Suç ve çocuk

Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’de okullarda yaşanan şiddet haberleri genelde çok önemsenmedi.

Bazen bir öğrenci diğerini bıçakladı, bazen bir öğretmen darp edildi, bazen de okul çıkışında silahlar konuştu. Bunlar münferit olaylar olarak görüldü, suç sadece faillere, onların psikolojilerine ve ailelerine yüklendi.

Kimse bunu toplumsal ve geniş katmanlı bir sorun olarak görmedi. Ama tam da bu yüzden asıl tehlike gözden kaçtı.

***

Geçtiğimiz hafta iki gün içinde iki ayrı okul saldırısı yaşandı.

Şanlıurfa’da 19 yaşındaki eski bir öğrenci pompalı tüfekle okula girerek önce bahçede, ardından okul içinde rastgele ateş açtı. 10’u öğrenci olmak üzere toplam 16 kişi yaralandı.

Ardından Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırıda 14 yaşındaki bir öğrenci, babasına ait silahlarla okula girerek sınıfları hedef aldı ve rastgele ateş açtı. Olayda 8 öğrenci ve 1 öğretmen hayatını kaybetti, 13 kişi de yaralandı.

Herkes yine ilk olarak bir günah keçisi aradı. Kimileri televizyondaki dizileri suçladı, kimileri dijital oyunları ve sosyal medyayı…

Kimi faillerin ailelerini suçlu buldu, kimi öğretmenlerini. Herkes, her şey sırayla suçlandı ama bir çözüm üretilemedi.

Çünkü sorun tek bir faktöre indirgenemeyecek kadar çok katmanlı. İçimiz yanarak tanık olduğumuz bu okul saldırıları, buzdağının yalnızca görünen kısmı.

Bu, toplumdaki derin ve çok katmanlı bir çürümenin gençler üzerindeki yansıması.

***

Karşımızda, şiddetin her geçen gün daha fazla kutsandığı, cezasızlığın normalleştiği, toplumsal değerlerin zayıfladığı, gücün her şeyin önüne geçtiği bir süreç var.

Çocuklar da herkes gibi yaşanılan bu süreçten nasiplerini alıyor.

Ayrıca Z kuşağı ve peşinden gelen nesiller, tabir yerindeyse çocukerkil bir aile yapısı içinde hem aşırı ilgiyle boğulduğu hem de duygusal olarak yapayalnız bırakıldığı paradoksal bir yapıda büyüdü.

Birçoğu dijitalleşmenin getirdiği sahte kalabalıklar içinde derin bir yalnızlık ve kimlik bunalımı yaşıyor.

Boğuştukları yalnızlık ve yoğun değersizlik duygusu, sosyal medyanın pompaladığı narsisizmle birleştiğinde sorun daha da karmaşık hâle geliyor.

Bu yüzden bazı gençler yaşadıkları boşluğu doldurmak için insanlıktan nefret etme eğilimleri taşıyan “incel” kültürü gibi radikal ve kadın düşmanı alt kültürlere sığınıyor.

Bugün bu deli zırvası gibi gördüğümüz incel kültürünü yayan çeşitli dijital mecraların 100 binden fazla takipçisi var.

Televizyon ekranlarımızda ise trajik bir ikiyüzlülük hâkim. Bir öpüşme sahnesine sansür uygulanırken, tarih dizilerinden güncel polisiye dizilere kadar her yerde kafa kesme, işkence ve cinayet sahneleri kahramanlık destanı gibi sunuluyor. Mafya dizilerinden bahsetmiyorum bile.

Şiddetin bu denli hoş gösterilmesi ve daha da önemlisi, suç işleyenin elini kolunu sallayarak gezdiği bir cezasızlık ikliminin yerleşmesi, gençleri adeta suça teşvik ediyor.

Okullardaki güvenlik açıkları ve koruyucu sistemlerin yetersizliği, yeterli rehberlik desteğinin bulunmaması bu kaosu ayrıca besliyor.

Uzmanlara göre gençlerin hayatında önemli bir yer tutan sosyal medya, beraberinde önemli bir riski de getiriyor. Taklit etkisi. Dünyada yaşanan okul saldırıları artık sadece haber değil, birer referans.

Bunlar inceleniyor, konuşuluyor, detaylandırılıyor. Bu da zaten kırılgan yapıda olan çocuklar için model oluşturuyor.

Şiddet, görünür oldukça çoğalıyor. Sosyal medyada bu tür olaylara duyulan hastalıklı ilgi de bunu besliyor.

Diğer bir mesele ise öğretmenlerin itibarsızlaştırılması, yetkilerinin ve dolayısıyla otoritelerinin azaltılması. Bir öğretmenin sınıfta ya da okul bahçesinde darp edilmesi artık haber değeri bile taşımıyor.

Veliler okula gelip hesap sorar gibi öğretmene saldırabiliyor. Öğrenci, öğretmeni otorite olarak değil, tartışılabilir bir figür olarak görüyor. Otorite zayıfladığında sınırlar da ortadan kalkıyor.

***

Yaşanan bu hazin olaylar bir başlangıç değil, bir sonuç. O çocuklar bir günde o noktaya gelmiyor. O zemin, yıllar boyunca küçümsenen, önemsenmeyen olaylarla hazırlanıyor.

Geride sadece ölen çocukların ailelerinin dinmeyecek yası değil, cinayeti işleyen çocukların ailelerinin yaşadığı şok ve olaya tanık olan binlerce gencin ruhunda açılan kalıcı travmalar kalıyor.

Toplum, her yeni şiddet dalgasında biraz daha yaralanırken, kimliksizleşen ve şiddeti bir ifade biçimi sanan yeni nesil çocuk tipi, aslında yetişkinlerin yarattığı bu karanlık sistemin birer kurbanı ve aynı zamanda aynası hâline geliyor.

Eğer adalete olan güveni yeniden tesis edemez, şiddeti bir güç unsuru olmaktan çıkarıp merhameti ve hukuku merkeze alamazsak, bu çürüme sadece okulları değil, geleceğin tüm temellerini yıkmaya devam edecektir.

Yazarın Diğer Yazıları