Rakibi değil kendini yıpratıyor

Futbol sadece teknik-taktik, oyun şablonu ve istatistik değil. Futbolu futbol yapan; duygu, tutku ve inanç aslında. İnançtan kastım da 'galibiyet alacağız' türü bir inanç değil, oyuna, kendine, camia olarak tutkulara ve duygulara olan inanç. Tam olarak Fenerbahçe'nin taşları oturtamadığı nokta da burası. Yılların getirdiği baskı ve stres, bazı zaman takımda bazı zaman ise taraftarda o inancı kırıyor.

Fenerbahçe'nin belki de en büyük sorunlarından biri, tek maçta tüm sezonu kaybedebilme potansiyeli. Geçtiğimiz yıllarda da Fenerbahçe'ye has kırılma anlarını çok sık gördük. Sarı lacivertliler, rakiplerinin demoralize olmasına asla izin vermiyor. Eline bir fırsat geçince ne yapıp edip elinin tersiyle itiyor. Bu pencereden bakınca kendisini rakibinden daha çok yıpratan bir camia örneği başka hiçbir yerde yok.

Yakın tarihten bir örneklendirme yapmak istiyorum. İsmail Kartal yönetiminde namağlup devam ederken zorunluluktan tercih ettiği Samet Akaydin'in hatasıyla Trabzonspor maçında liderlik koltuğunu kaybetti, yetmedi 3 puanla sezon sonunda hasretini katladı. Fenerbahçe, bu örneğin dışında da geçtiğimiz sezonlarda puan kaybı yaşayıp, bir de yanında birçok oyuncusunu sakatlığa kurban verdiği maçları yaşadı.

Bu sezonun kırılma anını tek maça değil, maç haftasına yaymak daha doğru olur. Fenerbahçe önce Nottingham Forest maçında ilk darbeyi aldı. Mesele darbe aldıktan sonra ayakta kalabilmekte ama Kasımpaşa maçı Tedesco'nun ekibi için tam ayağa kalkarken aldığı ikinci darbe oldu. Nottingham maçında Fenerbahçe oyun olarak ağır bir yenilgi yaşandı. Maç kaybı telafisi olacak bir durum ancak takımın bel kemiği Skriniar'ın kaybı, sezonun kalanı için taraftarın da teknik heyetinde uykularını kaçırdı.

Tıpkı İsmail Kartal dönemindeki durumun bir benzeri bu kez Tedesco'nun başına geliyor. Namağlup seri, yine 'olmazsa olmaz' Skriniar sakat. Ancak bir fark var; bu kez savunma orta sahalara emanet olacak. Herkes 'istikrarsız Çağlar ne yapacak' diye düşünürken sakatlık kâbusu bir kez daha kapıyı çaldı. Şimdi savunma tandemi genç Yiğit Efe ve devşirme isimlerin performansına emanet edilecek.

Kasımpaşa karşısında özellikle ikinci yarı özelinde rakibi boğan bir Fenerbahçe görüntüsü vardı. Ama bu defa, gözler sahada 'bitirici'yi aradı. Kasımpaşa karşısında yaşananların faturası benim nezdimde devre arasında iyi ya da kötü eldeki 2 santraforu yollayıp 0 santrafor ile yola devam eden yönetime kesilmelidir. Transferde sıralama önce ihtiyaç sonra lükse yönelik olmalı. Ama Sadettin Saran yönetimi, iyi başladığı transfer sezonunda ihtiyaçlardan uzaklaşıp lükse yönelince işin de rengi değişti.

Fenerbahçe'de bir de tribün baskısı gerçeği var. Bu baskı rakibe değil daha çok Fenerbahçe'nin üzerine sirayet ediyor. Golün gelmediği her an stres katsayısını artırıyor. Aşırı kazanma isteği yerini hata ve kaosa bırakıyor. Takım geri düşünce tribünlerin alt katları birden yerini taraftardan, lacivert koltuklara bırakıyor. Fenerbahçe iç saha değil deplasman koşullarına mahkum oluyor. Kadıköy'de oynadığı son 10 maçta alınan 3 galibiyet, bu durumun özeti tadında.

Yazarın Diğer Yazıları