü, ters orantılıydı... Kadınların toplum içindeki varlığı ne kadar artarsa, ruhbanlar o kadar güç kaybediyordu.

Tekkelere zaviyelere, tarikat yuvalarına gelen erkeklere bir şekilde nüfuz ediyorlardı ama, hapsedildiği evinden çıkıp okula gitmeye başlayan kızlara, sosyal hayata karışan kadınlara müdahale edemiyorlardı.

Toplumun yarısına, sadece erkeklere hükmetmeye programlıydılar. Toplumun öbür yarısını kontrol edemiyorlardı. Kadınlar özgürlüğe kanat çırpan kuşlar gibi ellerinden avuçlarından kaçıyordu.

İşte bu nedenle, Mustafa Kemal vizyonunun, Türk devrim mucizesinin merkezinde “laiklik” ve “kadın” vardı.

Ve işte tam bu nedenle, Atatürk düşmanlarının, karşıdevrimcilerin ortak paydasında “din tüccarlığı” ve “laik kadın”a alerji vardır.

Habire doğursun, hamileyken sokağa çıkmasın, kahkaha atmasın, parklarda kızlı-erkekli oturmasın, sussun, haddini bilsin filan... Bunları söyleyenlerin ortak özelliği, antilaik olmalarıdır.

Yıldız Kenter’dir laiklik.

İdil Biret’tir, Suna Kan’dır, Leyla Gencer’dir.

Müzeyyen Senar’dır, Neriman Altındağ Tüfekçi’dir, Aysel Gürel’dir.

Türkan Şoray’dır, Fatma Girik’tir, Filiz Akın’dır, Adile Naşit’tir.

Duygu Asena’dır.

Filenin sultanlarıdır.

Potanın perileridir.

Laiklik, kadındır.

Yobazlığın panzehiri, laik kadınlardır.

Ve... Milli eğitim bakanlığımızı mürit eğitim bakanlığı yapmaya çalışırlarken, tarikatları cemaatleri okullarımıza sokarlarken, sınıflara maket mezar koyup, öğrencilerimize ders diye kefenleme yaparlarken, çocuklarımızı müzeye, tiyatroya, sergiye, konsere, spor salonuna götüreceklerine, mezarlıklara götürürlerken, eğitim adı altında mezar taşı sildirirlerken, Andımız’ın okutulmasını yasaklayıp, topluca ilahiler söyletirlerken, tarikat yeminleri ettirirlerken, padişah fermanı okuturlarken, henüz okuma yazma bile bilmeyen anaokulu bebelerine “askıda ibadet” görevi verirlerken, ailelerinin oruç tutup tutmadıklarını fişlemek için oruç karneleri dağıtırlarken, eşzamanlı olarak... Herkes altını çizerek okusun lütfen... Türk kadın voleybolu, tarihi bir başarıya imza attı, Fenerbahçe, Eczacıbaşı, Vakıfbank, Zeren Spor, Kadınlar Avrupa Şampiyonlar Ligi’nin çeyrek finalinde tarihte ilk kez dört takımımızla temsil edileceğiz.

Laikliğe saldırıların böylesine arttığı bir dönemde, “laikliğin rol modeli” olan kadın voleybolcularımızın böylesine büyük bir başarıya imza atmaları... Türkiye’de laikliği asla yenemeyeceklerinin kanıtıdır!

Yazarın Diğer Yazıları