Ne bayram ama...
Ortadoğu ateş topu halinde... Müslüman ülkelere bayram şekeri yerine bomba yağdırılıyor.
Haksız, hukuksuz, kalleş bir savaşın mimarı olan ABD ve İsrail, İran’ı vuruyor, İran da can havliyle Amerikan işbirlikçisi Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Dubai gibi Arap ülkelerine füze yağdırıyor.
Güya “Bayramlar kardeşliğin, barış ve neşenin sembolü” idi... Bu mübarek Ramazan Bayramı’nda Ortadoğu cehenneme döndü!
Vahşi saldırılar, patlayan bombalar, zulüm ve ölüm nedeniyle acı bir bayram yaşıyoruz.
Kana susamış iki haydut liderin (Trump ve Netanyahu’nun) korkuttuğu Müslüman ülkelerin İran’a karşı tavır almaları, İslâm dünyasının içinde bulunduğu hazin durumu gösteriyor.
★★★
Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed “Müslüman, elinden ve dilinden başka Müslümanların zarara uğramadığı kimsedir... Birlikte rahmet, tefrikada (ayrılık, bölünme ve ikilikte) azap vardır. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz” buyurmuştu.
Bugün 56 Müslüman ülkenin bir tanesinde bile bu sözlere uyuluyor mu? Hayır!
Müslüman, Müslümanın gözünü oyuyor!
Bu nasıl kardeşlik? Bu nasıl Müslümanlık?
★★★
Bugün mübarek Ramazan Bayramı’nın 2’nci, savaşın 22’nci günü... Bombalar yağmaya, kentler yanmaya, insanlar ölmeye devam ediyor.
ABD’nin İran’a karşı başlattığı saldırının haksızlığını yalnız biz söylemiyoruz. ABD’li senatör Chris Van Hallen’in analizi, savaşın gerçek iki suçlusunu gösteriyor. Senatör şöyle diyor:
“İsrail Başbakanı Netanyahu, daha önce ABD’yi o savaşa sürükleyecek kadar aptal bir başkan bulamamıştı... Ve şimdi Donald Trump’la bunu yaptı. İşin sonunun nereye varacağına dair hiçbir fikirleri yok!”
★★★
Bölgemizde savaşın dışında kalmayı başarmış tek ülke Türkiye...
Bu, doğru bir politikadır.
Biz zaten başka bir savaşın içinde ekonomik güçlüklerle boğuşuyoruz.
Bir de bu savaş başımıza musallat olursa, inanınız ki, kırk yıl belimizi doğrultamayız!
★★★
Aslında bayramlar, insanların sevinçli, neşeli, keyifli günleridir ama bizde bunların hiçbiri kalmadı!
Çevremizdeki öldürücü savaşın etkileri bütün sıkıntılarımızın üzerine tüy dikti!
Bombalar sanki bizim çarşı-pazara düşüyor. Füzeler alev olup mutfaklarımızı yakıyor. O zaman da bizlere şunları söylemek kalıyor:
★★★
Hep ezile ezile, Bayram gelmiş neyime, Biri yer biri bakar, Kan damlar yüreğime!
Tebessüm
Tok hırsızlar! Aç hırsızlar!
Gün geçmiyor ki, ülkede bir yolsuzluk haberi duymayalım...
Sanki düzen hırsızlık ve yolsuzluk üzerine kurulmuş gibi...
Her taraf kirli... Bu kiri en güçlü temizleyiciler bile çıkaramaz...
Kural şu: “Rüşvet aldıkça genişler, çalmayana aptal demişler!”
Adamın biri, siyasette zengin olmuş, daha sonra siyaseti bırakıp büyük işler kurmuş... Fakat çalmaktan da bir türlü vazgeçmiyormuş...
Sonunda yakayı ele vermiş...
Tutup hâkim karşısına çıkartmışlar.
Yargıç önündeki dosyayı inceledikten sonra şöyle bir adama bakmış, kılığını kıyafetini inceledikten sonra:
“Yahu, paran pulun var, pahalı elbiseler giyiyor, koluna altın saat takıyorsun... Önündeki dosyada 7 tane evin, 3 tane de dükkânın olduğu yazılı... Bunca varlığın varken neden çalıyorsun? Utanmıyor musun?”
Adam boynunu bükerek, “Huyum kurusun hâkim bey.... Çalmadan duramıyorum ki... Çalmak benim için bir spor... Allah inandırsın, çalmadığım geceler fena oluyorum. Herkes çalarken, ben nasıl çalamadım diye uykum kaçıyor!” demiş.
Kıssadan hisse: Çala çala servet sahibi olanlar bile “Alışmış kudurmuştan beterdir” dercesine çalmaya devam ediyor.
Bir ülkenin tok hırsızları böyle olursa, aç hırsızlar kim bilir neler yapıyordur?
GÜNÜN SÖZÜ
Siyasetçiler yalanlarını inandırıcı olsun diye hep güzel sözlerle süslerler!