Sevgili okurlarım, her Ramazan ayında belli şeylere tanık oluruz. Bazen şaşırır bazen de kızarız...
Çünkü Ramazan hep aynı uygulamalarla birlikte gelir. İşin bir numaralı kuralı hiç değişmez.
Din ticareti ve din sömürüsü!
Müslümanlık gibi yüce dinimizde uzaktan yakından ilgisi olmayan tipler bu tiyatroda her zaman başrol oyuncusu olarak karşımıza çıkar. Onlar aslında haramzade kesimidir ama bunu hiç belli etmezler.
Dinle imanla uzaktan yakından hiçbir ilişkileri yoktur ama perdenin önünde hep onları görürüz.
Her Ramazan ayında bir başka kural daha vardır ki, o da hiç değişmez...
Ramazan davulcuları!
İnsanları davula vura vura uykusundan uyandırıp sonra da üste para toplayan bir kesim.
★★★
Önceki gece ilk sahura kalkılacaktı. Doğrusunu isterseniz ben oruç tutmam. Dinimize saygım sonsuzdur ama sahura da kalkmam.
O gece yorgun argın yatmışım. Saati bilmiyorum ama hava karanlık. Bir anda büyük bir patırtıyla uyandım. Ramazan davulu...
Gürültü kısa sürede kesildi. Dışarı baktığımda gördüğüm manzara ilginçti... Davulcu (veya davulcular) yayan değillerdi. Bir kamyonetin arkasına binmişler, davula vura vura gidiyorlardı. Dolayısıyla yarattıkları patırtı çok sürmedi.
Bu adamlar ya da onları sevk edenler herhalde bir şeyin farkında değildi.
Çevredeki bütün hastalar, bütün çocuklar ve bütün aileler o davul sesleriyle birlikte uyanmış ve küfrediyorlardı.
Uykum kaçmıştı, yataktan kalktım ve düşündüm...
Bu Ramazan davulcuları geleneği herhalde yüz yıllar öncesinden bize miras kalmıştı.
O zaman çalar saatler yoktu, uyanma saatine göre ayarlanan cep telefonları, uyandırma servisleri hiç yoktu. Ahaliyi davul çalarak sahura kaldırmak geçmiş yüzyıllarda belki gerekliydi ama şimdi teknoloji çağında ne oluyordu!
★★★
Size dahasını da söyleyeyim... Buna belki siz de tanık olmuşsunuzdur.
Ramazan ayının son günlerinde birileri gündüz zamanı kapınızı çalacak ve aranızda büyük olasılıkla şöyle bir konuşma geçecek...
Çünkü bu olayı ben bire bir yaşadım. Kapı zili çaldı, karşımda bir adam..
Aramızda aynen şu konuşma geçti:
“Selamünaleyküm ben sizin Ramazan davulcunuzum.”
“Buyur kardeşim!..”
“Her gece size hizmet verdik, sahura uyandırdık...”
Karanlık suratlı herifler kapıya iki veya üç kişi olarak dayanmış durumda.
Belli ki para istiyorlar.
İstersen verme!..
Vermeyi reddedersen ne olur? Belki sana veya evine zarar verebilirler.
“Yav kardeşim kusura bakma ama ben sizi gecenin o karanlık saatlerinde hiç görmedim. Ben nereden bileceğim sizin davulcu olduğunuzu?..”
★★★
Bu konuda birkaç yıl önce yaşadığım bir örnek olay daha olmuştu. Kapıya dayanan bu kez bir kişiydi.
Bir ay boyunca milleti uykusundan zıplattığını itiraf eden bu herif de para istiyordu.
Yine aynı durum, benzer konuşmalar... İstersen verme!
Bastırdık parayı.
Ertesi gün kapı çalındı, bu kez bir başkası aynı laflarla para istiyor!
“Yaa kardeşim dün bir başka adam gelip mahallenin davulcusu olduğunu söyledi, ona para verdik. Şimdi sen gelip yeniden istiyorsun. Hanginiz davulcu hanginiz değil yani?”
Verdiği yanıt muhteşemdi...
“Onlar dolandırıcı beyim. Bak işte benim belgem var.”
“Ne belgesi yaa!”
Cebinden katlanmış bir kağıt çıkarıp gösterdi. Neyin belgesi olduğunu şimdi unuttum. Galiba muhtarlıktan almıştı.
Şu manzaraya bakın siz, her gece uykudan uyandırılmış olmanın bedeli olarak birilerine bir de üste para ödüyorduk!
★★★
Aslında bu korkunç bir olay... Bir Türkiye gerçeği.
Şimdi birileri çıkıp bu konuda bize bilgi versin bakalım!
Kimdir bu davulcular? Bu adamlar neye göre seçilmiştir?
Gecenin yarısında hastalar, küçük çocuklar ve yarın işe gidecekler dahil herkesi büyük patırtılarla yataktan fırlatma görevi ve yetkisi bunlara kimler tarafından verilmiştir?
Üstelik iş bu kadarla da bitmiyor.
Bu davulcu tayfası Ramazan’ın son günleri geldiğinde kapınıza dayanıp onu sanki siz davet etmişsiniz gibi para istemeye kalkışıyor.
İstersen, yüreğin yetiyorsa vermezsin sayın vatandaşım!
Seni zorlayan yok ki!
Çok merak ediyorum, memlekette bu davulcu sektörünün sorumlusu acaba var mı?