Trump’ın yönettiği ABD, sözde uyuşturucu kaçakçılığını önlemede kendisiyle iş birliği yapmayan Venezuela Başkanı Maduro’yu devirip Venezuela’nın petrolüne çöktü. Hem de bunu, her zaman uyguladığı “darbe örgütleme” yöntemiyle gerçekleştirmedi. Kendi askerleriyle adamcağızı karısıyla birlikte yatağından alıp 3.500 km uzaktaki New York’a getirdi. Adi suçlu gibi yargılamaya başladı. “Al sana hukuk!” Trump, istikrarlı (?) bir hükümet kuruluncaya kadar Venezuela’yı ABD’nin yöneteceğini söyledi ama bu düşünmeden sarf edilmiş bir sözdü. Venezuela’yı içeriden yönetmek, batağa saplanmaktı. Allah’tan hemen ardından ABD Dışişleri Bakanı, Başkan Trump’ın bahsettiği “yönetme” doğrudan değil yönlendirme şeklinde olacaktır dedi. Demek ki; Venezuela’yı yine Venezuelalılardan kurulu ancak ABD kuklası bir hükümet yönetecek. Zaten muhalefet lideri de hükümeti kurmaya hazır olduklarını söyledi. Maduro dünyanın antidemokratik ülkelerinde rastlanan türden “düzmece veya hileli seçimlerle” iktidarını sürdüren bir politikacıydı. Komünist Küba’da sendikacılık eğitimi almıştı. Darbeci asker Başkan Hugo Chavez’in yardımcılığına kadar yükselmiş, Chavez tedavi için gittiği Küba’da kanserden ölünce onun yerine geçmişti.
ORTA KÜLTÜR TUZAĞI
Venezuela Tanrı’nın her tür yeraltı ve yerüstü zenginliğini bahşettiği bir ülkedir. Çıkartılması ve damıtılması Orta Doğu ülkelerindekine kıyasla pahalı olsa da dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahiptir. Yüzölçümü 912.000 kilometrekaredir. Nüfusu birkaç yıl önce 28.5 milyonmuş. Ancak ülke göç veriyor ve özellikle üretken nüfus azalıyor. Bir zamanlar, yani hem petrolün pahalı hem de petrol ihracatının yüksek olduğu yıllarda Venezuela “çok zengin” bir ülkeymiş. Sonra “orta halli” olmuş. Son iki yılki büyüme hariç tutulursa şimdilerde “düşük orta gelir” liginde oynuyor. Bunun görünen sebebi, ekonomi politikasının “üretim” değil, petrol gelirlerini “paylaşım” üzerine kurulmuş olmasıdır. Kök sebepse, kapitalizmle gelişmenin olmazsa olmazı “ahlak normlarını” içselleştirmemiş, parçalı bir millet olmalarıdır. Sosyalizme geçersek bu engeli aşarız diye düşünen Fidel Castro hayranı Hugo Chavez 1988’de başa geçmişti. Komünal konseyler, işçilerce yönetilen kooperatifler kurmuş, topraksız köylüye toprak dağıtmıştı. Başta petrol olmak üzere sanayii devletleştirmişti. Ama hem ABD’nin ambargoları hem de kültür değişimini gerçekleştiremediğinden başarılı olamadı.
TRUMP NE KADAR HAKLI
Moğol İmparatoru Cengiz Han, Çin’i ve Doğu Avrupa’yı işgal ederken, Kartacalı Hannibal Roma’ya filleriyle girerken, Makedonyalı Büyük İskender Anadolu’yu ve İran’ı zapt ederken, Romalı Sezar Mısır’dan İngiltere’ye kadar her yere hükmederken, Osmanlı Padişahı Mehmet surlar arasına sıkışmış şehir devlet İstanbul’u fethederken, Emevi komutan Tarık Bin Ziyad İspanya ve Portekiz’i ele geçirirken, Abbasiler Hindistan’a doğru ilerlerken, Birinci Selim Mısır’a sefer düzenlerken, İngilizler Hindistan’ı, Hollandalılar Endonezya’yı, Belçikalılar Kongo’yu sömürgeleştirirken, Napolyon Rusya’yı işgal için Moskova’ya yönelirken, Japonlar Çin’e giderken, Hitler’in yıldırım orduları Avrupa devletlerine diz çöktürürken ne kadar haklılarsa Trump da (ABD diye okuyun) o kadar haklıdır. Haklı veya haksız olmak Amerika’nın başarılı olup olamayacağı göstermez. ABD’nin Vietnam ve Afganistan hezimetleri ortadadır. Güneşin altında yeni bir şey yok. Kıssadan hisse.
SON SÖZ: Dış siya- set, iç siyasete göre belirlenmez.