“Mankurtlaşan” toplum köle olur!

Karaman Valiliği, İstiklâl Marşı’nın kabulü ve Şair Mehmet Akif Ersoy’u anma günü kapsamında düzenlenen programda İstiklâl Marşı’nın Arapça okutulmasına ilişkin, okul yöneticileri ve sorumlular hakkında soruşturma başlattı.

Dileriz bu soruşturma sadece “Öfkelenen halkımızın gazını almak için değil” sorumluların cezalandırılması içindir.

Olay hem çirkin, hem de çok üzücüdür ve son yirmi yılda ülke olarak geldiğimiz noktayı göstermesi bakımından hayli düşündürücüdür.

★★★

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, bu skandalı yaratanları “Mankurtlaşmakla” suçlayarak şöyle dedi:

“22 Arap ülkesinden hiçbirinin aklına millî marşlarını Türkçe okumak gelmez. Ülkemizde ise, millî bilince sahip olmayan ‘Arapperest’ bir azınlık İstiklâl Marşı’nı Arapça okumak gibi bir zavallılığı temsil ediyor. Bir Türk, iyi bir Türk olmadan iyi bir Müslüman olamaz. İstiklâl Marşı’Arapça okuyanlar, bağımsızlığın anlamını kavrayamayan mankurtlardır!” dedi.

Peki, nedir MANKURT?

Olay gerçekten ülkemizde bir kısım insanların, millî benlikten uzaklaşıp “mankurt” haline geldiğini gösteriyor.

Bu vesileyle, yıllar önce yazdığım “Mankurt efsanesi” hakkındaki yazımı okurlarımla bir kez daha paylaşmak istiyorum.

★★★

“Mankurt efsanesi” Türk dünyasının en büyük yazarlarından olan ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un anlattığı bir Orta Asya öyküsüdür.

Aytmatov, bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felâketin, toplumun mankurtlaşması olduğunu söylemiştir.

Mankurtlaşmak, günümüzde ulusal kimlikten uzaklaşmak, topluma ve kültüre yabancılaşmak, zihnin yeniden inşası yoluyla bilinçsizleşmek, teknolojide gelişmiş egemen güçlere ve dünyayı yöneten süper devletlere yaranmak anlamında kullanılıyor.

★★★

Beyni yıkanarak mankurtlaştırılan kişi, düşmanını efendi olarak kabul ediyor, kendi halkına ve değerlerine karşı savaşan bir köle oluyor!

Bu, elbette ki kısa sürede olmuyor. Uzun bir zaman dilimine yayılıyor, ulusal refleksler yavaşlatılıyor, millî direnç kırılıyor!

Mankurt, efendisine sadık, onun sözünden asla çıkmayan, karnını doyurmaktan başka bir şey düşünmeyen, efendisinin emriyle öz annesini bile öldüren bir yaratık!

★★★

Orta Asya’da, Juan-Juan isimli barbar bir toplum, tutsak ettiği insanları nitelikli (!) köleler haline getirmek için onların hafızalarını silermiş. Bunu şöyle yaparlarmış:

Önce tutsağın başını kazır, saçlarını tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bu arada bir deveyi keser, derisinin en kalın yeri olan boynundaki deriyi tutsağın kanlar içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış.

Kuruyup büzülen deri, kafayı mengene gibi sıkıp, dayanılmaz acılar verirmiş. Bir yandan da kazınan saçlar büyüyüp dışarı çıkamayınca başına batarmış.

Tutsak, kafasını yerlere vurmasın diye bir kütüğe bağlanır, yürek paralayan çığlıkları duyulmasın diye elleri ayakları bağlı olarak ıssız bir yerde d*-ört-beş gün aç-susuz bırakılırmış. Beşinci günün sonunda tutsakların çoğu ölür, kalanlar ise belleklerini yitirirmiş.

★★★

Tutsak zamanla kendine gelir, yiyip içerek gücünü toplarmış. Ama artık o bir insan değil, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan “mankurt” olurmuş.

Bir mankurt, kim olduğunu, hangi soydan geldiğini, anasını, babasını ve çocukluğunu bilmezmiş. Bilinci ve benliği olmadığı için, insan olduğunun bile farkında değilmiş...

Ağzı var, dili yok, itaatkâr bir hayvandan farksız. Kaçmayı hiç düşünmeyen bir köle. Onun için önemli olan tek şey karnını doyurmak ve efendisinin emirlerini yerine getirmek...

★★★

İşte toplumumuzda olup bitenleri, “Mankurt efsanesi” ile değerlendirmek gerek... Bugün, Türk toplumunun “mankurtlaşmasına” çalışanlar var. Ulusal kimliğimiz, kişiliğimiz, büyük bir saldırı altında... Geçmişimiz ve kim olduğumuz bize unutturulmak isteniyor.

Bu köleleşme olgusudur ve ülkemizdeki mankurtlaşma sürecinin bir bölümüdür!

GÜNÜN SÖZÜ

Vicdanın ve yasaların bittiği yerde zorbalık ve zulüm başlar!

Yazarın Diğer Yazıları