Nalıncı keseri gibi hep kendilerine kesen NATO Ankara'da toplanıyor

4 Nian 1949 NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) kuruluyor. Türkiye’nin de içinde olduğu 32 üyesi var. Amaç, üye ülkelerin özgürlük ve güvenliğini korumak.

İsrail, Nato üyesi değilken 1994 yılında kurulan “ Akdeniz Diyaloğu” programı kapsamında Nato’nun aktif bir ortağı oluyor.

Yani kuruluş amaçlarından ilki olan özgürlük ve güvenlik denmesine bakmayın. Bu ilkeler yalnız kendileri için geçerli. Savaş baronları, bahaneler uydurup dünyanın her yerinde masum insanlar üzerine bomba yağdırır. Adına da, oralara demokrasi götürüyoruz diye dillendirirler. Vietnam, Afganistan, Pakistan, Kuzey Afrika ülkeleri, Irak, Suriye, Venezuela ve son olarak da İran. Gittikleri yerlerdeki tüm yeraltı kaynaklarına çökerler.

Gerçekte Nato’nun sadece adı vardır. ABD’nin başındaki ne derse o oluyor.

Yukarıda saydığım ülkelerde oluk oluk kan aktı, masum insanlar öldüler ama hiçbir kurucu üyeden karşı duruş olmadığı gibi çoğu da bu katliamlara katkı verdiler.

Şimdi bu, sözde özgürlük ve güvenlik örgütü NATO 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanıyor. Toplantı yapılacak diye aylardır inanılmaz bir telaş ve hareketlilik var. Trump’ın uçağı inebilsin diye neredeyse yeni bir havaalanı ve konukevi yapıldı. Toplantının yapılacağı bölgede adeta sıkı yönetim ilan edildi. Nato üyesi dostlarımıza güzel görünmesi için geçiş yollarındaki binaların, dış cepheleri boyandı. Boya ile kurtarılamayacak kesimler panolarla kapatıldı. Amaç, sözde dost ülke delegasyonları yoksulluğumuzu görmesinler.

Sayın Erkan Baş diyor ki; “ Bu kadar savaş baronları, dünyanın bir çok yerinde masum insanların üstüne bomba yağdıranlar, sömürenler, Epstein belgelerinde adları geçen sapıklar geliyorlar. Bizim halkımızın nerelerde nasıl evlerde oturduğunu dünyanın görmesinden utanıyorlar. Bizi yönetenler dünyanın görmesinden utanıyorlar ama bizi aç, sefil, yoksul bırakmaktan utanmıyorlar” deyince haksız mı ??

Nato toplantısının bize maliyetinin 181 milyon olduğunu Sayın Çömez açıkladı. Gerçekten hiçbir masraftan kaçılmıyor. Ancak, memur, asgari ücretli ve emekli zam deyince mali imkanlar yetersiz deniyor.

1 Temmuz itibarıyla köprüler ve otoyollar zamlandı. Diğer zamlar sırada.

Zam deyince Anadolu’da çok dillendirilen alıntı bir öyküyü anımsarım.

Anadolu da dillere pelesenk olmuştur.

Çokça anlatılan bir hikayedir...

"Bir köylünün samanlığında yangın çıkar. Köy ahalisi samanlığın içinde bir adam olduğunu fark eder. Yangını el birliğiyle söndürdükten sonra, adamı ağır yaralı olarak apar topar hastaneye götürürler.

Hastanede bulunan doktor, adamı muayene ettikten sonra bir de röntgen çekilmesini ister. Çekilen röntgeni incelediğinde adamın her tarafında kırıklar olduğunu görür.

Doktor şaşkınlıkla adama sorar :

Siz, hastanemize yanık tanısıyla gelmişsiniz ama vücudunuzda yanıktan çok kırık var.

Bu nasıl oluyor ?

Adam cevap verir :

Samanlık yanarken alevler bana da sıçradı.

Köy ahalisi samanlığa girdiğinde kıyafetlerim yanmaya başlamıştı.

Beni kürekle söndürdüler."

Uzun sayılacak günlerden beri, mutfaklarda yangın var, geçim zor.

Malumunuz, Temmuz ayı çalışanların ve emeklilerin maaşlarına zam ayarlaması yapılacak olan ay. Şunun şurasında sayılı bir kaç gün kaldı.

Bir umutla bekleyenler bilsinler ki, adı zam olan veya adaletsiz vergi olan küreklerle vura vura yangını söndürmeye çalışacaklar. Dikkat ediniz, bir yerleriniz kırılmasın!.

SON SÖZ: "Okunsun diye değil, dokunsun diye yazılır bazı şeyler."

FRANZ KAFKA

Yazarın Diğer Yazıları