Artık kuşları değil kafesi konuşmanın zamanı gelmiştir.

“Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir.”

Bu paragraf, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun eylül toplantısının ardından yayımlanan faiz kararına ilişkin basın duyurusundan.

Yüzde 5 hedefe ulaşacakmışız.

Orta vadede.

Orta vade derken 2029 bile değil.

Çünkü daha birkaç gün önce açıklanan OVP’de 2029 yılı enflasyon hedefi yüzde 9.

Demek ki 2030 ve sonrası kastediliyor.

Yani...

Bir gün.

*

Gerçekten sağduyulu davranıp sakin sakin düşünmeye çalışıyorum.

Eylül 2026 faiz toplantısının ardından yayımlanan metnin arasına “orta vadede yüzde 5” sıkıştırmanın nasıl bir anlamı olabilir?

Piyasalar da bir an için çok korkmuştu zaten!

Ya orta vadede yüzde 5 hedefinden vazgeçilmiş olsaydı?

Allah muhafaza...

Ne yapardık?

*

İşin ironisini bir kenara bırakalım.

Bana göre Merkez Bankası’nda son derece gayriciddi bir politika ve yönetim anlayışı var.

Hiçbir enflasyon hedefini tutturamayan, rakamları sürekli yukarı yönlü revize eden, buna rağmen hâlâ inandırıcı olduğunu zanneden; daha kötüsü, açıkladığı rakamlara kendisinin bile ne kadar inandığı tartışmalı bir yönetim...

Enflasyon 57 aydır yüzde 30’un üzerinde.

Yüzde 5’i en son Nisan 2011’de görmüşüz.

Tam 15,5 yıl önce!

Ama metne bakıyorsunuz:

“Orta vadede yüzde 5.”

13 Ağustos’ta yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28, gelecek yıl için yüzde 15 olarak açıklıyorsunuz.

Aradan sadece 24 gün geçiyor.

OVP geliyor.

Rakamlar yeniden revize ediliyor.

Daha kendi açıkladığınız tahminin mürekkebi kurumadan başka rakamlarla karşılaşıyoruz.

Sonra dönüp vatandaşa:

“Orta vadede yüzde 5.”

*

Jeopolitik...

Küresel...

Arz yönlü...

Yapışkanlık...

Bir gün Para Politikası Kurulu metinlerinde bu kelimelerin kullanılmasını yasaklasalar, korkarım anlatacak hikâyenin yarısı ortadan kalkacak.

Tüm ahali de oturmuş;

Faiz kaç olacak?

Kaç baz puan indirecek?

Şaşırtır mı?

Ne kadarlık koridor var?

Aynı basmakalıp, aynı ezber, aynı samimiyetsiz tartışmalar...

Koca koca, aklıselim olduğunu düşündüğüm kimi ekonomistler oturmuş metin analizi yapıyor.

“Burada şunu mu demek istedi?”

“Genişleme emaresi mi var?”

“Önceki metinde olmayan şu cümle bu kez neden girdi?”

Bir de malum hayvan isimlerimiz var.

Şahin...

Güvercin...

İstedikleri hayvanın adını versinler.

İstedikleri kadar ambalajlı cümle kursunlar.

Kusura bakmasınlar...

Bu gömlek bol geldi.

Emanet duruyor.

Emanetin de sahibine teslim edilmesi için makul bir süre vardır.

O süre de geldi.

Geçti.

*

Şimdi gelelim faize...

Politika faizi yüzde 37 değil mi?

Peki şu anda dünyada Türkiye’den daha yüksek politika faizine sahip kaç ülke var biliyor musunuz?

BİR.

Venezuela.

Yüzde 59.

Afrika’dan Asya’ya, Avrupa’dan Avustralya’ya...

Dünya klasmanında ikinci sıradayız.

Belki iç dünyamızda birtakım duygular oluşur diye birkaç ülke daha yazayım.

Çad: yüzde 4,5

Yeşil Burun: yüzde 2,5

Botsvana: yüzde 5,5

Mozambik: yüzde 9,25

Kamboçya: yüzde 0,41

Myanmar: yüzde 9

Papua Yeni Gine: yüzde 5

El Salvador: yüzde 4,69

Aslında bütün ülkeleri tek tek yazasım var.

Venezuela’dan sonra dünyanın en yüksek politika faizine sahip ülkesi olduğumuzu daha net görebilmek için belki de yazmak gerekiyor.

Şimdi birileri çıkıp şöyle diyecek:

“Demagoji yapıyorsun. Bu ülkeler Türkiye’nin klasmanında mı?”

Canımız sıkılsın diye yazıyorum zaten.

Hatta biraz da canımız acısın diye...

Belki o zaman meseleyi daha fazla ciddiye alırız.

“Dünyada ikinciyiz” cümlesinin vahametini hâlâ anlamayana ben bir de klasman mı anlatayım?

Ne klasmanı?

Enflasyon klasman dinliyor mu?

Faiz klasman dinliyor mu?

Hayat pahalılığı klasman dinliyor mu?

Cebimizden çıkan para pasaport mu soruyor?

*

Peki çözüm nedir?

Eğer bunu soruyorsanız, belli ki benim köşe yazılarımdan okuduğunuz ilk yazı bu.

Geriye sarın.

Geçmiş yazılarımı okuyun.

Cevabı orada bulursunuz.

Bulmak istiyorsanız tabii...

Çünkü Türkiye’nin ekonomi meselesinde artık sorun cevabın bilinmemesi değil.

Sorun, yıllardır aynı cevabı bilip başka şeyler yapmaya devam etmemiz.

Yazarın Diğer Yazıları