Âyinesi İştir Kişinin, Lafa Bakılmaz

Bazı insanları dinleyince dünyanın bütün iyi insanlarının sizin çevremizde toplandığını sanırsınız. Herkes dürüst, herkes adil, herkes başkasının hakkına saygılı. Kimse paraya önem vermiyor, kimse makam peşinde koşmuyor.

Peki bütün bu haksızlıkları kim yapıyor?

Herhalde onlar konuşurken başka birileri gelip yapıp gidiyor!

***

Çalışanını herkesin önünde azarlayan patron, şirket toplantısında “Biz büyük bir aileyiz” diyor. Ama ailenin bir ferdi zam istediğinde, birden şirketin maliyet hesabı başlıyor. Fedakârlık hep çalışandan bekleniyor. Kazanç paylaşılacağı zaman aile dağılıyor.

Çocuğunun her kararına karışan anne baba, “Biz onun özgür bir birey olmasını istiyoruz” diyor. Elbette çocuk özgür. Yeter ki onların istediği mesleği seçsin, uygun gördükleri insanla evlensin, söyledikleri gibi yaşasın.

Arkadaşının özel hayatını herkese anlatan kişi, sohbetin sonunda “Bana güvenebilirsin” diyor. Zaten anlattığı her sırrın başında da aynı cümle var.

“Ben dedikoduyu hiç sevmem ama…” O “ama”dan sonra insanın bütün hayatı masaya yatırılıyor.

***

Siyasette de bu alışkanlığın daha büyük ölçekte sahnelendiğini görüyoruz.

Bir siyasetçi düşünün. Her fırsatta eleştiriye açık olduğunu söylüyor. Sonra kendisini eleştiren gazetecinin sorusuna bile tahammül edemiyor. Soruyu cevaplamak yerine gazetecinin niyetini sorguluyor. Çünkü onun eleştiri anlayışında, karşısındaki kişi konuşabilir ama kendisini haklı bulmak zorundadır.

Bir başkası liyakatten söz ediyor. Görevlendirme zamanı gelince tanıdık isimler öne çıkıyor. Bir türlü sıra gelmeyen yetenekli insanlara da daha çok çalışmaları tavsiye ediliyor.

Tasarruf çağrısı yapanın kendi harcamalarına dokunulmuyor. Şeffaflıktan söz edene hesap sorulduğunda ise konu hemen değişiyor.

Böylece güzel kelimeler, kötü uygulamaların üstünü örtmek için kullanılıyor. Adalet sözü haksızlığın, özgürlük sözü baskının, fedakârlık sözü başkasının sırtına yüklenen yükün ambalajı oluyor.

***

Bazen biz de böyle yapmıyor muyuz?

Çünkü hoşumuza giden sözlere inanmak kolayımıza geliyor. Desteklediğimiz kişinin yanlışını kabul etmek, kendi tercihimizle de yüzleşmeyi gerektiriyor. Bunun yerine açıklama arıyoruz.

Karşı çıktığımız biri aynı şeyi yaptığında hemen fark ettiğimiz çelişkiyi, sevdiğimiz biri yaptığında uzun uzun açıklamaya çalışıyoruz. Böylece başkasının yalanını savunurken kendimizi de kandırıyoruz.

***

Elbette her güzel sözün altında kötü niyet arayamayız. İnsan bazen verdiği sözü tutamaz, hata yapar, koşullara yenilir. Ama sürekli aynı çelişki yaşanıyorsa, artık tek tek mazeretleri dinlemek yerine bütüne bakmak gerekir.

Dürüstlükten söz eden biri, kendi çıkarına zarar verecek bir gerçeği söyleyebiliyor mu? Adalet isteyen biri, haksızlığı kendi yakını yaptığında da sesini çıkarıyor mu? Saygıyı savunan biri, kendisine karşı çıkan insana nasıl davranıyor?

İnsanı en iyi böyle tanıyabiliriz.

Bu yüzden ben artık insanların kendilerini anlatırken seçtikleri kelimelerden çok, işlerine gelmediğinde yaptıklarına bakıyorum.

Çünkü herkes ilkelerinden söz ediyor. Ancak önemli olan, o ilkeler bir gün kendi çıkarına ters düştüğünde ne yaptığı.

Yazarın Diğer Yazıları