Herkes fon krizinde kimin ne kadar para kaybettiğine, konunun siyasi ayağına, borsadaki düşüşe ve soruşturmalara odaklanmış durumda.

Ancak, konunun bir de maliye ve bütçe boyutu var. Fon krizinin vergi faturası ne olacak?

Fon krizi nedeniyle yüz binlerce kişi parasına erişemedi. Fonun borsayı da vurması nedeniyle pek çok borsa yatırımcısı ciddi zarar etti. Bu zararla borsadan çıkamadığı için parası orada adeta kilitli kaldı.

Fon krizi nedeniyle yüz binlerce kişinin erişemediği milyarlarca dolarlık likiditenin piyasaya, ticari faaliyetlere, dolayısıyla da vergi gelirlerine etkide bulunması kaçınılmaz.

Bu yüzden fonlar ekseninde başlayan kriz, dalga dalga ekonominin değişik alanlarına yayıldı.

Fona yatırılan kamu kaynakları söz konusu. Türkiye Sigorta örneği ortada. Daha kamuoyuna yansımamış hangi kamu kurum ve kuruluşlarının paraları fonda batırıldı bilmiyoruz.

Düzenleyici ve denetleyici kurumlara olan güven de ciddi testten geçiyor.

Dolayısıyla yaşananların yalnızca yatırımcıların hesaplarını değil, tüketimi, şirketlerin kârlarını ve devletin vergi gelirlerini etkilemesi kaçınılmaz.

Harcanmayan para, toplanamayan vergi

Türk vergi sistemi dolaylı vergi ağırlıklı ve adaletsizdir. Bunu yıllardır söylüyoruz.

KDV ve ÖTV başta olmak üzere dolaylı vergi tahsilatının toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 60-70 bandında dolaşıyor. Bu oran gelişmiş ülkelerde yüzde 30-35 bandındadır.

Dolaylı vergi ağırlıklı vergi sisteminin aynı zamanda harcama azalışlarına karşı duyarlılığı ve kırılganlığı da bir o derece yüksektir.

Anlayacağınız, insanlar ne kadar çok harcarsa Hazine’nin kasası o kadar çok doluyor. Ancak bu vergi yapısı ekonomide yaşanan canlılığın da krizlerin de vergi gelirlerine yansımasını hızlandırıyor. Vergi yapısını da kırılgan hale getiriyor. Son dönemde bu kırılganlığı yaşıyoruz desek yanlış olmaz.

Parasına erişemeyen veya birikimini kaybeden yatırımcı, mecburen, otomobil alımını erteler, konut planından vazgeçer, hatta tatilini bile iptal eder.

Mobilya, elektronik eşya ve diğer tüketim harcamalarını kısar.

Otomobil bir tür “tekerlekli vergi dairesi”dir.

Otomobil nedeniyle onlarca vergi ödenmesi söz konusu olur. Otomobil satışlarındaki düşüş ÖTV ve KDV başta olmak üzere pek çok vergi kalemini olumsuz etkiler.

Eylül 2026’da otomobil ve hafif ticari araç satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24.33 oranında azalarak 83.469 adede geriledi. Takip eden aylarda bu gerileme derinleşirse şaşırmayın.

Konut satışlarındaki düşüş sadece Hazine’nin tapu harcı gelirlerini etkilemez, inşaat sektöründe de ciddi sıkıntılara yol açar.

Tatil harcamalarının kısılması otellerin, restoranların ve seyahat işletmelerinin cirolarını düşürür.

Daha az satış, daha az KDV; daha düşük kâr ise daha az Kurumlar Vergisi anlamına gelir.

OVP ve bütçe hedefleri daha şimdiden şaşacak gibi

2027 bütçesinde KDV için 5.681 trilyon, ÖTV için 3.284 trilyon, Kurumlar Vergisi için 2,223 trilyon lira gelir öngörülüyor. Bu hedefler, ekonomik faaliyetin ve vergi matrahlarının beklenen ölçüde büyümesine bağlı.

Üstelik vergi gelirlerini riske atan tek gelişme fon krizi değil. Büyüme hızındaki yavaşlama, altın fiyatlarındaki düşüş nedeniyle ortaya çıkan servet kaybı, enerji krizi de vergi gelirleri için önemli tehdit unsurları olmaya devam ediyor.

Kaynak olarak ekle

Uluslararası kuruluşların Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahminlerini aşağı çekmesi, ekonomik görünümdeki zayıflamaya işaret ediyor. OECD, 2026 büyüme tahminini yüzde 3.1’den yüzde 2.7’ye, 2027 tahminini yüzde 3.8’den yüzde 3.6’ya indirdi. 2027 enflasyon tahminini ise yüzde 18.3’ten yüzde 24.7’ye yükseltti.

Petrol fiyatları da ayrı bir risk. Eşel-mobil uygulaması nedeniyle akaryakıttan alınan ÖTV’de ciddi gelir kaybı yaşandı. TEPAV, 2026 yılı için akaryakıt ÖTV’si ve buna bağlı KDV kaybını 419–455 milyar lira aralığında hesaplıyor.

2027 bütçesi ise eşel-mobilin devam etmeyeceği varsayımına dayanıyor. Petrol fiyatları yeniden yükselir ve vergi indirimleri yeniden gündeme gelirse gelir hedefleri bir kez daha baskı altına girebilir.

Bir de gider tarafı var. Emeklilere seyyanen zam talepleri ve seçim öncesinde artabilecek sosyal harcama baskıları, henüz kesinleşmiş kararlar olmasa da bütçenin risk hanesine yazılmalı. 2028 seçimlerine yaklaşırken gelirleri artırmak zorlaşır, harcamaları kısmak da siyasi ve sosyal açıdan güçleşirse mali denge daha fazla zorlanabilir.

Anlayacağınız 2027 bütçesinin gelir ve gider hedefleri, daha Meclis’ten geçip yürürlüğe girmeden sapma riskiyle karşı karşıya. Aynı şekilde 2027-2029 Orta Vadeli Program tahmin ve hedefleri de program, daha mürekkebi kurumadan geçerliliğini yitirme riskiyle karşı karşıya.