“Vergi” bir vatandaşlık görevidir. Devletler vergiyle doğar ve yaşar. Bu nedenle duruşumuz vergiye karşı değil; verginin adil olup olmadığına ilişkin. Vergilerin kimlerden, nelerden, nasıl alındığına ve kimlerden alınmadığına itirazımız var. Vergilerimizin kimlere, nerelere ve nasıl harcandığının hesabını sormak zorundayız.
Soru şu: Vergiler adil mi?
Anayasa’nın 73. maddesi açık: Vergi, herkesin mali gücüne göre alınmalı; vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacı olmalı.
Peki ya gerçek?
Türkiye’de vergi gelirlerinin ağırlıklı bölümü dolaylı vergilerden oluşuyor. Yıllara göre farklılaşsa da toplam vergi gelirlerinin yüzde 60-70’i dolaylı vergilerden oluşuyor. OECD ülkelerinde bu oran Türkiye’deki oranın yarısı seviyesinde. Yani vergi yapımız ciddi şekilde adaletsiz.
KDV ve ÖTV, kazancına bakmaksızın herkesin karşısına çıkıyor. Ancak aynı vergi, dar gelirli ile yüksek gelirlinin cebinde aynı etkiyi yaratmıyor.
Çünkü dar gelirli kazandığının tamamına yakınını harcamak zorunda. Dolayısıyla gelirinin çok daha büyük bölümünü tüketim vergisi olarak devlete ödüyor. Yüksek gelirli ise kazancının tamamını tüketmek zorunda değil; tasarruf edebiliyor, yatırım yapabiliyor.
Vergi oranı aynı olsa bile verginin yükü aynı değil.
Maaş eline geçmeden vergi
Ücretlinin durumu daha da farklı.
Çalışan, maaşı hesabına yatmadan önce vergisini ödüyor. İşveren tarafından kesilen vergi doğrudan devlete aktarılıyor. Vergi affından, yapılandırmadan, matrah düzenlemesinden yararlanma imkanı ise ücretli için neredeyse yok.
Üstelik ücret gelirlerinde uygulanması gereken “ayırma ilkesi”, yani emeğiyle geçinenlerin daha düşük vergi yüküne tabi tutulması gerekirken adeta tersine işliyor.
Kısacası mali güce göre vergileme ilkesi kağıt üzerinde var; hayatın içinde ise ciddi bir adalet sorunu bulunuyor.
Ölüm herkesi eşitliyor mu?
Seneca iki bin yıl önce “Eşitsiz doğarız, ama eşit ölürüz” demişti.
Claudianus ise “Ölüm her şeyi eşitler” cümlelerini dile getirmişti.
Horatius bu hususu daha edebi bir dille şu şekilde ifade etmişti: “Solgun ölüm, yoksulun kulübesinin de kralın sarayının da kapısını eşit adımlarla çalar.”
Biz ise ölümden sonra bile eşitliği başaramıyoruz.
Devletin cenaze yardımlarına baktığımızda ölümün bile herkesi eşitlemediğini görüyoruz.
Temmuz 2026 sonrasında geçerli rakamlara bakalım.
- SSK/BAĞKUR’lu bir çalışanın cenaze ödeneği 6.398 lira. Temmuzda zam yapılmadı. Ocak ayından beri aynı kaldı.
- Devlet memurunun ölüm yardımı 29.935 lira.
- Emekli milletvekilinin ölüm yardımı 89.804 lira.
- Görevdeki milletvekilinin ölüm yardımı ise 179.608 lira.
Yani görevdeki bir milletvekilinin ölüm yardımı, SSK’lı işçinin cenaze ödeneğinin yaklaşık 28 katı. Bir değil, üç değil, beş değil; tamı tamına 28 katlık farktan bahsediyoruz. Asil ile vekil arasındaki fark!
Üstelik memur ve milletvekili ödemeleri maaş katsayısına bağlı olarak artarken, SSK cenaze ödeneği aynı mekanizmayla altı ayda bir yükselmiyor.
Hayatın içinde adaletsiz olan sistem, ölümün ardından da farklı statüler üzerinden karşımıza çıkıyor. Anlayacağınız, “Ölüm bile statüye göre. Yaşarken de ölürken de adaletsiz.”
Vatana verilen canın rütbesi olur mu?
Eşitsizlik tartışması bununla da bitmiyor.
Er şehit yakınları ile er ve erbaş statüsündeki gaziler, rütbe farkı gözetilmeksizin eşit özlük hakları talebiyle 2026 Temmuz ayında Ankara Güvenpark’ta oturma eylemi başlattı. Talepleri arasında maaş, sağlık hizmetleri, protez desteği ve diğer sosyal haklarda eşitlik bulunuyor.
Elbette görev sırasında alınan maaşın rütbeye göre farklı olması başka bir şeydir. Ancak şehitlik ve gazilik söz konusu olduğunda mesele artık kişinin görevi değil, ödediği bedeldir. Şehitliğin rütbesi, gaziliğin derecesi olmaz. Vatana verilen canın, kaybedilen uzvun, çekilen acının üzerinde apolet bulunmaz. Devletin görevi de tam burada başlar: Farklı statülerden gelen insanlara, ortak bir fedakarlık karşısında adil davranmak.
Kefenin cebi yok ama...
Mesele yalnızca 6.398 lirayla 179.608 lira arasındaki fark değil. Mesele, devletin adalet anlayışıdır.
Vergisini maaşı eline geçmeden ödeyen ücretli, harcadığı her kuruş üzerinden vergi veren dar gelirli, hayatını emeğiyle sürdüren çalışan emekli ve vatan uğruna canını veren şehit yakını...
Hepsi aynı ülkenin vatandaşı.
Devletin vergiyi toplarken de sosyal hakkı dağıtırken de temel ölçüsü aynı olmalı: mali güç, ihtiyaç ve adalet.
Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranmaz.
Vergi dairesinde de aranır.
Maaş bordrosunda da aranır.
Cenaze ödeneğinde de aranır.
Şehit yakınları ve gazilerimize reva görülen düzende de aranır...…