Nankörlüğün bereketli toprağı: Anadolu

Demokrasi, sadece seçimde çoğunluğun iktidarı belirlemesi değildir.

Demokrasi; hukuk, denetim ve güçlü kurumlarla iktidarın sınırlandırılmasıdır.

Orta Doğu, dünyanın en zengin enerji kaynaklarına sahip olmasına rağmen, demokrasi ve kalkınmada bir türlü ilerleyemeyen bir bölgedir.

★★★

Orta Doğu ülkeleri, bağımsızlıklarını kazandıktan sonra da sömürge döneminden miras kalan yönetim anlayışını sürdürdü.

Bu yüzden, demokrasiyi ve gelişmeyi sağlayacak güçlü kurumları bir türlü oluşturamadı.

Oysa İslam dünyası, 9. ve 12. yüzyıllar arasında Bizans’tan daha ilerideydi.

Bu dönem, İslam medeniyetinin altın çağıydı.

Farabi, Harezmi, Ömer Hayyam, Razi, Ravendi, İbn Sina ve İbn Rüşd gibi filozof ve bilim insanları bu dönemde yetişti.

★★★

Türkler, 4. yüzyıldan 1699 Karlofça Antlaşması’na kadar yaklaşık 14 yüzyıl, Avrupa karşısında üstünlük sağladı.

Avrupalıların “Tanrı’nın Kılıcı” adını verdiği Attila, 5. yüzyılda İtalya’ya girerek Batı Roma İmparatorluğu’nun çözülme sürecini hızlandırdı.

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethederek Bizans’ı ve Orta Çağ’ı sonlandırdı.

★★★

Gel zaman, git zaman...

Zamanla üstünlük Batı’ya geçti.

Osmanlı’da, “kâfir icatlarını” öğrenmenin ve “kâfir” öğretmenlerden ders almanın caiz olup olmadığı tartışıldı.

Avrupa’da 1450’lerde kullanılmaya başlanan matbaa, Osmanlı’da ancak 1729’da kurulabildi.

Ancak bu girişim, 13 yıl sonra 1742’de kesintiye uğradı.

Türkçe ve Arapça baskı yapabilen matbaaların yaygınlaşması, ancak 1796’dan sonra mümkün oldu.

★★★

Osmanlı Devleti, 600 yıllık tarihinde İbn Sina ve İbn Rüşd düzeyinde bir filozof veya bilim insanı yetiştiremedi.

Haremle ve saray mücadeleleriyle uğraştı.

Uygarlığa gözünü kapattı.

Bilime ve felsefeye geçit vermedi.

★★★

Avrupa ise, 15. ve 16. yüzyıllarda Rönesans’ın açtığı yolda bilim, sanat ve teknolojide büyük bir atılım gerçekleştirdi.

Koçi Bey, Padişah IV. Murat’ın isteğiyle 1631’de hazırladığı risalede, Osmanlı’nın gerileme nedenlerini açıkça ortaya koyar:

Adam kayırmacılık, rüşvet, liyakatin bozulması ve yozlaşma...

Osmanlı, bu sorunları gideremez ve çöküşe sürüklenir.

Devlet adamlarının bilgisizliği ve ihtirasları da rol oynar.

Ve 1683’te İkinci Viyana Bozgunu’yla başlayan geri çekilme ve toprak kaybı durdurulamaz.

★★★

Yükselme döneminde, beş milyon kilometrekareye hükmeden koca Osmanlı...

Üç büyük felaketle karşılaşır:

Birincisi: 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve Balkan (Tuna) topraklarının büyük bölümünün kaybı.

İkincisi: 1912 Balkan Savaşı ve Balkanların elden çıkması.

Üçüncüsü: Birinci Dünya Savaşı sonunda, Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden silinmesi...

★★★

Atatürk, 1683 yılında İkinci Viyana Bozgunu’yla başlayan çekilmeyi, 238 yıl sonra 1921 yılında Sakarya Meydan Muharebesi zaferiyle durdurdu.

1923’te Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte akıl, bilim, hukuk ve yurttaşlık temelinde çağdaş bir devlet düzeni oluşturuldu.

İslam dünyasından yalnızca Türkiye, Atatürk’ün stratejik öngörüsü sayesinde laikliği temel bir ilke olarak benimsedi.

Türkiye, diğer Müslüman ülkelere örnek olacak şekilde modern, çağdaş bir yapıya kavuşturuldu.

Böylece hukuk ve devlet yönetimi, dini kurallardan ayrıldı; çağdaşlaşma yolunda önemli bir adım atıldı.

Laik Cumhuriyet anlayışında biat yerine sorgulama, dogma yerine akıl ve bilim öne çıkarıldı.

Kadınlar, toplumda eşit bir konuma getirildi.

★★★

Ancak...

Cumhuriyet’e karşı çıkan çevreler, Atatürk’ten sonra gün geçtikçe güçlendi.

“İkinci Cumhuriyetçi”, “liberal sol”, “sözde aydın” ve benzerleri, Atatürk Cumhuriyeti’ne balyozla vurmaya başladı.

Bunlar için en büyük düşman, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve İslam dünyasının ilk büyük laik reformcusu Atatürk’tür.

Dahası, Atatürk’ün kurduğu parti de, 2000’lerden sonra bırakın mirasına sahip çıkmayı, Cumhuriyet’e en büyük darbeyi indirdi.

★★★

Ve...

Anadolu insanının büyük çoğunluğu, kendisine bağımsız bir ülke ve özgür bir vatan bırakanlara karşı nankörlüğün zirvesine tırmandı.

Saldırıları, uzaktan seyretti.

Modaya göre fikir değiştiren enteller, güce göre saf değiştiren liboşlar, alkışa göre yön değiştiren lümpenler, çıkarına göre konuşan tüccar aydınlar türedi...

Öyle böyle değil; her dönemin rüzgârına göre saf değiştirerek mantar gibi türediler.

Bereketlidir Anadolu toprağı...

★★★

Ve hâlâ...

Türkiye; Irak, Suriye, Yemen, Afganistan ya da Libya olmadıysa...

Kadın; belediye başkanı, vali, başbakan, milletvekili ve bilim insanı olabiliyorsa...

Bunu, Atatürk’e borçlu olduğunu bile bile inkâr edenlerin yaşadığı topraklardır Anadolu.

Aklını kiraya verenlerin, vicdanını teslim edenlerin bereketli coğrafyasıdır Anadolu...

Atatürk maskesi takanların da en bereketli toprağıdır Anadolu...

★★★

Falih Rıfkı Atay, Tevfik Fikret’in Nef’i için yazdığı dizeleri Atatürk’e uyarlayarak şöyle der:

“Muazzam bir nehir gibi coştu; fakat ne yazık ki çorak bir toprakta akıp gitti.”

Evet...

Hem çorak hem de nankör bir coğrafyada akıp gitti...

Çünkü bazı topraklar, kahramanlarını bağrında değil; nankörlüğünün karanlığında çürütür.

Yazarın Diğer Yazıları