108 gün kaldıkları Sivas’tan Ankara’ya doğru gideceklerdi. Fakat yol hazırlıkları için gerekli malzemeler ve bunların sağlanması için nereden, kimden/kimlerden yardım isteyeceklerdi? Parasızlık sürekli krize dönüşmüştü... Gelirleri olmadığı gibi, bazı müdafaa-i hukuk cemiyetlerinden ve kişilerden kendilerine ulaştırılan nakdi yardımları da tüketmişlerdi.
Mustafa Kemal, Mülkiyeli eski Vali Mazhar Müfit Kansu’yla mali sorunları nasıl aşacaklarını konuşuyordu:
PARA İÇİN ÇARE
-Mustafa Kemal: Ankara’ya gitmek zamanı yaklaşıyor. Hazırlanmak için lazım gelenlere emir verdim. Sen de kesenin ağzını aç bakalım.
-Mazhar Müfit: Hangi kesenin ağzını, ağzı açılacak kese mi var?
-Şakayı bırakalım, yol için para lazım. Mevcudumuz nedir?
-Hangi mevcut, bir- iki liramız var.
-Çare düşünelim.
-Çaresi bankalardan biraz ödünç para almak.
-Bu katiyen caiz değildir. Malum, bize İstanbul, yani Damat Ferit Paşa ‘Celali eşkıyası’ diyordu. Şimdi de ‘Bankaları soymaya başladılar’ diye aleyhimizde propagandaya başlarlar. Başka bir çare düşünelim.
-Bankalardan Heyet-i Temsiliye namına borç almayız. Şahsımız namına alırız. Mesela ben, sen veya diğer bir arkadaş bankadan para borçlanamaz mıyız? Bu da mı soygunculuk addedilecek?
- Edebilir amma bizim vaziyetimiz buna müsait değil, şahsımız namına da olsa, yine hepimize teşmil ile soygunculuğa başladılar, derler.
-O halde başka çare ne olabilir?
-Rica ederim, bununla da sen meşgul ol, bir çare bulursun. Evvela Ankara’ya ne kadar masrafımız olacak, ikinci olarak burada ödenecek borcumuz elbette var, miktarı nedir? Özetle burada borç bırakmayarak bizi Ankara’ya kadar götürecek paranın miktarı ne olmak lazımdır? Bunları bir hesap etmeli, sonra ona göre para teminini düşünmeli. Artık sen bunları düşün ve dikkatle meşgul ol.
-Düşüneyim, fakat düşündüğümü tatbik için müdahale etmemeniz lazım. Aksi takdirde her bulunacak çareye bir mahzur bulacak olursanız, bu iş çözülmez.
-Artık bilmem, ne yaparsan yap, sen de mahzurları benim kadar elbette düşünürsün.
BENZİNİ NEREDEN ALACAKLARDI
Yola çıkmadan önce Mustafa Kemal, var olan üç otomobilin bakımının yapılmasını, bu araçların kendilerine Ankara’ya götürüp götürmeyeceğini merak ediyordu. Kurmay Binbaşı Hüsrev Gerede benzin bulmanın sorun olduğunu söyledi. Dört ay önce Erzurum’a giderken, Kazım Karabekir Paşa’nın gönderdiği benzinle yola çıkılmıştı. Şimdi nereden benzin alacak, nereden lastik bulacaklardı?
Görüşme uzadıkça uzadı. Diyelim ki benzin, lastik var ama ya para? Mustafa Kemal çok sıkılmıştı. Ayağa kalktı, “Bunca mühim meseleler, isyanlar, şunlar bunlarla uğraştık, kararlar verdik, emin olunuz ki bu kadar sıkıldığım olmadı. Ankara’ya gideceğiz; köhne, körükleri parça parça, bu kışta, karda binilmesi uygun olmayan otomobillere razı oluyoruz, fakat benzin, lastik, para bulamıyoruz. Elbette bunlara da çare bulacağız” dedi.
