Aşure ayına girdik. Aşure kazanı, toplanma merkezidir. Buğday. Nohut. Kuru fasulye. Kuru çekirdeksiz üzüm. Badem içi. Pirinç. Kuru incir. Ceviz. Fındık. Kuru kayısı. Kazanda sarmaş-dolaş buluşup, kısık ateşte pişerler.
Aşure olurlar.
★★★
Aşure, kelime kökeni olarak Arapça’dan gelir ama kendisi dünya ölçüsünde yüzde yüz Anadolu markasıdır. İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu tarlalarının ata tohumu siyez, kavılca, karakılçık buğdayı, Konya, Karaman, Kırşehir, Çorum, Sorgun, Şereflikoçhisar nohudu, Sivas, Zara, Erzincan, İspir, Çumra kuru fasulyesi, Malatya’nın kuru kayısısı, Aydın’ın kuru inciri, Manisa ile Denizli’nin çekirdeksiz kuru üzümü, Karadeniz’in fındığı, Siirt ile Van’ın cevizi aşure kazanında buluşan dünya markalarıdır.
★★★
Anadolu toprağının bu ürünleri; “Osmanlı’nın borç bulup yiyen akılsız-izansız-vicdansız ekonomik modelinin” dış soygun aracı kapitülasyonların 388 yıl süren ağır yükünü Lozan Antlaşması’na kadar taşıdılar.
Bu kuru kayısı!
Bu kuru incir!
Bu kuru üzüm.
Bu fındık, ceviz.
388 yıldır dünya markası olma özelliklerini devam ettirip, her yıl ülkemiz dış ticaretine milyar dolarlık katkı sunmaya devam ediyorlar.
★★★
Tayyip Erdoğan’ın kesintisiz 24 yılını dolduran ekonomik-sosyal- politik rejimi (modeli); “bir kuru Malatya kayısısı, bir Aydın kuru inciri, bir Gediz Ovası Sultani kuru üzümü, bir Giresun fındığı” kadar olup yeni bir dünya markası üretemedi. Tayyip Erdoğan’ın 24 yıl kesintisiz süren ekonomik-soysal-siyasal rejimi (modeli) bir tas aşurenin altında ezildi.
Dile kolay, 24 yıl.
24 yıl önce iktidara geldiğinde ekonomide sanayide, bankacılıkta, turizmde, tarımda kurumları krizden ders çıkartmış, yenilenmiş bir Türkiye’yi hazır buldu. Bugün Türkiye devlet şirketleri ile özel sektör firmalarının hiç değilse 10’nu- 15’i , “dünya markası” ürünler üretmesi gerekirdi. 24 yıl sonra “KAAN uçağına Trump motor verecekmiş!” diye “övünme, kabarma, itibar haberleri” yazıyorlar.
Trump motor verecek!
Sen ona ne vereceksin!
★★★
24 yılda bütün Ortadoğu ile Avrupa’da yaşayan insanların; “ben Anadolu’nun organik karpuzunu, organik armudunu, organik domatesini yemek istiyorum” diyen bir talep patlaması yaratılabilirdi. Anadolu bütün dünyanın parmakla göstereceği “organik tarım merkezi” haline gelmeliydi. 24 yıl içinde Çin, dünya pazarına binlerce marka mal satan Yiwu Kent modelini yarattı. Bizim Muş, Sivas, Karaman, Çumra, Zara, Aydın, Denizli dünyaya organik ürün satan kentler olabilirdi. Diyarbakır, Adana “dünya’ya organik karpuz yediren ya da en sağlıklı çorap giydiren kentler” olmalıydı. Olmadı. Anadolu’da tabiat ve insan birlikte güçlenerek zenginleşmeliydi. Tayyip Erdoğan rejimi, sadece şımarık ve çapsız azınlık zengin üretti.
Çiftçi mutsuz.
Tarım işçisi sömürü altında. Tarlalarda, bahçelerde, bostanlarda, seralarda verim patlaması olmalıydı. Olmadı. “Tarlada 5 lira pazarda 105 lira” söylemi Tayyip Erdoğan rejiminin yüzkarası etiketi oldu, model 24 yılın sonunda “bir tas aşurenin altında ezilip” kaldı.
