Nobel'i onlar aldı, dersi Türkiye'ye kaldı!

Dün Nobel Ekonomi Ödülü'nün sahipleri açıklandı.

Ödül, iki Amerikalı ekonomiste, Robert E. Hall ve Michael Woodford'a verildi.

Peki ne yapmış bu iki ekonomist de Nobel'i kazanmış?

Aslında hepimizin anlayabileceği, son derece basit ama önemli bir meseleyi açıklamışlar.

Ekonomide her şey rakamlardan ibaret değil. İnsanların geleceğe nasıl baktığı, neye inanıp neye inanmadığı da en az o rakamlar kadar önemli.

Bir başka ifadeyle, ekonomiyi yönetmek istiyorsanız önce insanların beklentilerini anlamanız gerekiyor.

Şimdi size küçük bir hikâye anlatayım.

Bir mahallede iki bakkal olduğunu düşünün.

İkisi de aynı toptancıdan, aynı fiyata ürün alıyor.

Birinci bakkal, fiyatların önümüzdeki aylarda fazla değişmeyeceğine inanıyor. Bu nedenle normal kârını koyup satışını yapıyor.

İkinci bakkal ise yarın aynı ürünü çok daha pahalıya alacağını düşünüyor. Henüz maliyeti artmamış olmasına rağmen bugünden fiyatını yükseltiyor.

Aynı ürün, aynı maliyet, aynı mahalle...

Ama iki farklı fiyat!

Peki fark nereden kaynaklanıyor?

Beklentilerden.

İşte ekonomi dediğimiz şey biraz da böyle çalışıyor.

Şimdi gelelim Türkiye'ye...

Bizim ekonomi yönetimi yıllardır enflasyon hedefi açıklıyor.

Hedef tutmuyor, yenisi açıklanıyor.

O da tutmuyor, bir kez daha değiştiriliyor.

Merkez Bankası faiz artırıyor, ekonomi yönetimi enflasyonun düşeceğini söylüyor.

Peki vatandaş ne yapıyor?

Açıklanan hedeflere değil, cebindeki paraya ve geçmişte yaşadıklarına bakıyor.

Ev sahibi, gelecek yıl fiyatların daha fazla artacağını düşünerek bugünden yüksek kira istiyor.

Esnaf, yarın yerine koyacağı malın daha pahalı olacağını düşünerek fiyatına zam yapıyor.

İşçi, alacağı maaşın birkaç ay sonra eriyeceğini düşündüğü için daha yüksek ücret talep ediyor.

Herkes kendi geleceğini güvence altına almaya çalışıyor.

Sonuç?

Enflasyonla mücadele daha da zorlaşıyor.

İşte Nobel ödüllü ekonomistlerin çalışmalarının Türkiye açısından önemi burada.

Çünkü ekonomide beklentiler yalnızca açıklamalarla değil, güvenilir ve tutarlı politikalarla değişiyor.

Bizde ise ekonomi yönetimi üç yılı aşkın süredir görevde.

Enflasyon hâlâ yüksek, hayat pahalılığı devam ediyor, vatandaşın alım gücü üzerindeki baskı sürüyor.

Üstelik mesele sadece enflasyon da değil.

Bir tarafta yüksek faizlerle talep baskılanmaya çalışılırken diğer tarafta bütçeden devasa faiz ödemeleri yapılıyor. Kamu maliyesindeki bozulma da ekonomiye duyulan güveni olumsuz etkiliyor.

Şimdi soruyorum.

Vatandaş gelecek yıl fiyatların gerçekten istikrara kavuşacağına inanıyor mu?

Sanayici önünü görebiliyor mu?

Gençler beş yıl sonrasına ilişkin bir gelecek planı yapabiliyor mu?

İşte asıl mesele bu.

Dünya, ekonomide beklentilerin önemini ortaya koyan çalışmaları Nobel'le ödüllendirirken Türkiye'nin hâlâ güven sorunuyla boğuşması üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo.

Çünkü enflasyonu düşürmek için yalnızca faiz artırmak, hedef açıklamak veya rakamları revize etmek yetmiyor.

Topluma güven vermek gerekiyor.

Ve güven, bir gecede alınan kararla değil, yıllarca sürdürülen doğru politikalarla kazanılıyor.

Nobel'i iki Amerikalı ekonomist aldı.

Ama bana kalırsa bu ödülden çıkarılması gereken en büyük derslerden biri Türkiye'deki ekonomi yönetimine düşüyor.

Çünkü ekonomide rakamları değiştirmek kolay, insanların geleceğe ilişkin beklentilerini değiştirmek zor.

Yazarın Diğer Yazıları