Üniversite bitiyor mu?

Yıl 2036.

18 yaşındaki Deniz üniversiteye gidiyor. Çantasında ders kitabı yok, defter yok, bir gece önce ezberlemesi gereken onlarca sayfa da yok. Çünkü dersi, sabah evden çıkmadan önce kişisel yapay zekâ öğretmeninden aldı.

Bu öğretmen Deniz’in hangi konuda zorlandığını, ne zaman dikkatinin dağıldığını, hangi örneklerle daha iyi öğrendiğini biliyor. Aynı soruyu beş kez de sorsa, on kez de sorsa kızmıyor. Dersi ona göre yeniden anlatıyor.

Deniz üniversiteye vardığında profesör tahtanın önünde 45 dakika konuşmuyor. Öğrenciler konuyu zaten çalışmış durumda. Sınıfta tartışıyor, proje üretiyor, deney yapıyor ve öğrendiklerini gerçek sorunlara uyguluyor. Üniversite artık bilginin dağıtıldığı değil, kullanıldığı yer.

Bu tablo Microsoft’un yapay zekâ bölümünün CEO’su Mustafa Süleyman’ın önümüzdeki 10 yıl için anlattığı gelecek tasvirlerinden biri.

Bugün yüz binlerce dolara mal olabilen, (Stanford’da 4 yıllık eğitim ücreti 390 bin dolar) dünya standartlarındaki üniversite eğitimine, çok değil 10 yıl sonra aylık 20 dolarlık bir yapay zekâ aboneliğiyle ulaşılabileceğini söylüyor.

Gelecekte üniversiteye herkes gitmeyebilir. Akademisyenler, doktorlar, bilim insanları, hukukçular, mimarlar, devlet kadroları ve yasal yetki gerektiren meslekler diploma istemeye devam eder.

Ancak diplomanın işlevi değişecek. Bugün diploma, “Bu kişi bilgi aldı” belgesi. Gelecekte ise “Bu kişi denetlendi, standartları geçti ve sorumluluk alabilir” belgesi olacak.

Üniversitelerde öğretmenin rolü de bilgiyi aktaran kişiden, bilgiyi hayata uygulatan kişiye dönüşeceğinden, fiyatlar dramatik biçimde düşecek.

★★★

Asıl sarsıcı ucuzluksa eğitimde değil. Çünkü zihinsel emeğin kendisinde yaşanacak.

Bir raporu incelemek, metin yazmak, kod geliştirmek, sözleşme hazırlamak, pazarlama kampanyası kurmak veya iş planı oluşturmak...

Bugün bu görevler eğitimli insanların saatlerini, günlerini, hatta haftalarını alıyor. Yakında yapay zekâ elemenları bunları birkaç dakika içinde yapabilecek; telefon görüşmesi gerçekleştirecek, sözleşme müzakere edecek, lojistiği yönetecek ve diğer yapay zekâ ‘arkadaşlarıyla’ ekip halinde çalışacak.

Bu yüzden “Hangi meslek yok olacak?” tek başına doğru soru değil. İlk aşamada mesleklerin tamamından çok, meslekleri oluşturan görevler otomatikleşecek.

Yazılımcı kaybolmayabilir ama satır satır kod yazmak yerine yapay zekânın yazdığı kodu denetleyebilir. Avukat ortadan kalkmayabilir ama içtihat tarama ve sözleşmenin ilk taslağını hazırlama işini makineye bırakabilir. Muhasebeci hesapları tek tek girmek yerine, yapay zekânın ürettiği sonuçları kontrol eden kişiye dönüşebilir.

★★★

Fakat burada rahatsız edici bir soru var...

Bir insanın 8 saatte yaptığı işi yapay zekâ birkaç dakikada yapıyorsa, şirket aynı sayıda çalışana neden ihtiyaç duysun? Ya da çalışanını daha az çalıştırmak yerine, ondan aynı sürede on kat daha fazla üretmesini istemez mi?

Sanayi Devrimi de insanları kendiliğinden özgürleştirmedi. Çocuk işçiliğinin yasaklanması, çalışma saatlerinin sınırlandırılması ve sendikal haklar uzun mücadelelerle kazanıldı. Yapay zekâ çağında da verimlilikten doğan kazancın çalışanlara nasıl yansıyacağını teknoloji şirketlerinin insafına bırakmak mümkün değil.

★★★

Geleceğin ekonomisi ise daha tuhaf olabilir.

OpenAI’ın (ChatGPT’nin) ilk kurumsal yatırımcılarından Vinod Khosla’ya göre 2040 yılında 10 bin veya 30 bin dolar, bugün 100 bin doların satın aldığından daha fazlasını satın alacak. Çünkü bugün doktorluktan muhasebeye, taşımacılıktan üretime kadar pek çok ürün ve hizmetin fiyatına insan emeği ekleniyor.

Bunlar olmazsa, her şey ucuzlar.

2040’da 7/24 hizmet veren yapay zekâ doktoruna ayda 10 dolar, kişisel öğretmene ayda 20 dolar ödeyeceğiz. Evde yemek yapan ve gündelik işleri üstlenen bir temizlikçi robot bize ayda birkaç yüz dolar aboneliğe mal olacak. Eğitim, sağlık, hukuk, muhasebe ve danışmanlık gibi bugün pahalı olan hizmetler sıradan dijital aboneliklere dönüşecek.

Kulağa rüya gibi geliyor ama kabus senaryosu da tam olarak burada başlıyor.

Her işi robot zekalar üslenirse, insanların işi ve maaşı kalmazsa, bu ucuz ürünleri kim satın alacak?

Geliriniz sıfırsa, 1 liralık ekmek bile pahalıdır.

İşte bu nedenle geleceğin temel tartışması üretim değil, bölüşüm olacak. Yapay zekânın ürettiği servet yalnızca teknoloji şirketlerinde mi kalacak? Yoksa devletler bu kazançtan vergi ve pay alıp vatandaşlara temel gelir, ücretsiz eğitim, sağlık, enerji ve konut olarak mı dağıtacak?

Ancak bu anlattığım gelecek bütün ülkelere aynı anda gelmeyebilir.

Gelişmiş ülkelerin vatandaşları robotların ürettiği refah sayesinde daha az çalışırken, yoksul ve gelişmekte olan ülkelerde milyonlarca insan madenlerde, fabrikalarda, tarlalarda ve tedarik zincirlerinde ucuz emek olarak çalışmaya devam edebilir.

Bir tarafta robotların ürettiği bolluk, diğer tarafta o bolluğun hammaddelerini ağır koşullarda çıkaran köle insanlar...

Belki de 2040 yılında gençlere “Hangi mesleği seçmelisiniz?” diye sormayacağız.

“Çalışmanın zorunlu olmadığı bir dünyada, makinelerin ürettiği zenginlikten pay alma hakkımız olacak mı?” diye sormalıyız.

Yazarın Diğer Yazıları