Mevsim geçişlerinde neden herkes hasta oluyor?
Bunun nedeni sadece dışarıdan virüs kapmak değildir. Asıl mesele vücudun ısı dengesini koruyamamasıdır. Vücut ısısı düşünce içimizde sessiz duran virüsler uyanır… 15 günlük D vitamini deposu ise enfeksiyonda 48 saatte biter.
Biyokimya Uzmanı Ayşegül Çoruhlu, sağlıklı uzun yaşamın (longevity) sırlarını vermeye devam ediyor. SÖZCÜ TV’de Simge Fıstıkoğlu’nun sorularını yanıtlayan Dr. Çoruhlu, bu kez özellikle mevsim geçişlerinde bağışıklığı güçlü tutmanın ve D vitamininin önemine dikkat çekti…
Simge Fıstıkoğlu’nun sorularıyla ‘Dr. Ayşegül Çoruhlu ile Longevity’ programı Pazar 14.00’te, tekrarı ise aynı gece 01.00’da SÖZCÜ Televizyonu’nda.
Ateş iyi bir şeydir
Buradan immüniteye gidelim... Kan sayımı testi yaptırıyoruz. Orada lökositler, beyaz küreler düşük, lenfositler düşük, nötrofiller düşük...
Kemoterapi alanlarda bunlar çok düşer ve bir daha kemo yapmazlar. Ve derler ki bak enfeksiyona çok açıksın. Sonra ateşli bir hastalık geçiriyoruz. Bakıyoruz, lökositler tavana çıkmış. Ateş olduğunda bunlar yükseliyor. Demek ki ateş, vücut için bir sinyal. Tersinde de aşağı düştüğünde immün sistem bir miktar düşmüş oluyor. Niye sauna iyidir, hamam iyidir?
Terleme tamam ama o sahte ısı dışarıdan geliyor, vücut için silkelenip düğmeye basıyor. Bana hastalarım hep der “Benim ateşim hiç çıkmaz, ayakta geçiririm.” Bak bu istatistiksel olarak o insanların ileride sevmediğimiz hastalıklara yatkınlığına artı bir yazıyor. Vücudun ateş çıkarabilmesi lazım.
Sonbahar ve ilkbaharda ani ısı farkları oluyor
Bana hep soruyorlar ‘Niye bu mevsim geçişinde herkes hasta oluyor?’ diye… Şimdi buna çok açıklama yapılıyor: Kapalı yere girdin, hava sirkülasyonu az, çocuk okuldan getirdi falan… Ben başka bir yerden başlayacağım. Bence asıl mesele termoregülasyon. Yani vücut ısısıyla dışarının ısısı arasındaki farka adapte olurken yaşadığımız problem.
Çünkü bakın, kışın çok soğuk olduğunda, sonbahar ve ilkbahardan daha soğuk olmasına rağmen o kadar devrilmiyoruz. Çünkü adaptasyon oluyor. Ona göre giyiniyoruz, evler ona göre oluyor, güneşi görünce hemen açılmıyoruz.
Ama sonbahar ve ilkbaharda bir günde üç mevsim yaşıyoruz. Güneş var ile yok arası bir durum oluyor.
İşte o arada üşüyoruz…
İçinizde uyuyan virüslere dikkat
Şimdi buradan nereye geleceğim? Burnumuzla göğsümüzün arasını düşünün. Üst solunum yolu enfeksiyonu diyoruz. Biz biraz üşüdüğümüzde dışarıdan bakteriler koşarak mı geliyor bize, yoksa bizim içimizde uyuyan, dormant, latent dediğimiz virüsler mi var? Uçuk örneğini düşünün. Stres olunca uçuk oluyoruz ama Herpes virüsü bizde zaten var. Onu bir yerden almadık.
Bağışıklığımız düşünce o çıkıyor. Grip olduğunda da sürekli influenza diyoruz. Influenzanın versiyonları ama hep influenza. Vücudumuz steril değil. Ağız, burun... Her şey var. Vücut
ısısı 37 derece ve üstündeyken bizimle yaşayan bu ajanlar sessiz kalmaya daha müsaitler. Ama o derece biraz düştüğünde onlar kafalarını çıkarabiliyorlar.
Yani soğuk, onlara uykudan uyanabilme şartı vermiş oluyor.
İşte en pratik korunma yolu
Peki nasıl hasta olmayacaksınız? Benim kendi tecrübeme göre en önemlisi boynunuzu kapatacaksınız. Bizim klinikte klasik kış sözümdür: ‘’Bağrını kapa!’’ Giyinmek demek üst üste sırtına giyinmek değildir. Biz bu bölgeye soğuk havayı nefesle veya karşıdan direkt sokuyoruz. Orası üşüyünce latent olanlar uyanıyor. Sıcak havlu koy, şal bağla. Yakmayın kendinizi ama orayı sıcak tutun.
Mutlak lenfosit sayınız kaç?
