Şirketler ülkesi, Vergisizler Cumhuriyeti: “Türkiye’nin vergi sirki”

Türkiye’de ya da yurtdışında yerleşik olmanız fark etmez…
Bir iş yapacaksınız ve doğal olarak vergi hesabı yapıyorsunuz. Normal şartlarda ilgili kanuna bakarsınız, “Vergi oranı buymuş” dersiniz, ona göre hesabınızı kitabınızı yaparsınız.

Ama keşke mesele o kadar kolay olsa…

Hadi birkaç örnekle başlayalım.
Biraz vergi jimnastiği yapalım.

Kurumlar vergisi oranı yüzde 25.
Bu genel oran…

Ama banka, sigorta şirketi, elektronik para kuruluşu, ödeme kuruluşu ya da leasing şirketiyseniz oran yüzde 30.

Meclis’ten geçen son torba yasaya göre sanayi sicil belgesi olan imalatçıysanız yüzde 12,5.

İmalat yapmıyorsunuz ama ihracat yapıyorsunuz…
Bu kez yüzde 20.

Yatırım teşvik belgeniz var…
Hesaplama tamamen değişiyor. Önünüze başka oranlar çıkıyor.

Şirketi halka arz edeceksiniz…
Kurumlar vergisi oranı yüzde 23.

Tüm bunların üstüne bir de asgari kurumlar vergisi var.
O da yüzde 10.

Şimdi düşünün…
İmalatçısınız.
İhracat da yapıyorsunuz.
Yatırım teşvik belgeniz var.
Üstüne bir de borsaya açıldınız.

Soru şu:
Kurumlar vergisi oranınız kaç?

Cevap:
“djkglejzhrkrlfmsn…”

Devrelerin yandığı an tam olarak burası.
Elbette bunun bir cevabı var.
Ama bu kadar kaotik bir yapı sizce normal mi?

*

Kurumlar vergisi gerçekten çok enteresan bir vergi.
Nisan 2026 sonu itibarıyla kayıtlı 1 milyon 251 bin 612 mükellef var.
Normalde etrafınıza baktığınızda kelli felli birçok şirket görürsünüz. Toplumda da şöyle bir algı vardır:

“Şirket sahibi olmak…”

Filmlerde, dizilerde bile ayrı bir statü gibi anlatılır. Ben o algıyı biraz yıkayım…

Türkiye’de kurumlar vergisi tahsilatının yüzde 90’ı yaklaşık 20 bin şirketten yapılıyor.
Geriye kalan 1 milyon 231 bin 612 şirket ise tabiri caizse “olsa da olur, olmasa da…”

Yüzde 98,5’lik bir kitlenin fiilen vergi ödemediği bir sistemden bahsediyoruz.

Tabii bunun birçok nedeni var.
Paravan şirketler azımsanacak gibi değil.
Kayıtdışı ekonomi ayrı bir sorun.
İndirimler, istisnalar, muafiyetler deseniz… Ucu bucağı yok.

“Asgari kurumlar vergisi” uygulaması getirdik.
Sözde oto kontrol mekanizması…
Efektif vergi yükü yüzde 10’un altına düşmesin diye.
Ama o hesabın içine bile istisnalar koyduk. İstisnanın istisnası kavramının telifi bizde.

Vergi cenneti ülkelere yapılan ödemelerden yüzde 30 stopaj alınacaktı.
Aradan 20 yıl geçti.
Herkes o ülkelerin hangileri olduğunu biliyor ama devlet hâlâ araştırıyor sanırım.

Bir yandan istisna ve muafiyetlerle mücadele ediyormuş gibi görünüyoruz…
Ama gelin görün ki ne mümkün…
En son torba yasayla yine yeni vergi istisnaları geldi.
Yetmedi…
Bir de varlık barışı getirildi.

Vatandaş da doğal olarak soruyor:
“Madem böyle… Bari bana da bir vergi teşviki bıraksaydınız. Borcumu yapılandırsaydım. Bir af falan çıksaydı…”

Ama yok…

Milletle dalga geçer gibi aylık yüzde 3,7, yıllık yüzde 44,4 gecikme faizi/zammı uygulanıyor.
Üstüne yıllık yüzde 39 tecil faiziyle taksit süresi uzatılıyor.

O da herkese değil…
Her borç kapsama girmiyor.
72 ay vade zaten sınırlı.

*

Velhasıl…
Karmaşık vergi sistemi devam ediyor.
Kayıtdışı ekonomi tam gaz sürüyor.
Sürekli yeni istisnalar geliyor.
Şirketlerin yüzde 98,5’i vergi ödemiyor.
Yanında çalışan işçi, çoğu zaman patrondan daha fazla vergi ödüyor.

Hepsini geçtim…
Bari ücretlilerden stopaj yoluyla alınan gelir vergisi, kurumlar vergisi tahsilatını geçmeseydi…
İşçi patronu fonlamasaydı…
Ama o da oldu.

Yazarın Diğer Yazıları