Bir YASAK ve bir kahramanlık destanı!

Belâlı bir coğrafyada yaşıyoruz. Her yanımız düşmanla çevrili...

Ordumuz güçlü olduğu sürece biz bu topraklarda güvenle yaşayabiliriz. Aksi halde parçalanıp yok oluruz!

Bu bakımdan “Ordumuz” ulusumuzun gözbebeğidir.

Ancak...

Son yıllarda halk arasında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne duyulan güvenin azaldığını üzülerek belirtmek zorundayız.

Güven erozyonunun sebepleri arasında “Ergenekon” ve “Balyoz” gibi acayip davaların “15 Temmuz HAİN FETÖ Darbe Girişimi”nin büyük etkisi bulunuyor ama başka nedenler de var:

- Atatürkçü pırıl pırıl teğmenlerin ordudan atılması...

- “Atatürk’ü sevmiyorum” diyen teğmenlerin mahkeme kararıyla orduya geri alınması...

- Askeri birliklerde zaman zaman patlak veren yolsuzluk iddiaları...

- Çok sayıda kahraman emekli subay ve generalin orduevlerine girmelerinin yasaklanması, vs.

★★★

Neden emekli subay ve generallere “Orduevlerine giriş yasağı” getirildi?

O subaylar özgürce konuştukları ve ülkede işlerin nasıl düzeleceğine ilişkin görüşlerini açıkladıkları için cezalandırıldılar.

Oysa hayatlarını kelle koltukta bu ülkeye hizmetle geçirmiş olan o tecrübeli komutanların görüş ve eleştirilerinden faydalanmak daha akılcı olmaz mıydı?

“Orduevlerine giriş yasağı” ülkemizin hangi sorununa çözüm getiriyor ki?

★★★

Listeye son olarak emekli bir paşa daha eklendi.

E. Tuğgeneral Naim Babüroğlu, Fenerbahçe Orduevi’nin nizamiyesinden geri çevrildi.

Kapıda görevli askerler bunu söylerken utançlarından Naim Paşa’nın yüzüne bakamıyorlardı.

Naim Babüroğlu’nun kimlik kartı makineye sokulunca:

“Bu kartın sahibi askeri sosyal tesislere giremez” yazısı çıkıyordu.

E. Tuğgeneral Naim Babüroğlu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en başarılı, en yiğit subaylarından biriydi. Hayatı bir kahramanlık destanı gibiydi...

Onun, “Yüzbaşı” rütbesiyle Hakkâri dağlarında PKK’lı teröristlerle mücadelesi dillere destan olmuştu.

PKK Terör Örgütü’nün en azgın zamanıydı. Her gün 20 – 25 şehit veriliyordu...

O tarihte Hakkâri Tugay Komutanı olan ve kahramanlığıyla ün yapan Osman Pamukoğlu Paşa yazdığı “Unutulanların Dışında Başka Bir Şey Yok” adlı kitabında Naim Babüroğlu için şöyle demişti:

“Bu subay da ne zaman uyur, ne zaman yemek yer, hiç görmemiştim. 24 saatte her yerde hazırdı...”

Osman Paşa’nın bu sözleri Naim Babüroğlu için bir şeref madalyasıdır.

★★★

Atatürk sevdalısı bir Anadolu evladı olan Naim Paşa’nın vahşi dağlarda, ülkeyi bölmek isteyen Öcalan’ın PKK’lı katilleriyle yaptığı şanlı mücadeleler unutuldu, şimdi iyi niyetli, açık sözlü yorumları nedeniyle “Kara listeye” alınarak orduevlerine gitmesi yasaklandı.

Onun, yurt savunması için gece-gündüz çarpıştığı PKK’lı teröristlerin elebaşısı Bebek Katili Öcalan “Kurucu önder” ilan edildi. Şimdi Meclis’te, ona özgürlük sağlanması için çalışılıyor.

Nasıl bir dünya bu böyle?

★★★

Kahramanlarına sahip çıkmayan...

Hayatlarını vatanı savunmakla geçiren generallerine yüz çeviren...

50 bine yakın vatandaşımızın ölümünden sorumlu PKK’lı teröristlere af getirilmeye çalışılan bir ülkede...

Ne kadar huzur olur?

İç cephe nasıl sağlam tutulur?

İç barış nasıl sağlanır?

Bilen varsa anlatsın lütfen!

TEBESSÜM

Takma göz hangisi?

Diktatör Pinochet, kendisini eleştirdiği için yakalatarak huzuruna getirttiği subaya:

“Söyle bakalım komik adam” der “Benim gözlerimden biri takmadır. Hangisi olduğunu bilirsen, cezanı hafifletirim.”

Subay hiç düşünmeden hemen cevap verir:

“Takma olan sol gözünüzdür!”

“Bildin, aferin... Fakat, hemen nasıl anladın bunu?”

“Çünkü o gözünüz daha insanî bakıyordu”

GÜNÜN SÖZÜ

Gerçek cesaret, haklı bir dava için savaşmaktır!

Yazarın Diğer Yazıları