Yargının vicdanı önce insanın kendi içinde başlamalıdır. Kendini tartmayan başkasını adil tartamaz. Kendi yanılabilirliğini bilmeyen, başkasının yanılgısını anlamaz. Kendi zayıflığını tanımayan, düşene kolayca taş atar. Oysa insanın en büyük erdemlerinden biri şunu söyleyebilmesidir: “Ben de başka koşullarda başka türlü olabilirdim.” Bu söz, suçu bağışlamak değildir. Bu söz, insanı anlamaya çalışmaktır. Hukuk, anlamadan hüküm verirse kurur. Merhamet, hukuku yok sayarsa dağılır. Gerekli olan, ikisinin aydınlık dengesidir: Suçu suç olarak görmek, mağdurun hakkını korumak, toplumu güvenceye almak; fakat bütün bunları yaparken insanı yalnız suçtan ibaret saymamak.
Çünkü insan, hatasından büyüktür.
İnsan, dosyasından büyüktür.
İnsan, bir anından, bir öfkesinden, bir düşüşünden büyüktür.
Adalet de bu büyüklüğü görebildiği ölçüde yücedir.
Devletin adaleti, yurttaşın öfkesinden daha soğukkanlı, kalabalığın sesinden daha derin, siyasal çıkarların hesabından daha temiz olmalıdır. Yargı, günün gürültüsüne göre değil, hukukun kalıcı ışığına göre konuşmalıdır. Çünkü bugünün öfkesi geçer; ama haksız kararın yarası kuşaklara kalır. Bir ülkenin gerçek uygarlığı, en sevilen insanına değil, en çok suçlanan insanına nasıl davrandığında belli olur. Herkes masumu savunabilir. Zor olan, suçlanan kişinin de hakları olduğunu unutmamaktır. Herkes güçlüye saygı gösterebilir. Zor olan, güçsüzün hakkını korumaktır. Herkes alkışlanan adaletin yanında durabilir. Zor olan, kalabalık kızgınken de hukuku savunmaktır. İşte yargının vicdanı budur. Bugün bize gereken, daha çok bağıran adalet değil; daha çok düşünen adalettir. Daha sert görünen değil; daha doğru işleyen adalet. Daha hızlı cezalandıran değil; daha güvenilir hüküm kuran adalet. İnsanı ezen değil, insanı onaran; toplumu korkuyla değil güvenle ayakta tutan adalet. Yargı, Cumhuriyet’in kalbidir. O kalp düzenli atmazsa, devletin bütün organları yorulur. Hukuk zayıflarsa yurttaş küçülür. Vicdan susarsa adalet taşlaşır. Ölçü kaybolursa güç keyfileşir. Bu nedenle yargının bağımsızlığı yalnız yargıçların meslek sorunu değil, her yurttaşın yaşam güvencesidir.
Adalet, güneş gibi olmalıdır:
Kimsenin yüzüne ayrı doğmamalı.
Güçlüye sıcak, güçsüze soğuk olmamalı. Zengine parlak, yoksula solgun görünmemeli.
Herkesin üzerine aynı açıklıkla, aynı güvenle, aynı insanlıkla doğmalıdır.
Ve insan, başkasını yargılamadan önce kendi içinden geçmelidir.
Kendi öfkesinden, kendi kibrinden, kendi korkusundan, kendi çıkarından geçmelidir.
O geçişi yapamayanın hükmü eksik kalır.
Çünkü adalet yalnız karar değildir; karakterdir. Yargı yalnız kurum değildir; vicdandır. Hukuk yalnız metin değildir; insan onurunun aydınlık güvencesidir.