Nevruz

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından sırtı sıvazlana sıvazlana iyice şımartılan bölücü örgüt, Nevruz şenlikleri adı altında gövde gösterisi yaptı.

İstanbul’un göbeğinde PKK bayrakları açıldı, Diyarbakır’daki kutlamalarda TUSAŞ katliamını yapan teröristlerin fotoğrafları pankartlaştırıldı, başkentimiz Ankara’da Öcalan posteriyle PKK sloganları atıldı.

Ve her yıl olduğu gibi yine aynı nakaratla, “Nevruz aslında kimin bayramı” tartışması başladı.

Baharın gelmesi harika bir duygu, hep birlikte kutlayalım.

Ama, bize dayatılan çarpıtılmış gerçeklere de asla inanmayalım.

Nevruz, Türkiye’nin bayramı değildir.

(Dikkat buyurun lütfen, “Türklerin bayramı değildir” demiyorum, “Türkiye’nin bayramı değildir” diyorum... Yüzyıllardır Azerbaycan’da, Türkmenistan’da, Özbekistan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da elbette kutlanıyor ama PKK icat edilene kadar, Türkiye’de kutlanmıyordu. Türkiye’deki Nevruz kutlamaları, PKK dayatmasıdır.)

Nevruz, orijinal kökeni itibarıyla, İran mitolojisidir.

En önemli kanıt nedir?

Fars şair Firdevsi’nin İran efsanelerini kaleme döktüğü Şehname’dir.

Bin yıl kadar önce yazıldığı tahmin ediliyor, 60 bin beyitten oluşuyor.

Nevruz’la alakalı bölümünde Kral Cemşid’in hikayesi anlatılıyor, Cemşid’in tahta çıktığı gün, Nevruz diye anılıyor, Farsçada yeni gün manasına geliyor.

Kral Cemşid tahtına oturunca halkına büyük hizmetler yapıyor, ancak, gel zaman git zaman, kibre kapılıyor, kendisini Tanrı’yla kıyaslamaya başlıyor. Tanrı da buna bela olarak, Dahhak’ı gönderiyor. Dahhak çok zalim biri... Cemşid’i deviriyor, yerine geçiyor, halka eziyet etmeye başlıyor. Vücudunda çıkan yaraları tedavi etmek için mesela, insanları öldürüyor, insanların beyinlerini merhem gibi yaralarına sürüyor filan, böyle biri... Neticede, çocukları Dahhak tarafından öldürülen demirci Kave diye biri çıkıyor, kılıçlar ve mızraklar yapıyor, çocuklarını kaybeden diğer insanlarla birlikte isyan başlatıyor, Dahhak’ı deviriyor. Dahhak’ın yerine Cemşid’in oğlu Feridun geçiyor. Feridun’un tahta çıkışı, Mihrican Bayramı olarak kutlanıyor. Mihrican, güneş takviminde, sonbaharın başlangıcı kabul ediliyor.

Yani... Demirci Kave’nin Nevruz’la alakası bile yoktur!

Nevruz’la müjdelenen Cemşid’tir.

Üstelik, yaşayıp yaşamadığı meçhul olan mitolojik karakter Kave’nin etnik kökeniyle alakalı ne bir bilgi kırıntısı vardır, ne de emare vardır.

Hal böyleyken, aradan bin yıl geçiyor, şak... Nevruz’un -ilk defa- Kuzey Irak’ta “milli bayram” olarak kutlanmaya başlandığı iddia ediliyor.

Demirci Kave, aniden Kürt ilan ediliyor.

İsmi değiştiriliyor, demirci Kawa haline getiriliyor.

Nevruz ise güya Kürtçeleştiriliyor, Newroz’a dönüştürülüyor.

Şehname’deki efsane eğilip bükülüyor, o efsanenin mutlu sonu olan Mihrican Bayramı yerine, mutlu tarih olarak “21 Mart” tercih ediliyor.

Yani, İran efsanesi komple modifiye ediliyor!

Yüzyıllardır İran’da kutlanırken, yüzyıllardır Azerbaycan’da, Kazakistan’da, Özbekistan’da kutlanırken, yüzyıllar boyunca Kuzey Irak’ta alakası bile yokken, tık diye modifiye ediliyor, Kuzey Irak’a bağlanıyor.

Peki, Nevruz’un Newroz olduğunu, Kuzey Irak’a ait bir kavram olduğunu, Kuzey Irak’ın milli bayramı olduğunu kim söylüyor?

Dünyada sadece bir kişi, Profesör Martin van Bruinessen söylüyor.

Kimdir bu arkadaş?

Hollandalı antropolog... Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de saha çalışmaları yapıyor, Kürt tarihi uzmanı olarak tanınıyor, Berlin Özgür Üniversitesi’nde Kürdoloji kürsüsünü yönetiyor, “Kürtler ve Aleviler” üzerine çalışmaları nedeniyle 2015 yılında Türkiye’de Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülü’ne layık görülüyor, yaşam boyu başarı ödülüyle onurlandırılıyor.

Girin Google’a bakın lütfen, her röportajında ne diyor?

“Türkiye devleti PKK’yla masaya oturmak zorunda” diyor!

Evet, Nevruz’un ilk defa Kuzey Irak’ta bayram ilan edildiğini iddia eden işte bu arkadaş... Tarihi modifiye ediyorlar, palavraya “bilim” süsü veriyorlar.

Sonra?

