Yunanistan, adalarımızı işgal etmeye, egemenlik ve bayrak gösterisinde bulunmaya 2004’te başladı. 20 ada, iki kayalık Yunanistan tarafından işgal edildi. Bugün o adalarda 7 bin civarında Yunan askeri bulunuyor. Lozan ve Paris antlaşmalarında gayri askeri statüde olan 24 adadan, 23’ünde ağır silahlar var. Bir saldırı halinde bu adalar üs olarak kullanılacak.
Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in, Meis Adası’nı ziyareti sıradan bir gezi değil. Türkiye kıyılarının 2 km. karşısındaki adaya silahlı askerlerle gitti, karakolları ziyaret etti, görüntüleri servis edildi. Mesajı açık: “Antlaşmaları ve gayri askeri statüyü tanımıyorum.” Miçotakis, Meis’in yakınlarındaki Karaada ve Fener Adası’na da gitti. Yunanistan bu adalarda karakol ve iskele yapmış, asker konuşlandırdı. Oysa bu iki ada antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemişti. Deniz Kuvvetleri eski Kurmay Başkanı emekli Tümamiral Prof. Cihat Yaycı, Miçotakis’in bu ziyaretleri hakkında SÖZCÜ’ye şunları söyledi:
Saygı Öztürk - Tümamiral Prof. Cihat Yaycı
FİİLİ İŞGAL, AÇIK TAHRİK
“Konu basit. Lozan Barış Antlaşması’nın 15. maddesiyle İtalya’ya devredilen yerler bellidir: Menteşe Adaları, bunlara bağlı adacıklar ve Meis. Lozan, Meis’in yanındaki adaları İtalya’ya vermemiştir. 1947 Paris Barış Antlaşması’yla İtalya’nın elindeki adalar Yunanistan’a bırakıldı. Antlaşmanın 43. maddesinde Lozan’ın 16. maddesine atıf yapıldı. Yani. İtalya’ya verilmeyen bir ada Yunanistan’a devredilemez. Bu maddeye göre kaderi yeniden belirlenecek ada ve toprakların geleceği, ilgili devletlerce kararlaştırılmalı. Menteşe Adaları ve Meis’in İtalya’dan alınıp Yunanistan’a verilmesi yeni bir kader tayinidir. Türkiye 1947 Paris Konferansı’nda yoktu. Türkiye’nin bulunmadığı masada yapılan egemenlik devri hukuken tümden geçersizdir.
Hadi bunu da geçtik... Paris Antlaşması’nda 4 Ocak 1932 Sözleşmesi’ne veya 28 Aralık 1932 metnine atıf yoktur. Bu metin TBMM’de onaylanmamış, Milletler Cemiyeti’ne tescil edilmemiş ve yürürlüğe girmemiştir. Lozan’la İtalya’ya verilmeyen Karaada ve Fener Adası, Paris Antlaşması’yla Yunanistan’a da verilmemiştir. Karaada ve Fener Adası Türkiye’nindir. Yunanistan da bunun farkındadır. Bu nedenle 1947’den sonra 1932 belgelerinin hukuki durumunu Türkiye’ye gönderdiği notalarla sürekli sormuştur. Bütün adaların kendisine tartışmasız devredildiğine inansaydı bunu sormazdı. Türkiye’nin cevap vermemesi Yunan iddiasının kabulü değildir; sessizlik egemenlik devri sayılmaz. Miçotakis’in bu Türk adalarındaki askeri karakolları ziyareti fiili işgal ve açık tahriktir.”
SALDIRI ÜSSÜ OLDULAR
Meis bakımından doğru kavram “silahsızlandırılmış” değil, “gayri askeri statü”dür. Silahsızlandırma yalnızca silahı, gayri askeri statü askeri varlığın tamamını kapsar. Bu koşul tesadüfen konulmadı. 1. Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi sırasında işgalci güçler adaları Anadolu’ya saldırmak için üs ve sıçrama alanı olarak kullandı. Gayri askeri statü, adaların bir daha Türkiye’ye karşı saldırı üssüne çevrilmemesi için getirildi. Cihat Yaycı bu konuyu şöyle açtı: “Lozan’ın 12. maddesi, 13 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararı’nı teyit etmiştir. Adalarda ancak iç güvenlik için gerekli, sayısı sınırlı polis veya jandarma bulunabilir. Teçhizatları kişi başına bir revolver (tabanca), bir kılıç ve bir tüfekle...”
İHLALİN SİYASİ İLANI
“Paris Konferansı’nda kabul edilen tanım da askeri tesisleri, tahkimatı, askeri birlikleri, askeri eğitimi ve savaş malzemesi üretimini yasaklar. Miçotakis’in silahlı askerlerle poz vermesi ihlalin siyasi ilanıdır.
Yunanistan kendi ihlalinden hak elde edemez. Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 60. maddesi esaslı ihlal halinde antlaşmanın uygulanmasının askıya alınabilmesini veya sona erdirilebilmesini düzenler. Gayri askeri statü egemenlik devrinin asli şartıdır. Bu şartı ortadan kaldıran Yunanistan, egemenlik hakkını da kaybeder. Atina’nın ‘Meis Avrupa Birliği’nin sınırı ve savunma hattıdır’ söylemi uydurmadır. AB’nin kara- deniz- hava sınırı yoktur. Yunanistan Türkiye ile Avrupa arasına fitne sokmaya çalışmaktadır.”
ÖNLEYİCİ VURUŞ
Adalara asker ve silah yerleştirilmesi Türkiye’ye yönelik silahlanmadır. Türkiye açısından ön alıcı meşru müdafaa, önleyici vuruş ve genişletilmiş meşru müdafaa hakkının kullanılması söz konusudur. ABD ve İsrail bu yöntemleri kullanıyorsa Türkiye neden kullanamasın?”
Prof. Yaycı, ihlallerin kayda geçirilmesini, resmi notayla bildirilmesini ve BM ile NATO’ya taşınmasını gerekli gördüğünü belirtti. Yaycı, şu öneride bulundu:
“Karaada ve Fener Adası’nın Türk egemenliğinde olduğunun duyurulması ile Türk Deniz ve Hava Kuvvetlerinin görünür, caydırıcı varlığı önemlidir. Türkiye savaş değil, antlaşmalara uyulmasını istiyor. Ancak tehdide sessiz kalmak barış değildir. Miçotakis’in kışkırtması cevapsız bırakılamaz. Türkiye ile şaka olmaz. Antlaşmalara uymazlarsa sağladığı hakları da kaybederler.”
Yunanistan her fırsatta gerilim yaratıyor, Türkiye’nin sessizliğini başka türlü yorumluyor. Çok yanılıyorlar çok...