Sevgili okurlarım, günlerden 2 Ekim 2018... İstanbul’daki Suudi Arabistan konsolosluğu binasına bir gazeteci girdi.
Cemal Kaşıkçı isimli bir Suudi vatandaşıydı. Pasaport işlemleri için önceden randevu almıştı. Nişanlısı olan Hatice Cengiz isimli Türk uyruklu bir kadınla birlikte kapıya kadar birlikte gelmişlerdi.
Gazeteci içeriye buyur edildi. Kadın ise çıkana kadar kendisini biraz ötede bekleyecekti.
Gazeteci içeriye girdi ama bir türlü çıkmıyordu. Nişanlısı olanı biteni merak etmişti. Bazı tanışlarına haber verdi... Çünkü Suudi yönetimine şiddetle karşı olan ve bütün dünyada tanınan bir gazeteci idi.
Adına Suudi Arabistan denilen ülke her türlü pisliğin içindedir. Devlet cinayetleri, uyuşturucu, insan haklarını tanımamak, fuhuş, ne ararsanız orada her türlü pislik vardır.
Nişanlı hanım kapıda saatlerce bekledi.
İş Türk polisine intikal etti...
Ve bütün pislik, iğrençlik ve rezalet işte o aşamadan sonra ortaya çıktı.
★★★
Konsolosluk yetkilileri polisin içeri girmesine izin vermiyordu. Sonunda acı gerçek karşımıza çıktı.
Cemal Kaşıkçı konsoloslukta öldürülmüştü.
Olaylar daha sonra çorap söküğü gibi ortaya çıkarıldı. Konsolosluk gerçi kendisine randevu vermişti ama bu bir ölüm emriydi.
Riyad’dan kendilerine emir gelmiş ve yedi adet Suudi görevli özel uçaklarla İstanbul’a gönderilmişti.
İçlerinde kemik kesme uzmanları, ceset yok etme, ceset eritme uzmanları bile vardı.
Kendilerine Veliaht Prens bin Selman tarafından verilen emir kesindi:
“Cemal Kaşıkçı’yı konsoloslukta öldürecek ve cesedini yok edeceksiniz.”
★★★
Kaşıkçı ana kapıdan içeri girdi, doğruca konsolosun odasına alındı. Orada konsolos dahil birkaç kişi üzerine saldırdı.
Önce ‘muhalifliği’ için ana avrat sövdüler, bir miktar sorguladılar, arkasında kimlerin olduğunu öğrenmeye çalıştılar. Ama yanıt alamadılar. Sonra tekme ve yumruklarla yere yatırdılar, hemen ardından vücuduna birkaç iğne yapıp uyuttular.
Sıra cesedi kesip biçmeye gelmişti.
Riyad’dan gelen işin erbabı kasaplar, yok etme uzmanları işi bitirdiler.
★★★
Peki ama o ceset parçaları nasıl yok edilecekti?
Merak edilecek bir durum yoktu!..
Çünkü İstanbul’a gönderilen katiller arasında ortopedi uzmanları bile vardı!
Bu rezalet Türkiye’de ve bütün dünyada büyüdü. Sonuçta baskıya daha fazla direnemeyen Suudi hükümeti konsolosluk binasını Türk polisine açmak zorunda kaldı.
Her yer didik didik edildi, en çağdaş yöntemlerle arandı, binaya giriş çıkışlar denetim altına alındı ama ceset yine de bulunamadı.
Biz ceset ararken Suudi Arabistan’dan özel olarak getirilen işin uzmanı özel katiller sırayla Atatürk havalimanına götürüldü.
Kendilerini bekleyen özel uçaklarına bindiler ve hepsi pırrr! Konsolos dahil.
★★★
Türkiye’de yer yerinden oynadı. Ben şahsen en az 15-20 yazı yazıp işin üzerine kendimce gittim ama hırsızlardan oluşan Suudi hükümetinden hiç ses çıkmadı. Üstelik itiraf edeyim, ağır hakaretler ettim... Çünkü hak etmişlerdi. Ama her nedense bu gibi soysuzların yüreği epeyce geniş oluyor, hiç umursamıyorlar!.
Recep Tayyip onların gelmiş geçmiş en büyük dostlarından biri.
O da hiçbir şey söyleyemiyordu çünkü günün birinde zora düşersek Suudi dostlarından petrol ve para almayı düşünüyordu!..
★★★
Ben şimdi bu yazıyı durup dururken niye yazdım acaba!..
Bundan üç gün önce bizim kafile Recep Tayyip dahil tam kadro Riyad’a gitti ve bir savunma anlaşması imzaladı.
Anlaşmanın üç taraf ülkesi var:
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan..
Yani Allah korusun (!) birileri günün birinde Suudi Arabistan’a saldırırsa Mehmetçik gidip binlerce kilometre mesafedeki o rezil tiplere destek verecek, gerekirse şehit olacak (mış)!
Ya da günün birinde biz saldırıya uğrarsak oranın yobazları gelip bize, Mustafa Kemal Atatürk’ün memleketine destek olacak (mış)!
★★★
İstanbul’da kendi konsolosluk binalarında kendi vatandaşlarını öldürdüler ve tam kadro tüydüler.
Türk Milletinden bir özür bile dilemediler.
Şaka değil bu yani... İki paralık Suudi Arabistan’la anlaşma imzalamışız, gerekirse onların uğruna ölecekmişiz!
Hasssdiriniz efendim!