Bağımsızlık giderse yolsuzluk gelir

TÜRKİYE günlerdir fon krizini konuşuyor. Nasıl konuşmasın, tasfiye edilecek fonlardaki kişi sayısı 450 binin üzerinde. Fonda parası olan kişilerin tüm ailesi de sorundan etkileniyor. Yetmiyor, krizin borsa ve diğer sermaye piyasası araçlarına etkileri de dalga dalga yayılıyor.

Bu kapsamda gözler düzenleme ve denetleme görevi bulunan otoritelere çevriliyor. Düzenlemelerde gecikme olup olmadığı, herkesin aylar öncesinden gördüğü, pek çok uzmanın ekranlarda dile getirdiği sorun, yetkili kamu otoriteleri tarafından fark edilmedi mi? Yoksa görmezden mi gelindi? Ya da konu siyasi etkilerle sürekli ötelendi mi? Sorular gazeteciler, muhalefet, uzmanlar tarafından soruluyor.

Ben burada konuya daha geniş perspektiften bakmak gerektiğini düşünüyorum.

Düzenleyici ve denetleyici kurumların varlık nedeni: Siyasetten bağımsızlık

BDDK, SPK, Rekabet Kurumu, EPDK, RTÜK, Kamu İhale Kurumu gibi bağımsız düzenleyici ve denetleyici kurumlar niye kuruldu?

Bu kurumların kurulmasındaki temel amaç, siyasi iktidarların yeniden seçilme kaygısıyla sergileyecekleri popülist tavırların piyasaları tahrip etmesini önlemek, uzun dönemli ekonomik politikaları güvenceye almak ve piyasa aktörlerine tarafsız bir denetim alanı sunmaktır.

Yoksa bu kurumların yaptığı işleri zaten ilgili kurumların içindeki daire başkanlıkları, genel müdür yardımcılıkları yapıyordu. BDDK’nın yaptığı işi Hazine Müsteşarlığı altındaki birimler yapıyordu. Kamu İhale Kurumu’nun işlevini Maliye Bakanlığı içindeki bir daire başkanlığı yürütüyordu. Ancak talimata ve siyasi etkilere açıktılar. Amaç bu riski ortadan kaldırmaktı. Bunun için bu kurumların özellikle siyasetten bağımsız çalışabilmelerinin yolu açılmalıydı.

Peki gerçek bağımsızlık nasıl sağlanır?

Sadece kanuna “bağımsızdır” yazmakla mı?

Elbette hayır.

İki temel şart var: Liyakat ve görev güvencesi

Liyakat, karar organında yer alacak kişilerin alanında uzman, belli bir eğitim düzeyine ve mesleki tecrübeye sahip kişilerden seçilmesidir. Bu konu eskiden çok katı idi. On yıllık mesleki tecrübe şartı gibi kriterler aranıyordu. Ama pek çok kurumda artık dört yıllık diplomaya ve memuriyete atanmak için gerekli şartlara sahip olmak yetiyor.

Çok önemli kararlar alacak bir kurula, alanı bilmeyen, yeterli mesleki deneyimi bulunmayan kişileri atarsanız kurumun teknik bağımsızlığını zaten zayıflatırsınız.

Örneğin sermaye piyasalarıyla ilgili hiçbir bilgi birikimi ve deneyimi olmayan birini, yalnızca siyasi veya kişisel yakınlık nedeniyle kurul üyesi yaparsanız teknik bağımsızlık çöpe gider. Bu kişi karar verirken kendisine yol gösterecek bir üyenin veya bir uzmanın yönlendirmesi ya da dış telkinlerle hareket eder.

Görev güvencesi kurulların siyasetten bağımsız çalışması için önemli bir unsudur.

Görev güvencesi, bağımsız düzenleyici ve denetleyici kurullar ile TCMB, TÜİK ve MASAK gibi önemli kurumların başkanlarının kanunla sayılan çok istisnai durumlar dışında hiç kimse tarafından görevlerinden alınamamasını gerektirir.

Kritik makamdaki kamu görevlisi, “Bu kararı verirsem görevim tehlikeye girer mi?” diye düşünüyorsa gerçek anlamda bağımsız karar verebilir mi?

Hatırlatayım: Bir kişinin dört yıllığına atanması ile dört yıl boyunca görev güvencesine sahip olması aynı şey değildir.

Dört yıllığına bir göreve atanan bir Başkanın gece yarısı Resmi Gazete’de yer alacak atama kararı ile görevden alınmayacağını kimse garanti edemez.

Merkez Bankası ve TÜİK örnekleri ortada duruyor.

İşte asıl mesele burada.

Bağımsızlık yitirilirse yolsuzluk ve kriz riski artar

Kritik makamdaki kamu görevlisi, vereceği ceza veya başlatacağı soruşturma yüzünden ertesi gün görevden alınma ihtimali ile karşı karşıya ise ne yapar?

Öncelikle karar almayı erteler.

Müdahale etmesi gereken finansal köpüklere ve usulsüzlüklere zamanında neşter vuramaz. Sorun kangrene dönüşünceye kadar bekler.

Kurulların bağımsız hareket edemediği bir piyasada:

- Fon piyasalarında kontrolsüz büyüyen yapılar ortaya çıkar.

- Erken uyarı sistemleri çalışmaz.

- Finansal suistimaller ve yolsuzluklar halı altına süpürülür.

- Sonunda fatura kriz olarak tüm topluma kesilir.

Sonuç olarak; siyasetten ve diğer etkilerden bağımsızlığın olmadığı yerde bağımsız ve tarafsız denetim yapmak güçleşir. Etkin ve zamanında düzenleme ve denetimin olmadığı yerde ise usulsüzlük, keyfilik ve yolsuzluk riski artar. Yüz binlerce mağdur ordusu ortaya çıkar.

Fon krizlerinin tekrarlanmaması ve finansal piyasalara güvenin yeniden tesis edilmesi için yapılması gereken bellidir: Bu kurumları siyasetin günlük gölgesinden çıkarmak, liyakati güvence altına almak ve görev güvencesini yeniden tesis etmek.

Yazarın Diğer Yazıları