Nevruz bayramı, Türkiye’de ilk defa 1950’li yıllarda, Kuzey Irak’tan Türkiye’ye üniversite okumaya gelen öğrencilerden öğreniliyor.

Peki bunun böyle olduğunu kim söylüyor?

Kürt tarihi üzerine kitapları bulunan, Kürt araştırmacı Naci Kutlay söylüyor.

“Ankara’da bir avuç üniversiteli Kürt genciydik, Irak Kürtlerinin Newroz’u görkemli festivallere dönüştürdüğünü duyduk, tıp fakültesinde Iraklı Kürt arkadaşlarımız vardı, 1953 yılında Iraklı öğrenciler öncülük etti, üç odalı bir öğrenci evinde toplandık, İranlı ve Suriyeli bir iki arkadaş̧ da vardı, ilk kez Newroz’u kutladık” diyor.

Yani?

Modifiye edilen Nevruz, Irak’tan işte böyle transfer edildi.

Sonra?

12 Eylül darbesi oluyor.

Diyarbakır cezaevinde insanlık dışı işler, işkenceler yapılıyor.

Uludağ Üniversitesi eğitim fakültesini bitiren, PKK’nın kurucularından biri olan 27 yaşındaki Mazlum Doğan, Diyarbakır cezaevinde tutukluyken, 21 Mart 1982’de intihar ediyor.

Kimine göre kendini yakıyor, kimine göre kendini asıyor.

PKK, bu intiharı derhal propagandaya dönüştürüyor, Mazlum Doğan “çağdaş demirci Kawa” ilan ediliyor.

21 Mart, yani Mazlum Doğan’ın intihar ettiği gün, Nevruz’la özdeşleştiriliyor.

Sonra?

13 Mart 1990’da Mardin’de çatışmada ölen bir PKK’lının Nusaybin’deki cenaze töreni bekletiliyor bekletiliyor bekletiliyor, tam 21 Mart’ta yapılıyor.

Dicle Üniversitesi tıp fakültesi öğrencisi Zekiye Alkan, o gün, Diyarbakır surlarına çıkıyor, kendini yakıyor. Bu hadise de PKK propagandası tarafından derhal Nevruz’a bağlanıyor, “dişi Kawa” ilan ediliyor.

Sonra?

Sayın devletimiz bakıyor ki, bu Nevruz işi PKK malzemesi haline getiriliyor, şak... Nevruz aniden devletleştiriliyor!

İlk defa 1991 yılında, Kültür Bakanlığı tarafından bayram ilan ediliyor.

Tüm şehirlerdeki kültür müdürlüklerine resmi yazı yollanıyor, “21 Mart tarihi Nevruz Bayramı olarak kutlanacaktır” deniliyor.

Abdulhaluk Çay’ın 1985’te yazdığı “Nevruz/Türk Ergenekon Bayramı” isimli kitabı esas alınıyor. Hadi bakalım, valilerimiz, garnizon komutanlarımız, bakanlarımız filan, sanki kırk yıldır yapıyorlarmış gibi, örs üzerinde demir dövüp, ateşten atlamaya başlıyor, diyanet işleri Nevruz hutbesi yayınlıyor.

Giderek tırmanan, tuhaf bir rekabet oluyor... Devletle bölücü örgüt arasında kültürel bilek güreşinden ziyade, sidik yarışına dönüşüyor.

Koca koca siyasetçilerimiz mesela “Nevruz bayramımızı bin yıldır kutluyoruz” filan diye koca koca mesajlar yayınlıyorlar. Halbuki... Gençliklerinde Nevruz kutlarken çekilmiş, ateşten atlarken veya örs üzerinde demir döverken çekilmiş bir tane fotoğraf gösterebilirler mi?

Gösteremezler.

Çünkü yoktur.

Lütfen büyüklerinize, dedelerine büyükannelerinize sorun... 1991 yılından önce Nevruz ateşinden atlarken çekilmiş bir tane fotoğrafları var mı?

(Benim rahmetli annem Mardin doğumluydu, şark çıbanını Kaşıkçı elması gibi taşırdı yanağında, dedem desen, bütün ömrü Diyarbakır’da geçti, Karayolları’ndaydı, Bingöl’ün Muş’un Hakkari’nin Van’ın asfaltında emeği vardı, Nevruz diye bir bayram kutladıklarını ne gördüm, ne duydum... Bütün sülalede ateşten atlamayı geleneksel hale getiren bir tek ben varım, o da 21 Mart’ta değil, 5 Mayıs gecesi, Hıdrellez’de.)

Baharın müjdecisi olarak özellikle Ege Bölgesi’nde, İzmir’de, Manisa’da, hatta Bursa gibi İstanbul gibi Batı şehirlerimizde, Hıdrellez vardır, 5 Mayıs gecesidir, 21 Mart’la alakası yoktur... Trakya’da Kakava Şenlikleri var mesela, yüzyıllardır var, UNESCO Kültürel Miras Listesi’nde bile yer alır ama 5-6 Mayıs’tır, 21 Mart’la alakası yoktur.

Terörle mücadele denilen kavram, askerden polisten veya kanundan ibaret değildir, şuur gerekir, gerçek bilgiyle donatılmış toplum gerekir.

Baharın gelmesi harika bir duygu, isteyen ateşten atlasın, isteyen demir dövsün, herkesin kendi bileceği iştir, ama kimse kimseyi enayi yerine koymasın... Türkiye’de Nevruz, düpedüz PKK dayatmasıdır.

Yazarın Diğer Yazıları