Herkes koşup testlerine bakabilir. Enfeksiyon veya başka hastalıklara yatkınlığı gösterecek bir test var mı? Var. Kan sayımı testinde mutlak lenfosit sayısı diye bir şey var. Bazen sadece lenfosit sayısı der. Orada iki tane lenfosit görürsünüz. Biri yüzde oranı verir, öbürü 1 noktalı, 2 noktalı bir rakam verir. Biz yüzdeye bakmayacağız, o noktalı rakama bakacağız. Normal aralığı 1 ile 4.8 ya da 1000 ile 4800 gibi yazar. Bizim için önemli olan 1.5 ve üstü olmasıdır. Ancak hep 1.5 ve altı gidiyorsanız, hep 1.2, 1.1... Veya 3 sene önce 2’lerdeydi de her yıl 1.7’ye düşmüş... Bu bir alarm olmalı…
Vücudun en büyük savaşçısı
Bu ana akım tıpta konuşulan bir şey değil ama arkası biyokimya. Lenfosit sayısı size NK’ler, yani Natural Killer, doğal öldürücü hücreler hakkında da fikir verir. NK’leri ayrı ölçtürseniz ekstra pahalı ve laboratuvarlar yapmıyor. NK’ler vücudun en büyük kamikaze grubudur. T-lenfositler, B-lenfositler kolektif çalışır. T’lere birinin “Bu düşmandır” demesi lazım. B’ler gelip antikor yapar. NK’ler öyle değil. Hiç kimseye haber sormuyorlar. Direkt tarıyorlar ve ilk defa şak şak şak öldürüyorlar. Tümör öldürücülükte çok önemliler. İlk hat onlar…
Depoyu doldurmanın en hızlı yolu
D vitamininin dozunu artırsanız da karaciğerin iş süresi var. Mutlaka karaciğerden geçecek. İşte bu yüzden karaciğere hiç uğramayan bir forma ihtiyaç var.
Benim Rapid diye anlattığım, 3 kat hızlı bu işi yapabilen formül bu yüzden önemli. Ağızdan alıyorsunuz, hiç karaciğere uğramıyor, kandakiyle aynı. Saatler içinde yükseliyor. Antibiyotik aldığım anda da aklıma önce savaş yapacakların silahlarını artırma kafasıyla D vitamini gelmeli. Viral konularda antibiyotik zaten çalışmıyor, yorgan döşek yatıyoruz.
Orada da hop D akla gelmeli.
Enfeksiyon D vitamini deposunu bitiriyor
Ve geldik D vitaminine... Bütün yollar D vitaminine çıkıyor. Bağışıklık hücrelerinin silaha ihtiyacı var. İçleri sürekli silah dolu değil. Karar aldıktan sonra kendi DNA’larından, çekirdeklerinden silah üretiyorlar. Parçalayıcı enzimler üretiyorlar.
O silah üretim kapasitesi D vitamini olduğunda maksimum olurken, D olmadığında çok güçsüz oluyor. Birinci konu bu… İkinci konu daha önemli, bir matematik meselesi. Gittiniz D vitamininizi ölçtürdünüz, 50 çıktı. Kimse kötü demiyor. Hadi 40 olsun. Normal hayatta bu 40 size 15 gün yetecek. Bir deponuz var. Enfeksiyon oldu. Vücuda virüs girdi. Bizim makrofajlar ne yapıyor? Kandaki 40’ı oradan vakumla çekiyorlar. O yüzden enfeksiyon başlamadan önce 40’tı ama enfeksiyon başladığında o hemen aşağı inecek. 24-48 saatte biter. Depo boşaldı. Şimdi doldurmam lazım. Gidiyorsunuz ve her zaman aldığınız gibi bir tane D3 alıyorsunuz.
O bir taneciğin ağızdan girip emilip karaciğere gidip dönüşüp kana geçip depoyu doldurması matematiği ne biliyor musunuz? 3-4 hafta...
Ne yiyip, içmeliyiz?
Vücut kırgınken su içeceksiniz, terleyeceksiniz, ilaç atılacak, hidrate olacak. Ilık limonlu su, pancar suyu, mor lahana, zencefil, karabiber, kırmızı biber... Bunlar vücuda ısı da verir, iyi gelir. Tavuk suyu, bol limonlu çorbalar, papatya çayı gibi sakinleştirici şeyler iyi. Bağışıklığın yüzde 80’i bağırsakta diyoruz ya… Oraya kötü şeyler koyduğunda kendi savaş ordunun bir kısmını orada meşgul ediyorsun. Gluten grubu, süt grubu orayı dürtüyor. Grip olunca canın karbonhidrat çeker ama ekmek, börek yerine mısır ekmeği, pilav, patates haşlaması gibi glutensiz ve sindirimi kolay şeyler yiyin.
Ve en önemlisi: Vücut hasta olduğunda otomatik iştahı keser ve uykuyu öne çıkarır. Çorbanızı içip, karanlıkta uyuyun. Ne kadar erken yatağa, o kadar iyi.