Yönetici... Adı üzerinde, yönetme gücünü elinde bulunduran kimse, bir işi yöneten kişidir. Türk Milli Takımı için 6 gün süren Dünya Kupası macerasında süreç ne kadar yönetilebilmiş gelin birlikte gözden geçirelim.
Türk futbolunun yönetiminden sorumlu merci, Türkiye Futbol Federasyonudur. TFF'ye göre, yönetme işinin Türkiye ayağında, işler gayet tıkırındaydı. Alınan katılım primi, verilen villa sözleri, motivasyon ve rantı bir arada yönetebilme sanatı gibiydi. O nedenle haksız da sayılmazlar. Milli Takım, 24 yıllık özlemi büyük umutlarla dindirmeye, yüzlerce araçlık konvoy ile yollar, köprüler kapatılarak, 1. sınıf uçuş deneyimi, onlarca reklam ve şatafat içinde yollanırken süreç kendilerince iyi yönetiliyordu.
Ama konu futbolu ve organizasyonu idare etmeye gelince, akla kara ortaya çıktı. Öncelikle, Arizona çöllerinin göbeğinde, turnuvanın iklim gerçekliğiyle örtüşmeyen kamp alanı için teknik heyet ve oyuncuların söylediklerini hatırlayalım. Montella "İdeal koşullar içinde olmadık ama anlık olarak adapte olmamız gerekiyordu. Kimse kısa sürelerden dolayı kamp yerini değiştiremedi." dedi. Uğurcan Çakır ve Samet Akaydin çıktıkları basın toplantısında, ilk maçtan tam 3 gün geçmesine rağmen uyku düzenine yeni alıştıklarını söyledi. Türk futbolu, deyim yerindeyse jet lag olmuştu.
İtibardan tasarruf olmaz mantığı ile büyük şovlar eşliğinde uğurlama yapılacağına, o parayı kamp merkezi değiştirmek için kullanmamak yönetici başarısızlığıdır. Kupa öncesi yapılan son hazırlık maçı bile kamp merkezine neredeyse 5 saat uçuş mesafesinde. Koskoca TFF'de, hiç kimse çıkıp da 'biz ne yapıyoruz, bu nasıl alışma süreci' demedi mi? Diğer takımlar neredeyse 1 ay önce ABD'de toplanmaya başladı, nitekim bu tercihin meyvelerini de topladı. Ancak lig planlamasını bile günübirlik fikirlerle yapan TFF nedeniyle, ligler hemen hemen Dünya Kupası arifesinde sona erdi.
TFF Başkanı ve takım kaptanının 'ben merkezli' ve ali kıran baş kesen havalarındaki açıklamaları, Montella'nın hala alay eder gibi '1000 zafere bedel bir galibiyet' sözleri Türk futbolseverlerde antipatinin fitilini ateşledi. Tüm bunlara rağmen, mesai yapacağı sabahın ilk ışıklarında TV başına geçerek ülkesini destekleyenleri anlayan birkaç isim olduğu görmek de umut vericiydi. Arda Güler'in sorumluluğu kabullenen ve beklentileri anladığını hissettirdiği, olgunluk yüklü açıklamaları abilerine ders niteliğindeydi. Aynı telden çalan Orkun Kökçü'yü de bu aşamada pas geçmek istemem.
Katkı sağlamaktan çok, iş tanımı sınırını haddinden fazla aşan isimler yerine, Arda-Orkun seviyesindeki olgunluk ve bilinçteki oyuncuların daha çok olduğu bir Milli Takım hayal ediyorum. Tüm bunları sağlamak, gruplaşmaların önüne geçmek, planlamaları koşula uygun yapmak da yöneticilerin işidir. 'Kupayı alırız' diye gidilen turnuvada, 4'takımın 3'ünün çıkabildiği bir grup formatında sonuncu olunuyorsa, yapılması gereken çoktan belli olmuştur. Eğer yönetemiyorsanız da bırakın, işi bilenler liyakatle görevi devralsın.