Türkiye’de büyük bir dolandırıcılık, yolsuzluk veya finansal skandal ortaya çıktığında gözler genellikle ilk olarak paranın başındaki kişilere çevriliyor.
Bu anlaşılır. Ama eksik.
Çünkü milyonlarca, hatta milyarlarca liralık bir yapının uzun süre ayakta kalabilmesi için yalnızca parayı yönetenlerin değil, sistemin farklı noktalarında bulunan çok sayıda aktörün de devrede olması gerekir.
Son günlerde yaşanan fon krizini düşünelim. Sizce bu sadece fon yönetiminin tek başına yapabileceği işler mi?
SPK, 17 Eylül 2026’da aralarında Tera Portföy ve Pusula Portföy’ün de bulunduğu 7 portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören tüm yatırım fonlarının işleme kapatılmasına ve bazı fonların tasfiye edilmesine karar verdi. Ardından tasfiye sürecinde bazı fonlar için İş Bankası ve Ziraat Bankası görevlendirildi.
Şimdi asıl soruyu soralım:
Böylesine büyük bir yapı gerçekten yalnızca birkaç kişinin işi olabilir mi?
Bir fon yönetim şirketi var.
Onun yöneticileri, çalışanları ve karar mekanizmaları var.
Ama bunun yanında bağımsız denetçiler var. Fonların finansal yapısına ilişkin raporlar var. Hukuki süreçleri yöneten avukatlar, akademisyenler, mali konularda danışmanlık yapan yeminli mali müşavirler ve muhasebeciler, sermaye piyasası mevzuatını bilen uzmanlar var. Her büyük dolandırıcılık işinin arkasında dolandırıcılığın hukuki kılıfını hazırlayan profesyoneller vardır.
SPK’nın kendi açıklamasına göre sermaye piyasasında bağımsız denetim, kamuya sunulan finansal bilgilerin güvenilirliği açısından önemli bir mekanizma. Üstelik portföy yönetim şirketleri ve yatırım fonları da SPK’nın denetim alanında bulunuyor.
O halde mesele yalnızca “Kim yaptı?” değildir.
“Kim gördü, kim görmedi?”
“Kim fark etti, kim fark etmedi?”
“Kim uyarmadı?”
“Kim zamanında müdahale etmedi?”
“Kimler engel oldu?”
soruları da sorulmalıdır.
Bir başka halka bankacılık sistemidir.
Milyarlarca liralık para hareketlerinin gerçekleştiği bir yapıda bankaların, uyum birimlerinin, iç kontrol mekanizmalarının ve gerektiğinde MASAK’a yapılması gereken bildirimlerin rolü vardır. Şüpheli işlem bildirimi mekanizması bunun için oluşturulmadı mı?
Burada özellikle dikkatli olmak gerekir: Her olağandışı işlem suç değildir. Her banka çalışanının veya kurumun bir ihlale ortak olduğunu söylemek için somut delil gerekir. Ama büyük bir finansal skandal araştırılıyorsa, para trafiğinin geçtiği kanalların da incelenmesi gerekir.
Bir başka halka kamu denetimidir.
SPK, BDDK, Merkez Bankası, MASAK ve diğer kurumların kendi yetki alanları vardır. SPK’nın görevleri arasında sermaye piyasası kurumlarının mevzuata uyumunun kontrolü, gözetimi ve denetimi açıkça sayılıyor.
Öyleyse soru şudur:
Aylarca, yıllarca devam eden bir yapı varsa, bunu devletin farklı denetim mekanizmaları neden daha önce göremedi?
Görüldüyse neden müdahale edilmedi?
Eksiklik varsa neden giderilmedi?
Ve mevzuatın uygulanması geciktiyse bunun sorumluluğu kimdedir?
Bir de siyasetin gölgesi vardır.
Bir iş insanıyla fotoğraf vermek elbette suç değildir. Bir siyasetçinin bir yatırımcıyla görüşmesi de suç değildir. Ancak Devlet’in en üst kademesinde yer alanların görüştükleri kişilerle ilgili ön bilgi alması gerekmez mi? Koskoca istihbarat ellerinin altında değil mi?
Fakat bazı kişiler siyasi ilişkilerini bir “dokunulmazlık görüntüsü” oluşturmak, “Benim arkamda Devlet var” imajı yaratmak için kullanıyorsa, bunun da araştırılması gerekir.
Çünkü büyük yolsuzlukların en tehlikeli tarafı, yalnızca paranın çalınması değildir. Asıl tehlike, sistemin güvenilirliğinin çökmesidir.
Yatırımcı denetçiye güvenemiyorsa, düzenleyici kuruma güvenemiyorsa, bankaya güvenemiyorsa, piyasaya güvenemiyorsa ortada artık yalnızca bir şirket veya fon problemi yoktur. Sistem problemi vardır.
Bu nedenle büyük finansal skandallarda yalnızca “paranın sahibi”ni bulmak yetmez.
Para nereden geldi?
Nereye gitti?
Kimler imza attı?
Kimler denetledi?
Kimler danışmanlık yaptı?
Kimler uyardı?
Kimler sustu?
Kimler görmedi?
Ve en önemlisi...
Kimlerin görmesi gerektiği halde görmediği araştırılmalıdır.
Ahbap soruşturmasında, dernekle ilgili sınırlı denetim yapan denetçi bugün tutuklu iken “Fon krizine konu şirketlerde denetim yapan şirket yetkilileri ile ilgili ne tür işlem yapılıyor” sorusu geliyor insanın aklına.
Çünkü büyük yolsuzluklar çoğu zaman tek kişinin cesaretiyle değil, çok sayıda kişinin suskunluğu, ihmali, çıkar ilişkisi veya denetim zaafının aynı noktada buluşmasıyla büyür.
Bu nedenle soruşturmanın hedefi yalnızca piramidin tepesindeki birkaç isim olmamalıdır.
Aşağıdan yukarıya bütün zincir incelenmelidir.
Çünkü büyük yolsuzluk tek başına yapılmaz.
En azından, büyük bir yolsuzluğun uzun süre yaşamasına izin veren sistem tek başına kurulmaz.