Pazartesi yine para lazım!

Sosyal medyada bir video düşmüştü önüme, muhtemelen pek çok kişi de izlemiştir.

Şöyle bir replik var:

“Pazartesi para arıyoruz, çarşamba para arıyoruz, cuma para arıyoruz. Bir cumartesi rahat uyuyoruz, pazar günü huzursuz kalkıyoruz. Çünkü pazartesi yine para lazım...”

Kim olduğunu bilmiyorum ama muhtemelen bir esnaf kardeşimiz durum özeti yapıyor.

Şimdi sizi bir internet sitesine götürmek istiyorum.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın internet sitesi.

Siz de girip bakabilirsiniz.

“Duyurular” kısmına bir göz atmanızı rica edeceğim.

Ağustos ayında 17 adet duyuru var.

İstatistiki veriler var, borç-alacak, nakit, bütçe verileri var ve bir tane de Vergi Müfettiş Yardımcılığı sınavına dair bilgi var.

Yani beş tane.

Peki diğer 12 ilanın içeriği ne biliyor musunuz?

Hazinenin borçlanmasına ilişkin duyurular.

Yani ağustos ayının ilk 20 gününde çıkan 17 duyurunun 12’si para arama çabasına dair.

Aslında esnafın durumu neyse Hazinenin durumu da çok farklı değil.

Sürekli bir para arayışı.

Yetmiyor.

Yetmiyor.

Yetmiyor.

Ne mi yetmiyor?

İlk yedi ayda toplanan 9,2 trilyon liralık bütçe geliri yetmiyor.

Kundaktaki bebekten emekli Mehmet amcaya kadar 86 milyon vatandaşın her biri, ilk yedi ayda devlete ortalama 107 bin lira vergi ve benzeri ödeme yapmış.

Yetmemiş.

Peki ne olmuş?

10,5 trilyon lira harcama yapılmış ve 1,3 trilyon lira bütçe açığı verilmiş.

İşte para arayışına sebep olan durum bu.

10,5 trilyon liralık harcamanın 1,8 trilyon lirası da faize gitmiş.

Bugünkü kurla yaklaşık 37,5 milyar dolar.

Bütçe açığı verdikçe para arıyoruz.

Londra’ya düzenli ziyaretlerin sebebi sanırım anlaşılıyor.

Bütçe açığı verdikçe borç alıyoruz.

Pekâlâ, geldiğimiz nokta nedir?

İşte Bakanlığın yayımladığı beş kalemden biri de merkezi yönetim brüt borç stoku.

Ne kadar biliyor musunuz?

15,4 trilyon lira.

Biliyorum, tek başına bu rakam bir anlam ifade etmeyebilir.

O zaman anlamlı hâle getirelim.

Pekâlâ, üç yıl önce durum neydi?

4,7 trilyon lira.

Yani üç yılda üç kattan fazla.

Borç artıyor.

Dolayısıyla faiz ödemesi de artıyor.

Bütçe açığı artıyor, para arıyoruz.

Para arayıp borçlanıyoruz, borcumuz artıyor.

Bu hikâye böyle gidiyor.

Ve günün sonunda Sayın Bakan Mehmet Şimşek dün bir tweet paylaştı.

Ben de buradan paylaşıyorum:

__“Düşük borçluluk ekonomimizin direncini artıran önemli bir unsurdur.

Kamu borcunun GSYH’ye oranı ise 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 23,1 ile tarihi düşük seviyededir.

Brüt dış borç stoku ikinci çeyrek itibarıyla 539 milyar dolar gerçekleşirken milli gelire oranının yüzde 31,8 ile yatay seyretmesini bekliyoruz.”__

Bakanımız gururla sunuyor.

Ne kadar gurur duysak az gerçekten.

Kendisine elbette teşekkür etmeyeceğim.

Ama keşke ilk yedi ayda ödediğimiz 1,8 trilyon liralık faiz için hayıflandığını görseydim.

Keşke görev yaptığı üç yılda borcumuzun üç kattan fazla artmasına dair bir hüzün görseydim.

Maalesef.

Daha büyük korkumu söyleyeyim.

Seçim sathına giriyoruz.

“Seçim ekonomisi” diye bir şey var neticede.

Bakan Şimşek, “Borcumuz emsal ülkelere göre az” deyip ateşi körükler ve borcu daha da artırırsa...

Evet, belki iktidar seçimi kazanabilir.

Ama vah bu milletin hâline.

Yazarın Diğer Yazıları