Bir tanker, bir kent için ne demektir? Tek bir süper tanker yaklaşık 2 milyon varil, yani 318 milyon litre ham petrol taşır. Türkiye’nin neredeyse iki günlük petrol tüketimi tek bir geminin üzerinde yüzer. Şimdi tankerden konteyner gemisine geçelim. Dünyanın en büyüklerinden MSC Irina, 400 metre uzunluğunda. Dört futbol sahası kadar. Kapasitesi 6 metrelik toplam 24 bin 346 konteyner. Bu konteynerleri tır’lara yükleyip arka arkaya dizdiğinizde İstanbul’dan İzmir’e uzanan 600 km’lik bir konvoy çıkıyor. Tek bir gemiden bahsediyorum. Bir konteyner gemisi limana yanaştığında yalnızca vinçler çalışmaz. Depolar dolar, fabrikalar beklediği parçaya kavuşur, mağazaların rafları yenilenir. O gemi geciktiğinde yalnızca mal değil, üretim, teslimat ve para da gecikir. ★★★ Peki bunun 1.999 dolarlık katlanır iPhone’la ne ilgisi var? Apple 2017’de iPhone X’e 999 dolar fiyat koyduğunda teknoloji dünyası bin dolarlık psikolojik sınırı tartıştı. 9 yıl sonra yeni sınır 1999 dolar. Apple, iPhone’un fiyat tavanını ikiye katladı. Çünkü o fiyat etiketi Apple mağazasında doğmadı. Kore’deki bellek fabrikasında başladı; Tayvan’daki çip tesisinden, Asya’daki montaj hattından ve dünyanın dar boğazlarından geçti. İlk fatura mühendislikten geldi. Apple tek telefon üretmedi; iki cihazı aynı gövdeye sıkıştırdı. İçteki ekranın binlerce kez bükülmesi, açıldığında dümdüz durması ve dokunmayı kat yerinde bile kesintisiz algılaması gerekiyor. Normal iPhone’da hiç bulunmayan menteşe tek başına 100’den fazla ekstra parçadan oluşuyor. Katlanabilir iç ekranın maliyeti yaklaşık 250 dolar, menteşenin maliyeti 70-80 dolar. Dış ekranı da eklediğinizde yalnızca ekranlar ve menteşe 370-400 dolara ulaşıyor. Normale bir iPhone Pro Max’in OLED ekranı ise 66.5 dolar. Telefonu katlayabilmek; titanyum gövdeyi, iki parçalı pili, üretim firesini ve geliştirme masraflarını saymadan maliyete yaklaşık 300 dolar ekliyor. Üstelik 1.999 dolar verdiğiniz halde her şeyin en iyisini almıyorsunuz. Telefoto kamera yok, Face ID yok, pil ömrü Pro Max’in gerisinde. ★★★ İkinci fatura bellekte saklı. Dünya bellek pazarının yaklaşık yüzde 90’ı Samsung, SK Hynix ve Micron’un elinde. Aynı fabrikaların kapısında artık telefon üreticileri ile yapay zekâ veri merkezleri bekliyor. Yapay zekâ merkezleri HBM adı verilen daha hızlı bir bellek kullanıyor. Bu bellek, sıradan telefon belleğine göre üç kat fazla silikon levha tüketiyor ve üreticiye daha çok para kazandırıyor. Samsung’un önünde iki sipariş olduğunu düşünün. Biri Apple’dan, diğeri yıllarca alım garantisi veren Nvidia’dan. Fabrika hattını hangisine ayırırdınız? İşte “Ramageddon” yani “bellek kıyameti” burada başladı. 16 gigabaytlık telefon RAM’inin maliyeti bir yılda 42 dolardan 181 dolara çıktı. Yüzde 300’den fazla arttı. 256 gigabaytlık iPhone 18 Pro’nun toplam parça maliyeti yüzde 38 yükseldi. Belleğin maliyet içindeki payı yüzde 10’dan yüzde 34’e sıçradı. Telefon üreticileri artık yalnızca birbirleriyle değil, yapay zekâ veri merkezleriyle de yarışıyor. Apple’ın önünde üç seçenek vardı. Ya kârından vazgeçecek, telefona daha az bellek koyacaktı ya da faturayı müşteriye gönderecekti. Faturayı müşteriye gönderdi. ★★★ Üçüncü fatura denizden geldi. Babülmendep kapanınca Asya’dan Avrupa’ya giden gemiler Ümit Burnu’nu dolaşıyor. Yol 10-15 gün uzuyor. Yakıt, mürettebat ve kaybedilen sefer süresi eklendiğinde tek yolculuğun maliyeti 2-2,5 milyon dolar artıyor. Kızıldeniz’den geçmek de ucuz değil. 150 milyon dolarlık bir geminin savaş sigortası 450 bin dolardan 1.5 ila 3 milyon dolara çıkabiliyor. Hürmüz tarafında da durum vahim. Orası da petrolü yükseltiyor. İran’la kriz sürdükçe konteyner gemisinin yakıtı, kargo uçağının jet yakıtı, fabrikanın enerjisi ve telefon kasasında kullanılan plastik türevleri aynı anda pahalanıyor. Yapay zekâ RAM fiyatını uçurdu. Savaş ise yakıtı, taşımayı ve sigortayı... Biri telefonun içini, diğeri yolunu pahalılaştırdı. Katlanma mühendisliği de üzerine eklendi. Apple yalnızca telefonu katlamadı. Dünyanın bütün krizlerini de 2 bin dolarlık fiyat etiketinin içine katladı.