Mazhar Müfit, “Amerikan Mektebi’nde benzin, lastik çok; geçenlerde müdiresi Miss cenapları mektebi gezdirirken ambarı da gördüm. 10 çiftten fazla lastik ve belki 20-30 teneke benzin vardı” deyince Mustafa Kemal, “Bundan bize ne?” karşılığını verdi. Konuşma şöyle sürdü:
-Mazhar Müfit: Bize mi ne? Parasını verir satın alırız; parasını vermezsek borç alır, sonra Ankara’dan parayı göndeririz.
-Mustafa Kemal: Önce parayı da bul da sonra ahbabın olan Miss cenaplarına gider, lüzumu kadar lastik ve benzin satmasını görüşürsün. Öyle Ankara’dan göndeririz filan yok ha!
FATURASINI İSTEDİ
Mazhar Müfit, borç almak için bankta direktörünün yanına gitmişti. Ancak, direktör rahatsız olduğu için gelmemişti. Oradan çıkıp Amerikan Mektebi’ne gitti. Müdireye benzin ve lastik sıkıntıları olduğunu, bunun parasını ödeyeceğini söyledi. Kadın, “Biz benzin ve lastik satıcısı değiliz. Kuva-yı Milliye’nin yağmacı ve çapulcu olmadığını biliyoruz. İki çift iç lastik ile iki çift dış lastik ve altı teneke benzin de emrinize hazırdır, aldırınız” dedi.
Mazhar Müfit, Mustafa Kemal’in bu tür konulardaki duruşunu bildiğinden “Lütfen faturasını himmet buyurunuz da almaya gelecek adamla parayı takdim edeyim” diye açıklamada bulundu. Çünkü o sırada ne kendisinde ne de ikametgâhtaki kasada bunu ödeyecek para yoktu. Osmanlı Bankası direktörü işe geldiğinde borç olarak alacağı parayla ödeme yapabileceğini umuyordu.
Mustafa Kemal, “Şimdi para almıyorlar ama Amerika’ya, Türkler zorla aldılar, diye bir döneklik yaparlar mı acaba? Buna mahal kalmamak üzere müdireden, ‘Lastikler ve benzin de geldi, teşekkür ederiz. Fakat sözlü olarak ifade ettiğim gibi bunların kaç kuruş tuttuğunu ve parasını derhal takdim etmek üzere, hatta hamal ve araba paralarının da eklenmesini ve hareketimiz yaklaştığından hızla cevap verilmesini bildiren bir tezkere yazmasını’ isteyelim. Tabii o yazısıyla para almayacağını bildirir. Bunu vesika yerine sakla. Hakikaten biz parasız istemiyoruz, onlar almıyor. Evet ama ileride ne olur ne olmaz, onların, bizim ısrarımıza rağmen para almadıklarına dair elimizde bir vesika bulunsun” diye uyarıda bulundu.
10 EKMEK, 20 YUMURTA İLE ÇIKILDI
18 Aralık 1919’da yola çıkılması kararlaştırılmıştı. Hareket sabahı saat 08.00’de direktör bankaya gelmiş ve eski Bitlis Valisi Mazhar Müfit’e bir borç senedi imzalatmış, yanında bulunan Yüzbaşı Bedri Bey de tüccardan diye kefil yazılmış ve 1000 lira alınabilmişti. Saat 09.00’da Mustafa Kemal ve karargâhı Ankara’ya gitmek üzere Kayseri istikametine doğru üç otomobille yolculuklarına başlamıştı.
Bankadan borç senediyle parayı son anda bulduklarından kasadaki parayla yol için ancak haşlanmış 20 yumurta, 1 okka peynir ve 10 ekmek satın alabilmişlerdi... Hava çok soğuk, yerler karla kaplıydı ve bir taraftan da kar yağıyordu.
Otomobillerin üstü açık olduğundan kar altında gidiyorlardı... Cumhuriyete adım adım yaklaşılıyordu. Prof. Dr. Hikmet Özdemir, “Atatürk’ün Etik Mirası” kitabında belgelere dayanarak çok önemli anılara yer vermiş. Bize de böyle bir bölümü, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı gibi önemli bir günde aktarmak düştü.