18 Ağustos 2026 sabahı...
İsrail savaş uçakları, Suriye’nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur Hava Üssü’nü vurdu.
Türkiye’ye yaklaşık 75 kilometre mesafede.
Sekiz hava saldırısı...
Pist ve hangarlar hedef alındı.
Can kaybı olmadı.
Hedef Suriye’ydi, ama asıl mesaj Türkiye’ye verildi.
★★★
İsrail, Ebu Zuhur Hava Üssü’ne Türk askerinin konuşlandırılma hazırlığında olduğunu ileri sürdü.
Türkiye, üste Türk askerî personelinin bulunmadığını; Suriye ile yürütülen askerî iş birliğinin eğitim ve uzmanlık desteğiyle sınırlı olduğunu açıkladı.
Suriye ise, kalıcı bir Türk üssü kurulacağı iddiasını reddetti.
Buna rağmen, İsrail vurdu.
Çünkü hedef yalnızca Ebu Zuhur değil...
Mesele, Türkiye’nin Suriye’de giderek artan askerî ve stratejik etkisi...
★★★
Türkiye, merkezi yönetimi güçlü ve kendi güvenliğini sağlayabilen bir Suriye istiyor.
İsrail ise Türkiye’nin eğittiği, silahlandırdığı ve hava savunmasını güçlendirdiği bir Suriye’yi stratejik tehdit olarak görüyor.
İsrail’in amacı, Türkiye’nin Suriye’de kalıcı üsler kurmasını, güneye ilerlemesini ve İsrail’i sınırlandırmasını önlemektir.
★★★
Saldırıdan iki gün sonra, 20 Ağustos 2026’da İsrail Savunma Bakanı Katz, Türkiye’ye “İsrail’in kendini savunma kararlılığını sınamama” uyarısında bulundu.
Diplomatik sınırları aşan bir açıklama...
Mesaj açık:
“Suriye’de askeri varlık bulundurmayın...”
Oysa hiçbir devlet, başka bir devlete:
“Topraklarında, hangi ülkeyle iş birliği yapacağına ben karar veririm” diyemez.
★★★
Peki, Türkiye ile İsrail savaşır mı?
Bugünkü koşullarda doğrudan savaş ihtimali düşük.
Fakat asıl tehlike, planlanmış bir savaş değil...
Kazadır...
Suriye hava sahasında, Türk ve İsrail uçaklarının karşı karşıya gelmesi...
Bir Türk üssüne İsrail mühimmatının düşmesi...
Yanlış hedefleme...
Yanlış istihbarat...
İşte o zaman kriz, birkaç saat içerisinde başka bir boyuta taşınabilir.
★★★
ABD, tam olarak bu tehlikeyi gördüğü için...
Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir çatışmayı önleme mekanizması kurmak için çalıştığını açıkladı.
ABD, Türkiye-İsrail savaşı beklemiyor; ama bir yanlış hesabın iki ülkeyi savaşa sürüklemesinden ciddi şekilde endişe ediyor.
★★★
Burada kritik soru şu:
Bir Türkiye-İsrail çatışmasında, ABD nerede durur?
İsrail, NATO üyesi değil.
Ancak, ABD her koşulda İsrail’i koruyacaktır.
Türkiye’ye “stratejik müttefikim” der...
İsrail’e askerî, siyasi ve diplomatik desteğini sürdürür...
Türkiye’ye yaptırım uygulama adımları atar.
Ardından, iki ülke arasında arabulucu olur.
Nitekim, Ebu Zuhur saldırısı sonrasında, ABD “gereksiz tırmanma” dedi.
Ama İsrail’i kınamadı, “sınırı aşma” demedi.
★★★
Bir başka cephe daha var:
Yunanistan...
Atina ile Tel Aviv arasındaki askerî ilişki, sıradan bir işbirliği değil.
İki ülke, ortak tatbikatlar yapıyor.
İHA, hava savunması ve siber güvenlik alanlarında iş birliğini genişletiyor.
İsrail, Yunanistan’da ortak hava eğitim altyapısı işletiyor.
★★★
Türkiye-İsrail geriliminde...
Yunanistan, Doğu Akdeniz’de İsrail-GKRY-Yunanistan eksenini güçlendirebilir.
Ve Ankara’nın dikkatinin İsrail’e yoğunlaştığı bir dönemde...
Ege ve Doğu Akdeniz’de kendi tezlerini gündeme taşıyarak, karasularını altı milin üzerine çıkarma kararı alabilir.
Bu adım, Türkiye için savaş nedenidir.
★★★
Türkiye, NATO üyesi...
Peki, İsrail saldırıda bulunursa NATO’nun 5’inci maddesi işletilir mi?
Hayır...
NATO ülkeleri, Türkiye’nin yanında İsrail’e karşı savaşa girer mi?
Bir-iki NATO ülkesi İsrail’i eleştirir, bazıları sessiz kalır, çoğu İsrail’e yakın durur...
Ama hiçbiri, Türkiye için İsrail’le savaşmaz.
★★★
Peki, Türkiye ne yapmalı?
Uluslararası ilişkilerin değişmeyen gerçeği budur:
Devletlerin kalıcı dostları değil, kalıcı çıkarları vardır.
Güvence:
Türk Silahlı Kuvvetleri’dir...
Güçlü hava ve füze savunmasıdır...
İstihbarat üstünlüğüdür...
Diplomatik akıldır...
İç cephenin güçlendirilmesidir.
Çünkü, bu coğrafyanın yüzlerce yıllık değişmeyen bir kuralı vardır:
Haklı olmak önemlidir...
Ama güçlü değilseniz, haklılığınızı başkalarının vicdanına emanet edersiniz.
★★★
27 Ekim 2026’da, İsrail’de seçim var.
Netanyahu açısından kolay olmayan bir seçim...
Dolayısıyla Netanyahu’nun, dış tehdit söylemini sertleştirmesi ve askerî güç gösterilerini iç siyasette kullanması olasılığı yüksek...
★★★
Bugün savaş yok...
Yarın da olmayabilir.
Ama tarihin değişmeyen bir gerçeği vardır:
Savaşlar, bazen savaşmak isteyenlerin kararıyla değil, bir yanlış adımla başlar.
Türkiye-İsrail fay hattında asıl tehlike de budur...
Fay kırılmadan önce sessizdir.
Kırıldığında ise, artık kimin haklı olduğu değil; kimin hazırlıklı olduğu önemlidir.