Lozan’dan tayta

Geçen hafta milletçe yine çok önemli bir meseleyi tartıştık. Bir valinin bisiklete binerken giydiği taytı!

Ayıpmış, yakışır mıymış, devlet adamı tayt giyer miymiş!

Kendi kendime “Nereden nereye geldik?” derken aklıma Lozan geldi. Çünkü 24 Temmuz’da Türkiye’nin kuruluş senedi olan Lozan Antlaşması’nın 103’üncü yılını geride bırakıyoruz.

Biz bugün kendi valimizin spor giyiminden utanan, birbirinin üstüyle başıyla uğraşan bir sığlığa hapsolmuşken; 103 yıl önce Lozan’a düşman masasına giden heyetimiz kıyafetini bile devletin itibarı sayıyordu.

★★★

1922’nin sonlarıydı. Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanmış, memleketin üstünden yoksulluk, kan ve barut kokusu henüz kalkmamıştı. Devletin kasasında para yoktu. Ama Türkiye’nin sınırlarını görüşmeye gidecek heyete kaç takım elbise dikileceği hatta kalınlıkları bile Meclis’te tek tek tartışıldı.

Devlet, İsmet Paşa’ya üç takım elbise ve üç çift çorap diktirmek istedi. İnönü, eşi Mevhibe Hanım’ın meşhur “kumbarasında” yani beyaz rugan çantasında biriktirdiği parayla da bir takım alabileceğini söyleyerek, “Bana iki tane yeter” dedi. Biri gündüz müzakereleri, biri akşam yemekleri içindi.

Türk heyeti Avrupa diplomasisinin karşısına asker üniformasıyla değil, uluslararası protokole uygun batılı kıyafetlerle çıktı. “Barbar”, “Hasta Adam” denilen bir ülkenin heyetine Batı basını günlerce yer verdi. Frakları, paltoları ve silindir şapkaları hem şık, hem yeni kurulacak genç devletin özgüveniydi.

İngiliz Bakan Lord Curzon 4 Şubat 1923 gecesi İsmet Paşa’nın önüne Türkiye’nin bağımsızlığını sınırlayan bir taslak koydu. İsmet Paşa imzalamadı. O şık frakın içinde, “Ben buraya Mondros’tan değil, Mudanya’dan geldim” diyerek karşılarında mağlup değil, galip ve eşit bir milletin temsilcisinin bulunduğunu hatırlattı.

★★★

Lozan’da kılık kıyafetle müzakere masasına yansıyan bu devlet aklı, on yılda gündelik hayatın içine taşındı.

Yer Florya Plajı’ydı. Atatürk, modern şort mayosuyla halkın arasına karışıyor, yüzüyor, kürek çekiyor, gençlerle sohbet ediyordu. Aynı yıllarda ABD’nin İngiltere’nin birçok kentinde erkeklerin plajda üstsüz yani şort mayo ile dolaşması bile yasaktı. İlla “edepli” omuzdan askılı mayo giyilmesi gerekiyordu. Plajda göğüs kılı görünenlere “Goril misin sen” diye ceza kesiliyor, insanlar şortla denize girebilmek için resmen mücadele ediyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ise Florya’da halkıyla birlikte yüzerek modern yaşamın dersini veriyordu.

★★★

Aradan bir asır geçti.

Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli, Gençlik Haftası’nda bisiklet turuna katıldı. Sporun kuralı neyi gerektiriyorsa onu yaptı; taytını giydi, kaskını taktı ve pedal çevirdi.

CHP Milletvekili İnan Akgün Alp ise valinin fotoğrafını Meclis’te gösterip, “Ya bu valileri alın ya da bunlara birer asma yaprağı gönderin” dedi. Bu konuşmadan 17 gün sonra vali görevden alındı.

Üstelik bunu söyleyen, Lozan’da Batı’ya modernlik dersi veren, Florya’da şortla kürek çeken Atatürk’ün kurduğu partinin milletvekiliydi.

Bisiklete taytla binilir, denize mayoyla girilir, er meydanına kispetle çıkılır. Taytı görüp aklına “yaprak” gelenlerin psikolojisini Freud’un alanına bırakıyorum.

Birileri de çıkıp taytlı valiyi vatandaşın ciddiye almayacağını, devlet otoritesinin kurulamayacağını söyledi.

Alakası yok.

Devlet otoritesi takım elbise kumaşıyla değil, adalet ve vizyonla kurulur. Bir şehirde vali bisiklete biniyorsa halk pedal çevirir. Raket alıp korta iniyorsa gençlik tenise yönelir. Liderlik, otoriteyi korkuyla değil, ilham vererek kurmaktır. Atatürk gibi...

★★★

Peki halkımız gerçekten tayttan rahatsız mı?

Sayılarla konuşalım. Türkiye hazır giyim pazarındaki verilere göre kadın alt giyiminde satılan her 10 üründen 3’ü tayt. İnternetten alışveriş raporlarında tayt; kot pantolonun hemen ardından en çok satılan ikinci ürün. Türkiye’de kadınlara yılda 45 milyon tayt satılıyor. Her kadının gardırobunda ortalama 3-5 tayt olduğu hesaplanıyor. Tayt artık yalnızca spor salonunda giyilen bir ürün değil.

Günlük tayt var. Spor taytı var. Termal tayt var. Hamile taytı var. Toparlayıcı tayt var. Kısa, uzun, parlak, mat, pamuklu, likralı, kot görünümlü tayt var.

Yani bu halk tayttan utanmıyor; taytı sepete ekliyor.

Televizyonda Ajda Pekkan’ı, Hadise’yi, Gülşen’i, Hande Yener’i, Survivor’ı, O Ses Türkiye’yi izliyor. Manifest’e, Simge’ye, Aleyna Tilki’ye, Tarkan’a, Jennifer Lopez’e bilet alıyor. Aynı konser alanında başörtülü kadın da var, şortlu genç kız da...

Çünkü gerçek hayat, siyasetin çizdiği yapay sınırların çok ötesinde.

Halkın çoktan normalleştirdiği bir kıyafeti, siyaset hâlâ devlet krizi gibi tartışıyor.

Bir yanda Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nda taytlarıyla pedal çeviren sporcuları alkışlayan devlet, diğer yanda aynı kıyafeti giyen kendi valisini görevden alan devlet...

Bizim ihtiyacımız asma yaprağı değil; 100 yıl önce kurulan Cumhuriyet’in özgüvenine, zarafetine ve devlet aklına yeniden kavuşmaktır.

Yazarın Diğer Yazıları