60 yaşında polis emeklisi, Ankara’da Anayasa Mahkemesi binası önünde bedenine bayrak sarıp tabancayı başına dayadı. Onlarca insanın gözü önünde kendi canına kıydı. Emekli maaşıyla geçinemez; “çocuklarının yüzüne bakamaz olduğunu” söylüyordu. İçine düşürüldüğü durumu kendine yakıştıramadı. Canhıraş sesleniş yaptı!
Canıyla protesto etti!
★★★
Ne zaman bir polis yüzünde öfke, elinde cop bir vatandaşa vuruyor, vuruyor, vuruyorsa hemen akla gelen:
Bu kimin polisi?
Erkek polis.
Kadın polis.
Fark etmez.
Bir erkek polis elinde cop, yüzünde öfke eğitim özgürlüğü isteyen üniversite öğrencisine, hak arama yürüyüşü yapan işçiye, “siftah bile yapamadım” diye bağırarak kendini ifade eden bir esnafa vuruyorsa hemen akla gelen: “Bu kimin polisi? “ diye düşünmek oldu.
★★★
İktidarın polisi mi?
Devletin polisi mi?
Hukukun polisi mi?
Her zaman “hukukun ve halkın polisi olması” gerektiği söylendi. Hatırlıyorum 4 yıl önce bir kentimizde yaşanan plastik mermili, aşırı biber gazı kullanımlı, kafa göz yarma görüntülü olayda; “başı türbanlı bir polisin, başı türbanlı vatandaşı coplamasını” TV ekranında seyredenler “iktidarın polisi, başı türbanlı sivil kadını bile dövmeye başladı” diye düşünmüşlerdi.
★★★
Böyle düşünülmesi ve söylenmesi bütün polislerin zoruna gidiyordu. Onlar hukukun ve halkın polisleri olmak için bu mesleği seçmiş bizden insanlardı. Önceki gün Anayasa Mahkemesi önünde içine düştüğü durumu “kendi canıyla protesto” eden emekli polis de “hukukun hak ve adaletin” polisliğini yaptığına inananlardandı. “Geçinemiyorum” demeyi kendine yakıştıramadı.
Canıyla seslendi.
★★★
Son 25 yılı yaşamış, görmüştü. 25 yılın sonunda etrafı genç polislerle çevrilmiş bir alanda toplanıp “geçinemiyoruz” diye haykırmak durumuna düşmüş olmayı içine sindiremedi.
25 yıl öncesi:
“3 Y” ile başlamıştı.
Onlar:
Yolsuzluk yapar.
Ben:
Dürüstüm.
Onlar:
Yoksul çoğaltır.
Ben:
Garibancıyım.
Onlar:
Yasak koyar.
Ben:
Özgürlükçüyüm.
Sözlerini duymuş umutlanmış, mesleğine, toplumuna, ailesine ve hayata canla başla sarılmıştı.
★★★
25 yıl sonra Anayasa Mahkemesi binası önünde “geçinemiyoruz” diye iktidara seslenmeye gelen emekli arkadaşlarının arasında kendi hayatının da her santimetre karesinin “15 Y” ile kuşatılmış olduğunu görüp, yaşıyordu.
Yüksek fakirlik.
Yüksek işsizlik.
Yüksek yolsuzluk.
Yüksek borçlanma.
Yüksek enflasyon.
Yüksek israflar.
Yüksek adaletsizlik.
Yüksek yalan.
Yüksek kayırma.
Yüksek torpil.
Yüksek soygun.
Yüksek kibir.
Yüksek büyüklenme.
Yüksek yozlaşma.
Yüksek yasaklar.
★★★
Emekli polis memuru; hepsi “Y” ile başlayan 15 ayrı kuşatılmışlığın bir araya gelip hayatının her santimetre karesini esir alması durumunu kaldıramıyor, taşıyamıyor, kendine yakıştıramıyor, içine sindiremiyordu. Tabancayı başına dayadığında yanında duran arkadaşına “Para için değil onurum için” dedi. Tetiği çekti.
Canıyla protesto etti.
Bir gün önce sosyal medya hesabından arkadaşlarına gönderdiği cümlelerde; “Sen içimizdeki haykırışları duyuyorsun Allah’ım. Bizleri yönetenler de duysun” diye yazmıştı.
PORTAKAL SANDIĞI ÜSTÜNDEN
Kim vurgunu vurdu! Kim vurgunu seyretti!
Fon zenginleri vurgunu vurdu, paralarını, servetlerini içeride ya da dışarıda bir yolunu bulup gizlediler. Şimdi bütün ülke “Kim vurgunu vurdu, kim vurgunu seyretti” sorusunun cevabını arıyor. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Maliye Bakanı, söz birliği ettiler; “bu sistemi sarsıp sallayacak bir finansal kriz değil” demeye getiriyorlar. Yeni Parti Sözcüsü, Zeynel Emre dün basın toplantısı yapıp; “AKP’li eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın 4 ay gibi kısa bir zaman aralığında hisse alıp- satarak milyar liralık gelir elde ettiklerini elindeki belgelere dayanarak iddia etti. Bakan ile eşi nisan ayında 255 TL’ye aldıkları bir hisseyi Eylül ayında, 131 fona el koyulmadan hemen önce, 4 bin 482 TL sattıklarını açıkladı. Sayın Bakan Hanım ile eşine “ucuzken alın en yüksek fiyata çıkınca, çanak-çömlek patlayacak satın” diyenler kimdi? Bakan Hanım ile Sayın eşi, bu duruma ne diyecekler? Nasıl açıklayacaklar?