★★★
Aşureye lezzet katanlardan çekirdeksiz kuru üzüm 2024-2025 sezonunda 396 milyon dolar, kuru kayısı 317 milyon dolar, kuru incir 292 milyon dolar, fındık ihracatı 2 milyar 360 milyon dolar oldu. Anadolu’nun toprak ve iklim üstünlüğü ile çiftçisinin emeği, alın teri, üretim becerisi bu ürünleri 388 yıldır dünya markası yaptı ama Tayyip Erdoğan’ın 24 yılı bitirip 25 yıla kapı aralayan döneminde dünya markası olacak bir tek yeni tarım ürünü marka eklenemedi. Sayıştay raporlarına yansıyan bilgilere göre Tarım Kanunu’nun çıktığı 2006 yılından 2025 yılına kadar Anadolu çiftçisine 524 milyar TL devlet desteği (halktan toplanan vergi parası) verildi. Aslında yasaya göre (GSYH’nin yüzde 1’i üzerinden) çiftçiye destek 1 trilyon 899 milyar olmalıydı. Bu verilmediği gibi 524 milyar TL desteğin de; kime verildiği, nasıl harcandığı, tarım üretimini, çiftçinin ve tarım emekçisinin hayatı ile tarımsal sanayi ürün ihracatını nasıl etkilediğinin sorgulaması (etki analizi) yapılmadı.
★★★
Anadolu tarımını dünya ölçüsünde yüksek verime ve yüksek ihracata ulaştıracak KOBİ’ler de çiftçiye verilen tarımsal desteği gerçek kalkınmaya dönüştüremedi. Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinde; “Anadolu Aslanları- Anadolu Kaplanları” diye bizzat övüp sahiplendiği KOBİ’lerin (Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler) verimliliği 2025’te Avrupa’nın beşte bir seviyesine indi. (TÜRKONFED son raporu) Önceki gün gazetelerin birinde Tayyip Erdoğan döneminde zengin olmuş bir eski toptancı için yazılmış “parlatma haberi” vardı: İsmi önemli değil kendisi Tayyip Erdoğan iktidara gelmeden önce pirinç, nohut, fasulye toptancısıydı. Özelleştirme İdaresi ve Bakanlık ile kurduğum ilişkiler sonunda İstanbul ve Antalya’da “Mall” sahibi oldum. 5. Levent’te Korupark diktim. Paşabahçe’de otel yükselttim, plazalarımın sayısı arttı. Mersin Kayseri’de “Form Evleri” döşedim diye övünüyordu. Bir başka “parlatma haberinde de yeni zenginlerden bir işadamına kızı doğum gününde Ferrari marka otomobil” hediye ettiği yazılmıştı.
Ferrari sevici bu rejim!
1 tas aşure altında ezildi.
Gazete okura satılır!
Gazeteci, kalemini “asla kimseyi vurmak için ve asla kimseyi korumak için” kullanmaz. Biz, “Kalemine efendi kal” ilkesinin takipçisiyiz. Kalemine efendi kalmak deyimi “yazılarını, haberlerini bağımsız, bağlantısız bir duruşla” yazıp okura ulaştırmak anlamındadır. Gazeteci iktidarın yanında, onun yardakçısı, papağanı, borazanı olmaz. Gazeteci aynı zamanda iktidara gelecek olanların da etekleyicisi olamaz. Gazeteci, egemenin güç sahibinin, zenginin, zorbanın, mafyanın, haksızlık yapanın, halktan bilgi saklayanın, devleti soyanın da yakınında durmaz. Gazeteci kalemini kimseye satmaz.
Gazete sadece okura satılır.
Gazete fiyatını okur öder.
SÖZCÜ, fiyatını 10 lira yükselterek 35 liraya çıkartmak zorunda kaldı. Bu 35 liranın içinde kağıt parası, matbaa baskı parası, boya-mürekkep gideri, matbaa emekçilerinin ücreti, muhabir, yazar, editörlerin maaşları, devletin vergi payı, gazete patronun kar payı, gazete dağıtım şirketinin payı ile gazete bayinin payı hepsi bu 35 liranın içindedir. Bağımsızlığını korumak ve kalemine efendi kalmak için gazete sadece okurunun verdiği parayla çıkmak zorundadır. Aksi olursa o gazete arsızlaşır gider iktidara, egemene, güç sahibine, zorbaya, mafyaya satılır. SÖZCÜ, 35 lira oldu çünkü sadece okura satılmak ve “kalemine efendi kalmak” çizgisinden ayrılmak istemiyor.