Türkiye’nin yükselen meslekleri-2

Yapay zekâ birçok işi değiştirecek. Bu cümleyi artık herkes söylüyor. Asıl soru ise, “Yerine hangi meslekler gelecek?”

Çünkü teknoloji hiçbir zaman yalnızca meslekleri ortadan kaldırmadı. Yeni uzmanlık alanları da doğurdu. Önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin ihtiyaç duyacağı insan profiline baktığımızda bunun çok sayıda örneğini görüyoruz.

İlk dikkat çeken alanlardan biri siber güvenlik.

Bir hastanenin, bankanın, elektrik santralinin ya da su şebekesinin artık yalnızca fiziksel olarak korunması yetmiyor. Bütün bu sistemler internete bağlandıkça siber saldırı riski de büyüyor. Hastane kayıtlarının şifrelenmesi, enerji altyapısının durdurulması ya da üretim tesislerinin uzaktan kilitlenmesi artık teorik senaryolar değil.

Bu nedenle geleceğin en kritik mesleklerinden biri siber güvenlik uzmanlığı olacak.

Ancak siber güvenlik denildiğinde akla yalnızca antivirüs programı kuran kişiler gelmemeli. Etik hackerlar, dijital adli bilişim uzmanları ve endüstriyel kontrol sistemlerini koruyan mühendisler de bu ekosistemin parçası.

Bir başka büyük dönüşüm ise veri alanında yaşanıyor.

Yapay zekâ tek başına karar vermiyor. Önce veriye ihtiyaç duyuyor.

Bir süpermarket hangi ürünün satılacağını, banka hangi işlemin dolandırıcılık olduğunu, fabrika hangi makinenin arızalanacağını, hastane hangi hastanın kötüleşebileceğini veriler sayesinde anlayabiliyor.

İşte bu yüzden veri analistleri ve yapay zekâ uzmanları önümüzdeki yılların en çok ihtiyaç duyulan çalışanları arasında yer alacak.

Burada gençlerin sık yaptığı bir yanılgı var.

Yapay zekâ alanında çalışmak için mutlaka “Yapay Zekâ Mühendisliği” okumak gerekmiyor. Matematik, istatistik, bilgisayar mühendisliği, yönetim bilişim sistemleri hatta ekonomi mezunları bile bu alana girebilir. Çünkü şirketlerin yalnızca algoritma yazan kişilere değil, çıkan sonucu yorumlayabilen uzmanlara da ihtiyacı var.

Önümüzdeki dönemin en önemli özelliği de tam burada ortaya çıkıyor.

En değerli çalışan, yalnızca kendi mesleğini bilen kişi olmayacak. Kendi alanını yapay zekâ ve veriyle birleştirebilen kişi öne çıkacak.

Türkiye açısından ikinci büyük dönüşüm ise demografide yaşanıyor.

Ülkemiz dünyanın en hızlı yaşlanan toplumlarından biri haline geliyor.

Fransa’nın “yaşlanan toplum” aşamasından Birleşmiş Milletlerin tanımıyla “süper yaşlı toplum” aşamasına gelmesi 150 yıl sürdü.

Türkiye ise aynı dönüşümü yalnızca 35-40 yılda yaşayacak. Yani Fransa’nın bir buçuk asırda geçtiği yolu biz neredeyse tek kuşakta geçiyoruz. Üstelik bunu Japonya gibi yüksek gelirli, sağlık ve bakım altyapısını önceden kurmuş bir ülke olmadan yapmaya çalışıyoruz. Türkiye hem çok hızlı yaşlanıyor hem de yeterince zenginleşmeden yaşlanıyor. Bu değişim yalnızca emeklilik sistemini etkilemeyecek.

Evde bakım hizmetleri, hemşirelik, fizyoterapi, ergoterapi, dil ve konuşma terapisi, gerontoloji, özel eğitim ve psikolojik danışmanlık gibi alanlarda çok ciddi insan kaynağı ihtiyacı doğacak.

Yapay zekâ hastanın değerlerini analiz edebilir, akıllı saat düşmeyi haber verebilir, robot ilaç saatini hatırlatabilir. Ama yaşlı bir insanın elini tutacak, felçli hastaya yeniden konuşmayı öğretecek ya da otizmli bir çocuğun güvenini kazanacak kişi yine insan olacak.

Türkiye’de bir diğer yükselen alan ise savunma ve havacılık.

Bugün insansız hava araçlarından radar sistemlerine kadar birçok teknolojinin arkasında onlarca farklı meslek bulunuyor. Gömülü yazılım mühendisleri, sistem mühendisleri, elektronik uzmanları, kompozit malzeme mühendisleri, CNC operatörleri, uçak bakım teknisyenleri ve kalite kontrol uzmanları aynı projede birlikte çalışıyor.

Savunma sanayisinin büyümesi yalnızca daha fazla mühendis anlamına gelmiyor. Aynı zamanda iyi yetişmiş teknisyen ve ara eleman ihtiyacını da artırıyor.

Benzer tablo enerji ve madencilikte de karşımıza çıkıyor.

Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementleri bunun en somut örneklerinden biri.

Asıl değer taşı yerden çıkarmakta değil, onu ayrıştırıp yüksek katma değerli ürüne dönüştürebilmekte yatıyor. Bunun için maden mühendislerinden çok daha fazlasına ihtiyaç var.

Nitekim geçtiğimiz günlerde eski Devlet Bakanı Işın Çelebi de bizzat arayıp Türkiye’nin özellikle metalurji alanındaki insan açığını hatırlattı. Bu önemli uyarısı için kendisine teşekkür ederim.

Çünkü maden mühendisi cevheri güvenli ve ekonomik biçimde yerin altından çıkarırken, metalurji ve malzeme mühendisi o cevherin içindeki metalleri ayırır, saflaştırır ve sanayinin kullanabileceği malzemeye dönüştürür. Hangi sıcaklığın, hangi kimyasalın ve hangi üretim yönteminin kullanılacağını belirleyerek cevheri mıknatısa, batarya malzemesine, alaşıma ya da dayanıklı bir sanayi parçasına çevirir.

Metalurji ve malzeme mühendisleri, kimyagerler, otomasyon uzmanları, laboratuvar teknisyenleri ve ileri üretim teknolojilerinde çalışan ekipler bu zincirin vazgeçilmez halkaları.

Aslında tüm bu örnekler aynı gerçeği gösteriyor.

Geleceğin meslekleri tek bir bölümün ya da tek bir diplomanın içine sığmıyor.

Üniversite tercihi yapacak gençler yalnızca bugün popüler görünen bölümlere değil, Türkiye’nin önümüzdeki 10 yılda çözmek zorunda olduğu sorunlara bakmalı.

Ve unutulmaması gereken son nokta şu...

Geleceğin bütün meslekleri dört yıllık üniversite gerektirmiyor. İyi yetişmiş bir teknisyen, uygulama becerisi yüksek bir ara eleman ya da belirli bir alanda uzmanlaşmış bir meslek sahibi, birçok lisans mezunundan daha kolay iş bulabilecek.

Diploma kapıyı açabilir.

Ama içeride kalmayı sağlayacak olan, değişen dünyaya ayak uydurabilme becerisi olacak.

Yazarın Diğer Yazıları