Anayasa, bir devletin gücünü nereden aldığını belirten temel yasadır.
Yasama, yürütme ve yargının yetkilerini belirler.
Yurttaşların temel hak ve ödevlerini gösterir.
En önemlisi, yönetenlere sınır çizer.
Hiçbir hukuk kuralı veya uygulama, anayasaya aykırı olamaz.
★★★
“İktidarın kötüye kullanılmasını önlemek için, iktidarın iktidarı durdurması gerekir” der Montesquieu...
Ayrıca uyarıda bulunur:
“Yasama gücü ile yürütme gücü aynı kişide ya da aynı kurumda birleşirse özgürlük olmaz.”
Bir anayasanın değeri ve etkisi de burada görülür:
Devletin en güçlü makamı, kendi yetkisinin sınırına geldiğinde duruyor mu? Anayasa’nın çizdiği sınırlara uyuyor mu?
★★★
Osmanlı’da anayasa arayışı, 1808’de Sened-i İttifak’la başladı; 1876’da Kanun-i Esasi’ye ulaştı.
Meclis-i Mebusan (Vekiller Meclisi) açıldı.
Padişah II. Abdülhamid, Meclis’i Şubat 1878’de kapattı. Meclis’in yeniden açılması için 30 yıl beklendi.
★★★
23 Nisan 1920’de, işgallere karşı mücadele sürerken Büyük Millet Meclisi Ankara’da açıldı.
20 Ocak 1921’de, Teşkilât-ı Esasiye (Anayasa) ilan edildi.
1921 Anayasası, 23 madde ve bir de ek maddeden oluşur.
Temel hükmü: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”
★★★
1921 Anayasası bir devrim anayasasıdır.
İşgal ve İstiklal Savaşı döneminde hazırlanmıştır.
Saltanat ve hilafet henüz kaldırılmamıştır.
Cumhuriyet henüz
kurulmamıştır.
Türk Milleti tanımı
yapılmamıştır.
Ulus ve üniter devlet yapısı, Anayasa’da yer almamıştır.
Kadın hakları henüz kabul edilmemiştir.
Hukuk, eğitim ve siyasal alanda devrimler henüz gerçekleştirilmemiştir.
Ve şimdi bazı çevreler, 1921 Anayasası’nın temel alınmasını istiyorlar.
★★★
Cumhuriyet, 29 Ekim 1923’te 1921 Anayasası değiştirilerek ilan edildi.
Resmî dilin Türkçe olduğu hükmü de o değişiklikle eklendi.
20 Nisan 1924 Anayasası, altı bölüm ve 105 maddeden oluşur.
“Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” ifadesi, birinci madde olarak yer aldı.
1924 Anayasası, yumuşak bir kuvvetler ayrımına yer verdi; ama meclisin üstün olma konumu sürdürüldü.
★★★
1924 Anayasası’nın 88’inci maddesi, ortak yurttaşlık bağını tanımladı: “Türkiye halkına, din ve ırk ayrımı gözetilmeksizin, vatandaşlık bakımından Türk denir.”
Atatürk’ün millet tanımı da bu ortak yurttaşlık anlayışını anlatır: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”
Atatürk’ün bu tanımı; din, mezhep, cins, ırk ayrımı gözetmez; ayrıştırıcı değil birleştiricidir.
★★★
1924 Anayasası’nda en kapsamlı değişiklik, 1928 yılında yapıldı.
“Türkiye Devletinin dini İslam’dır” gibi laikliğe aykırı hükümler kaldırıldı.
5 Aralık 1934’te, kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı eklendi.
5 Şubat 1937’de, Cumhuriyet Halk Partisi’nin altı ilkesi; Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Devletçilik, Halkçılık, Laiklik ve Devrimcilik anayasada yer aldı.
★★★
Gel zaman git zaman...
1961 Anayasası, 27 Mayıs askerî müdahalesinin ardından kabul edildi.
Kuvvetler ayrılığına ve temel haklara daha geniş yer verdi; Anayasa Mahkemesi’ni kurdu.
1982 Anayasası ise 12 Eylül darbesinin ardından, yürütmeyi güçlendiren ve siyasal alanı daraltan bir anlayışla hazırlandı.
1982 Anayasası, bugüne kadar 19 kez değiştirildi.
★★★
Ve geldik bugüne...
Yeni Anayasa gündemde...
Anayasa madde 42: “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır... Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.”
Bu madde değiştirilecek mi, esnetilecek mi?
Atatürk ilkeleri yerini
koruyacak mı?
Türkçeden başka bir dilin, ana dili olarak okutulmasına ilişkin hüküm değiştirilecek mi?
★★★
Anayasa 66’ncı madde: “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”
Bu tanım, yurttaşları etnik ve mezhepsel temellere, kökenlerine göre ayırmaz; ortak bir vatandaşlık bağında buluşturur.
Bu maddede ne değiştirilecek?
Türk sözcüğü esnetilecek mi?
Türkiyeli mi denilecek?
“Türk, Kürt, Arap” söylemi burada yerini alacak mı?
★★★
Öngörülen Yeni Anayasa ile:
Meclis, yürütmeyi gerçekten denetleyebilecek mi?
Yargı bağımsızlığı güvenceye alınacak mı?
İfade özgürlüğü herkes için sağlanacak mı?
Ulusal egemenlik ve Cumhuriyet’in üniter yapısı nasıl güvence altına alınacak?
Ve en önemlisi: Yeni Anayasa ihtiyacı nereden kaynaklanıyor?
Yeni Anayasa, tam uygulandığından dolayı mı sorunlu?
★★★
Asıl konuya gelelim...
Madde 42 ve 66’da yapılacak bir değişiklik, Anayasa’nın değiştirilemez ilk üç maddesini doğrudan etkiler.
Ulus ve üniter devlet yapısını aşındırır.
Toplumu etnik ve mezhep ayrımcılığına götürür.
Ve bu coğrafyada atılacak en riskli adım, işte bu Anayasa değişikliğidir.
Ve tarihin hükmü öter, ıslık çalar: Atatürk’ü ve onun ulus devlet yapısını ortadan kaldırsanız; ne yurt kalır ne vatan...
★★★
Anayasanın gücü, iktidara verdiği yetkide değil; o yetkiyi sınırda durdurmasındadır.
“Adalet mülkün temelidir” derler.
Temel çürümüşse, anayasanın sayfalarını yenilemek binayı ayakta tutmaz.
Filozof Augustinus, “Adaletin olmadığı yerde cumhuriyet de yoktur” der.
Ve noktayı koyar...