Brezilya, Washington için sıradan bir ülke değil. Dünyanın dokuzuncu büyük ham petrol üreticisi; günde yaklaşık 3.8 milyon varil petrol çıkarıyor. Nadir toprak elementlerinde Çin’den sonra en büyük rezervlere sahip. BRICS’in de kurucularından. İhracatının yaklaşık yüzde 30’u Çin’e, yüzde 11’i ABD’ye gidiyor.
O yüzden kimin başkan olacağından çok; petrol, madenler, Çin’le rekabet ve Güney Amerika’nın yönü söz konusuydu.
Trump’ın tercihi belliydi; Bolsonaro ailesi. Önce “Tropiklerin Trump’ı” olarak bilinen baba Jair Bolsonaro’yu kurtarmaya girişti. Seçim yenilgisini kabul etmeyip darbe yapmaya giriştiği için yargılanan eski başkan için Trump, Brezilya’ya yüzde 50’ye varan gümrük tarifeleri koydu. Davaya bakan Yüksek Mahkeme yargıcı Alexandre de Moraes’e yaptırım uyguladı; sekiz yargıcın ABD vizelerini iptal etti. Onları, seyahat edemez, kredi kartı kullanamaz hale getirdi. Beyaz Saray’ın resmi gerekçesinde bile Bolsonaro’nun ‘hukuksuz’ yargılanması vardı. Mesaj açıktı: Brezilya yargısı Amerikan baskısını hesaba katsın!
Eylül 2025’te baba Bolsonaro 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Washington’daki siyasi yatırım oğula kaydı.
★★★
Ortanca oğul Eduardo Bolsonaro, Teksas’a yerleşip şüpheli bir hızla ABD’de temmuz ayında kalıcı oturum izni alarak adeta ailenin Washington’daki “gölge lobicisi” haline geldi. Bu süreçte sadece siyasi figürlerle değil, ABD’li Evanjelik cemaatlerle de organik ve derin bağlar kuruldu. ABD’li Evanjelik vaiz Lance Wallnau, Brezilya’nın Lula’yla Çin’e yaklaşmaktan kurtulup Trump’ın safına döneceğini müjdeliyordu. Amerikalı dini cemaat liderleri Bill Johnson ve Che Ahn seçim döneminde Brezilya’ya gidip sağ çevrelerle temas kurdu.
Brezilya’da 50 binden fazla papazı temsil eden iki Evanjelik kuruluş, ikinci turda büyük oğul Flavio Bolsonaro’ya “oy verin” çağrısı yaptı. Kiliseler, sosyal medya ve siyasi toplantılar aynı hedefte buluştu.
Flavio da mart ayında Teksas’taki Trumpçı CPAC kürsüsünden ABD’ye seçimler üzerinde “diplomatik baskı” çağrısı yapmış, karşılığında Brezilya’nın kritik madenlerini ve devasa açık deniz (pre-salt) petrol rezervlerini stratejik ortaklık olarak sunmuştu.
★★★
Ama sandık, başka türlü konuştu. İlk turda yüzde 47’yle önde olan Flavio, 25 Ekim’de Lula’ya 4.4 milyon oy farkıyla yenildi. Flavio’yu bekleyen tek şey siyasi bir mağlubiyet değildi. Hakkında açılan devasa kara para aklama soruşturmaları nedeniyle Brezilya mahkemeleri 26 Ekim’de pasaportlarını teslim etmesini emretmişti.
İşte “daha ne kadar bariz olabilir” dediğimiz kırılma noktası tam da burada yaşandı. Flavio Bolsonaro, bağımsız yargıya hesap vermek yerine, adeta bir Hollywood gerilim filmini andıran sınır ötesi bir operasyonla ülkeden kaçırıldı. Seçimin ertesi gecesi Arjantin sınırından gizlice geçiş, oradan Ekvador’a ve nihayetinde özel bir jetle Miami’ye uzanan bir rota. İşin en çarpıcı yanı ise bu operasyonun arkasındaki isimlerdi. Özel jeti bizzat organize eden kişi, Trump’ın Beyaz Saray iletişim yetkilisi Jason Miller’dı.
Brezilya makamları Flavio’nun diplomatik pasaportunu iptal etmiş ve çıkış yasağı koymuş olmasına rağmen, ABD gümrükleri onu nasıl içeri aldı? Bizzat Başkan Trump’ın talimatıyla. Trump, kameralar karşısına geçip “Ona ülkeye girmesi için bir geçiş izni verdik” diyerek, Brezilya’nın yargı kararlarını ve egemenliğini nasıl hiçe saydığını kendi ağzıyla itiraf etti.
Normal şartlarda yıllar süren göçmenlik prosedürleri, söz konusu ABD’nin jeopolitik çıkarlarına hizmet eden “kullanışlı” bir müttefik olduğunda, “insani gerekçeler” (parole-şartlı tahliye) kılıfı altında birkaç saat içinde esnetilebiliyor. Şimdi kalıcı oturum da gündemde.
Yenilen Flavio, Miami’de önce kendisini “meşru seçilmiş başkan” ilan etti, ardından bunu “lider” olarak değiştirdi. Uluslararası gözlemciler ise seçimi onaylamıştı.
Şimdi soruyorum... Yargıca yaptırım, ülkeye ekonomik baskı, adaya siyasi destek, dini cemaatlerle kampanya ve sandıkta yenilene özel jet...
Bir ülkenin seçimine müdahale etmek için daha ne yapılması gerekiyor?