“Obez devlet” kavramını Maliye literatürüne sokan kişi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olmuştur. Erdoğan, 24 Ekim 2017’de yaptığı grup konuşmasında “obez devlet” kavramının ana çerçevesini çizmiştir.
“Hâlâ obez bir devlet yönetimine sahibiz. Devletin büyük olması, güçlü olması farklıdır, obez olması, hantal olması, verimsiz olması daha farklıdır. Obezlikten devletimizi kurtarmanın şart olduğunu belirtmemiz gerek.”
Bu kavramı Cumhurbaşkanından ödünç alıyor ve bir metafor olarak kullanıyorum. Obez devlet, kocaman bir göbeği taşımaktan yorulmuş ve takati kalmamış incecik bacakları olan israfın, hantallığın, öngörüsüzlüğün, liyakatsizliğin, yolsuzluğun, rant kollamanın temel karakter haline geldiği devlet yapısına işaret ediyor. Özetle, obez devlet, her geçen gün daha fazla kaynak tüketen ama bu kaynakları toplum yararına dönüştüremeyen, göbeği büyüyen, kasları değil yağları artan devlettir. Hantaldır, verimsizdir, israfın kaynağıdır. Çok daha fazla tüketirken daha az ürün ortaya çıkarmaktadır.
Obez devletin kamu maliyesi kapsamındaki sonucu şudur: Daha çok vergi öder ama daha az ve/veya daha düşük kalitede hizmet alırsınız.
24 yılda 3.3 trilyon dolar vergi ödedik, ama yetmedi
Bizler 86 milyon vatandaş olarak devleti finanse ediyoruz. Yetmiyor, Cumhuriyet’in birikimi, fabrikalar, yollar, köprüler özelleştiriliyor. Yetmiyor, kamu taşınmazları satılıyor. Yetmiyor, borçlanılıyor.
2002-2025 dönemindeki 24 yılda 36 trilyon 883 milyar lira vergi ödedik. Son dönemde yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle bu tutarları TL cinsinden ifade etmek çok anlamlı olmayabilir. O nedenle yıllık ortalama ABD dolar kuru ile de hesapladım. Buna göre 24 yılda tamı tamına 3 trilyon 337 milyar 347 milyon dolar vergi ödedik. Ama yetmedi, yetiremedik.
Özelleştirmeden gelen 58.7 milyar dolar da yetmedi
Özelleştirme yoluyla kamu varlıkları satışa çıkarıldı, imtiyaz veya işletme hakkı devredildi. Özelleştirme uygulamaları her ne kadar 1986’da Turgut Özal döneminde başlasa da asıl yoğunlaştığı dönem 2002 sonrası olmuştur. Kırk yılda özelleştirilen yüzlerce kamu varlığı, hissesi, imtiyazı ve benzeri karşılığında elde edilen toplam gelir 66.3 milyar dolardır. 66.3 milyar dolarlık özelleştirmenin 58.7 milyar doları yani %89’u mevcut iktidar döneminde gerçekleştirilmiştir. Özelleştirmeden elde edilen milyarlarca dolar gelir de obez devleti doyuramadı. Çünkü kırk yıllık özelleştirmeden elde edilen gelir bir yıllık faiz ödemesine yetmez hale geldi.
14.5 trilyonluk ilave borçlanma da yetmedi
2003 yılı Ocak ayında Merkezi Yönetim borç stoku 252.1 milyar liraydı. 2026 Nisan ayı sonu itibarıyla borç stoku 14 trilyon 765 milyar liraya çıkmıştır. Ödediğimiz vergiler, kamu varlıklarının satışı yetmemiş ve borç stoku 14.5 trilyon lira artmıştır.
Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesine bile el atılmıştır. Yetmemiştir.
Dere yataklarına yapılan yapıların dahi affedilmesi pahasına hazinenin kasasına tek seferlik af gelirleri
konulmuştur.
Enflasyon vergisiyle dar gelirlinin cebine her saniye çalışan bir hırsız yerleştirilmiştir.
Obez devletin bağırsaklarına yerleşmiş parazitler, doymak bilmeyen açlıklarıyla vatandaşın sofrasından, porsiyonlarından çalmıştır. Sonra vatandaşa “porsiyonları küçültün” tavsiyeleri gelmiştir.
Devlet nasıl obez olur?
Obez devletin en karakteristik özelliği israftır. Bakın birileri israfın büyüklüğünü bir cümlede nasıl özetlemiş:
“Yav bu devlette öyle israflar var ki, öylesine masraflar var ki, anam anam anam anamm!” (Burhan Kuzu)
“İsrafın önünü alabilsek, sizden vergi toplamamıza gerek kalmazdı.” (Bülent Arınç)
Obez devlete giden hastalıklı sürecin en önemli nedeni kötü ve yozlaşmış yönetimdir. Yolsuzluk, yozlaşma, iltimas, nepotizm, rant kollayıcılığı, israf, lüks, şatafat, kuralsızlık, kamu ihalelerinde istisna bolluğu obez devlete giden yola döşenmiş taşlardır. Bütün bunlar sonucunda obez devlette aşağıdaki semptomların görülmesi kaçınılmazdır.
-Makam aracı saltanatı,
-Makam odası tefrişat düşkünlüğü,
-Temsil ve ağırlama giderleri,
-Bankamatik memurları,
-Gereksiz ve verimsiz yurt dışı ziyaretleri nedeniyle ödenen milyarlarca lira harcırah, yol ve konaklama masrafları,
-Yüzde 98 sapma gösteren öngörüsüz ve verimsiz yatırımlar,
-İhtiyaca göre değil, müteahhide göre ayarlanan işler,
-İşe göre adam değil, adama göre iş ve makam ihdasları,
-Kurum bütçesinden ziyafetler,
-Birden çok yerden maaş alan, makam kollayıcısı kamu bürokratları,
-Hak edilmeden yazılan fazla mesailer,
-Kamusal kaynakların, taşınmazların yandaş medya, vakıf ve derneklere aktarılması,
-Etkin işlemeyen ve her geçen gün şeffaflıktan uzaklaşan ihale sistemi nedeniyle yüksek maliyetlerle mal ve hizmet alımları,
-Sürekli ve orantısız büyüyen kamu teşkilatı,
-Bina kiraları,
-Kamu kaynaklarına hızla konmak için oluşturulmuş besleme sivil toplum oluşumları,
-Kamu kaynaklarıyla beslenen havuz medyası,
-Koordinasyonsuz, plansız yapılan altyapı nedeniyle yazboz tahtasına dönen yatırımlar,
-Liyakatsiz bürokrasinin kamuya verdiği tahribat.
Çözüm: Şeffaflık, liyakat ve hesap verilebilirliktir
İsrafın, yolsuzluğun, verimsizliğin, özetle devletteki obezite hastalığının en etkili ilacı şeffaflık, liyakat ve hesap verilebilirliktir. İşin ehline verildiği, kayırmacılığın, partizanlığın, nepotizmin prim yapmadığı; vergilerden kamu ihalelerine kadar her bir kuruşun toplanmasında ve harcanmasında şeffaflığın hâkim kılındığı; kamu kaynak ve gücünü kullanan herkesin yaptığı iş ve işlemlerin sonucu konusunda hesap verdiği bir sistemde devletin bağırsakları temizlenir. Tabii, bütün bunların ön şartı hukukun üstünlüğüdür.