Mekke İttifakı ve Türkiye’nin sınavı

8 Ekim 2026...

Yemen’de Husiler, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da havalimanını vurdu.

Yemen’in dağlarında başlayan savaş, artık Suudi Arabistan’ın başkentine uzandı.

Ve Türkiye’nin önünde asıl soru şu:

Türkiye Suudi Arabistan’ın savunmasına destek verirken, Yemen savaşının tarafı olmamayı başarabilecek mi?

★★★

Son iki ayda bu köşede Mekke İttifakı’nı, Hürmüz’deki çatışmayı, Yemen’in ateşini ve Anadolu’nun Yemen topraklarında yitirdiği evlatları yazdım.

Bu yazıların ortak uyarısı şuydu: Bir savunma anlaşmasının gerçek sınavı, imzanın atıldığı salonda değil, müttefikin saldırıya uğradığı gün başlar.

İşte o gün geldi.

★★★

Husiler, Eylül 2026’da Kızıldeniz kıyısı boyunca ilerleyerek Babülmendep Boğazı çevresinde önemli kazanımlar elde etti.

Suudi Arabistan, Husilerle savaşan Yemen hükümetine her türlü desteği sağladı. Husilere 100 savaş uçağıyla yoğun hava saldırıları düzenledi.

Terlikli savaşçı Husiler, şiddetli hava ve kara saldırılarına rağmen, güneybatı Yemen’in dağlık kenti Taiz çevresinde ilerledi.

Ulaştırma yollarını kontrol altına aldı, kentteki hükümet güçlerinin ikmalini zorlaştırdı.

★★★

Savaşın ikinci cephesi, Suudi Arabistan’ın havalimanları...

Husiler, 5 Ekim 2026’da Cizan ve Necran havalimanlarını füze ve İHA’larla vurdu. Ardından, Riyad ve Abha’daki havalimanlarını hedef aldı. Hasar, ölü ve yaralılar oldu.

8 Ekim 2026’da, Riyad’da Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı yeniden vurdu.

Başkentte bir yolcu uçağı zarar gördü, uçuşlar iki gün aksadı.

★★★

ABD, Suudi Arabistan’a danışmanlık, istihbarat ve hedef belirleme desteği sağlıyor.

Pakistan ise, ekipman, danışmanlık ve savunma desteği veriyor.

ABD’nin ve Pakistan’ın desteğine rağmen, Husiler dağlık arazide baskı kurmayı, ikmali zorlaştırmayı, deniz ulaşımını aksatmayı başardı...

En önemlisi, savaş Suudi Arabistan’ın içine taşındı.

★★★

5 Ekim 2026...

Bu tarih, Türkiye için bir dönüm noktası...

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, ortak savunma taahhütlerinin uygulanması ve kararlaştırılan askerî güç ve yeteneklerin Suudi Arabistan’a hızla konuşlandırılması yönünde karar aldı.

8 Ekim 2026’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin saldırı harekâtına katılmayacağını belirtti. Hava savunması, elektronik harp ve teknik destek seçeneklerinin değerlendirildiğini söyledi.

Bu açıklama önemlidir.

Ancak savaş sürerken bir ülkenin savunmasına askerî destek vermek, çatışmanın tarafı olarak görülme riskini doğurur.

Husilere karşı oluşturulan cephede konumlanmak
demektir.

Yani İran’a karşı, Türkiye’nin ABD ve Suudi Arabistan’la aynı cephede değerlendirilmesine yol açar.

Dahası, Türkiye ve Pakistan’ın Suudi Arabistan’a, savunma amaçlı da olsa, askeri güç konuşlandırması çatışmanın sınırlarını büyütebilir.

★★★

Türkiye için olası riskler...

Suudi Arabistan’da konuşlandırılan Türk askeri unsurun saldırıya uğraması durumunda, Türkiye karşılık vermeyecek mi?

Türkiye çatışmanın tarafı olarak görülürse bölgedeki personeli, tesisleri ve ticari gemileri tehdit altında kalmaz mı?

Türk askeri unsularının Suudi Arabistan’a konuşlandırlması, sınır komşumuz İran’la ilişkileri olumsuz etkilemez mi?

Devlet aklı, Anadolu’ya yeni bir Yemen türküsü söyletmemeyi gerektirir.

★★★

Peki...

Desteklenen Suudi Arabistan, hangi milli politikamızda yanımızda oldu?

Mesela Yunanistan, 2021’den beri Suudi topraklarında Patriot bataryası ve askerî personel bulunduruyor. İki ülke ortak hava tatbikatları düzenliyor. 2025’te, uzun vadeli askerî ortaklık hedefiyle savunma ve güvenlik alanında 19 girişim üzerinde uzlaştı.

Türkiye savunma desteği verirken, Suudi Arabistan’ın Yunanistan’la savunma işbirliği hesaba katıldı mı?

Mesela, Suudiler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) tanıma yönünde adım attı mı? KKTC’yi savunan herhangi bir açıklama yaptı mı?

Ya da Yunanistan’a karşı, Türkiye’nin lehinde herhangi bir mesajı oldu mu?

Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin haklarını
destekledi mi?

Mesela, KKTC’ye uçuş başlatmak için adım attı mı?

★★★

Ama asıl önemli ayrıntı gözden kaçmamalı...

4 Haziran 2015, Washington...

ABD’nin etkili düşünce kuruluşu CFR’de, İsrailli diplomat Dore Gold’la Suudi Arabistan temsilcisi emekli General Enver Macid Eşki aynı platformda konuşur.

Ancak bu toplantı öncesinde, iki ülke temsilcileri 2014 başından itibaren 17 ay içerisinde Hindistan, İtalya ve Çek Cumhuriyeti’nde beş gizli görüşmede bir araya gelirler.

Görüşmelerin ana gündemi, İran’ın bölgesel etkisini sınırlamak...

Suudi temsilcisi Eşki, 4 Haziran 2015’te ABD’de CFR toplantısında Türkiye, İran ve Irak topraklarını kapsayan bağımsız bir Kürdistan önerisini açıklar.

Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ilgilendiren böyle bir önerinin dile getirilmiş olması, hafızadan silinecek bir ayrıntı değildir.

Türkiye, Suudi Arabistan’la Mekke İttifakı’nı imzalarken bu ayrıntı düşünüldü mü?

Türkiye, Suudi Arabistan’a en azından şu soruyu sormalıdır: Temsilcinizin 2015’te ortaya koyduğu bağımsız bir Kürdistan önerisi karşısında, bugünkü tutumunuz nedir?

İttifakların temeli güven olabilir; ama devlet aklının temeli hafızadır.

Yazarın Diğer Yazıları