Bir okul düşünün. İki sınıfı var. Birinde öğrencilerin notları 80 ile 100 arasında. Diğerinde 50 ile 70 arasında.
Okul müdürü, ilk sınıfta 80 alan bir öğrenciyi ikinci sınıfa geçiriyor. Ne oluyor dersiniz? İki sınıfın da not ortalaması yükseliyor.
Çünkü ilk sınıftan ortalamayı aşağı çeken bir öğrenci ayrılıyor. İkinci sınıfa ise oradaki öğrencilerden daha yüksek not alan biri geliyor.
Hiçbir öğrenci yeni bir şey öğrenmiyor. Kimsenin notu yükselmiyor. Okulun toplam başarısı değişmiyor. Ama müdür isterse iki sınıfın da ortalamasını yükselttiğini söyleyebiliyor.
Söylediği yanlış mı? Değil. Peki öğrencilerin daha başarılı olduğunu gösteriyor mu? Onu da göstermiyor.
★★★
İstatistikte buna Will Rogers fenomeni deniyor. Bir kişinin ya da unsurun bir gruptan diğerine geçmesi, her iki grubun ortalamasını da yükseltebiliyor.
Mesele, müdürün grupların değişmesiyle oluşan sonucu gerçek bir ilerleme gibi sunmasında. Rakam doğru olduğu hâlde o rakamla anlatılan hikâye yanıltıcı.
Çoğumuz önümüze bir sayı konduğunda gerçek sonucu tartışmadan konuyu kapatabiliyoruz. Sayılarla konuşan kişinin daha doğru, daha tarafsız konuştuğunu düşünüyoruz.
Neyin ölçüldüğünü, kimlerin hesaba katıldığını, önceki sonuçla aynı koşulların karşılaştırılıp karşılaştırılmadığını pek sormuyoruz.
Ortalama yükselmişse birileri işini iyi yapmış olmalı diye düşünüyoruz.
★★★
Bu örneğin hayatımızda da bir karşılığı var. Her zaman hesaplarla, tablolarla uğraşmıyoruz ama bazen bir sorunu çözmek yerine bulunduğu yeri değiştiriyoruz.
Bazen de yaptığımız işi daha başarılı göstermek için ölçüyü değiştiriyoruz.
Bir toplantıya kaç kişinin katıldığını anlatıyoruz. Toplantıda bir karar alınıp alınmadığından söz etmiyoruz.
Kaç kitap bitirdiğimizi sayıyoruz. Okuduklarımızdan ne anladığımız üzerinde durmuyoruz. Çocuğun kaç soru çözdüğünü takip ediyoruz. Aynı yanlışı neden tekrarladığını merak etmiyoruz.
Sayabildiğimiz şeyleri başarı kabul etmek kolayımıza geliyor. Anlamaya çalışmak ise daha fazla emek istiyor.
Bir süre sonra asıl amacımızı da unutuyoruz. Öğrenmek için soru çözerken, çok soru çözmüş olmakla övünmeye başlıyoruz. Bir işi sonuçlandırmak için toplantı yaparken, toplantı yapmış olmayı işten sayıyoruz.
★★★
Seçimlerde de benzer bir uygulama yapılabilir. Bir partinin çok oy aldığı ilçeden, o ilçenin ortalamasının altında kalan bir mahalleyi alıp daha az oy aldığı başka bir ilçeye bağladığınızı düşünün. Mahallenin oy oranı, katıldığı ilçenin ortalamasından yüksekse parti iki ilçede de oy oranını artırmış görünür.
Kimse fikrini değiştirmemiştir. Parti yeni bir seçmen kazanmamıştır. Sadece sınırlar değişmiştir.
Demek ki bize sunulan rakamın doğru olması yetmiyor. O rakamdan çıkarılan sonucun da doğru olması gerekiyor. “İki yerde de yükseldik” diyen birine, “Peki toplamda ne değişti?” diye sormadığımızda hesabı doğru, yorumu yanıltıcı bir başarı hikâyesine inanabiliyoruz.
★★★
Elbette rakamlar gereksiz değil. Birçok sorunu ancak ölçerek görebiliriz. Ama bir sayının yükselmesi, hayatın da aynı ölçüde iyileştiğini göstermiyor.
Başarı diye önümüze konulan sonuca bakarken neyin değiştiğini sormamız gerekiyor. İnsanlar daha mı iyi öğreniyor? İşler daha mı düzgün yürüyor? Birinin yükü gerçekten azalıyor mu, yoksa başka birine mi aktarılıyor?
Okul müdürüne de soracağımız soru belli.
İki sınıfın ortalaması yükseldi. Peki hangi öğrenci dün bilmediği neyi öğrendi?