Özgür Özel'den Akın Gürlek’e belgeli yanıt

CHP, "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 99'uncusunu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve partinin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun üniversite diplomasının iptal edilmesinin yıldönümünde Saraçhane Meydanı'nda düzenlendi. CHP lideri Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik iddialarını yineledi ve belge paylaştı. Öte yandan İmamoğlu'nun yapay zekayla seslendirilen 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü mesajı da vatandaşlara dinletildi.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından her hafta çarşamba günleri İstanbul’un bir ilçesinde, her hafta sonu ise Türkiye’nin farklı illerinde düzenlediği "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin bu haftaki adresi İstanbul'un Fatih ilçesi oldu. Soğuk havaya rağmen mitinge on binlerce vatandaş katıldı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kalabalığa seslendi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik iddialarını yineleyen Özel, konuya ilişkin belgeleri basınla paylaştı. Özel "Dün bir basın toplantısı yaptık, küçük turpun marifetlerini anlatmıştık. Turpun büyüğü belli turpun küçüğü 1.50! 452 milyon liralık taşınmazlar, dairler, arsalar çıktı. Hiçbirisine yanıt veremedi. Bugün bir ekran görüntüsüyle tapu kayıtlarının bazı illerini filtreleyerek, 4 evim var diye gösterdi. Bu 4 tane evin 3'ünün yeni alındığına ilişkin ikonlar duruyordu. Bunları yanıtlamak yerine dün 12 taşınmaz söyledim. 7'sinin ID numaralarını verdim. Bugün mitingden sonra, bütün basına 12'sinin de ID numaralarını geçeceğiz. Diğer 5 tanesi daha geldi. Bu numaralar, sisteme girince taşınmazlardaki işlemi gösteriyor. ID numarası doğru değil, ben bunları satın almadım sonra satmadım diyemiyor. Bugün ekranda görünmeyen, 'Avcılar Isparta Kule Bizim Evler' projesinde 2024'ün 7. ayında emlak bildirimi yapmışsın, bizzat emlak vergisini yatırmışsın. Yine basına geçiyorum. Mesa İstanbul evlerinde, ilki 3 milyon, her ay 2 milyon ödediğin ödeme çizelgesini basınla paylaşıyorum." dedi.

CHP'nin 19 Mart operasyonlarından sonra Şişli'den başlattığı "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 99'uncu adresi Fatih ilçesi oldu. Mitingin yapılacağı Saraçhane Meydanı'nın önü polis barikatları ile kapatıldı. Miting alanına Türk Bayrağı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve CHP bayrakları asıldı.

Saat 20.00’da başlayan büyük buluşmada, on binlerce vatandaşa seslenen Özgür Özel’in konuşmasından öne çıkan ifadeler şöyle:

- Bu yolda bize, size ömür biçenler oldu. Dayanamazlar dediler, dağılırlar dediler, vazgeçerler, teslim olurlar dediler. Teslim olmayanlar burada. Bugün her şeyin başladığı yerde milletin evindeyiz. Korkanların sığınağında değil, cesurların meydanındayız. Tam 365 sabah oldu, tam 365 akşam. 365 kez doğdu güneş, 365 kez battı. 'Ekrem'i aldık, işi bitirdik, onları sindirdik' sanıyorlardı, 365 gün sonra bir Ekrem'in yerine yüz binlerce Ekrem meydanda. Bir yıl önce bir iftar vaktiydi. Ekrem Başkan'ın 31 yıllık diplomasını iptal ettiler. Hem de diplomayı veren fakülte direndiği halde, dekan olmaz dediği halde. Her sorulduğunda diploma geçerli dedikleri halde diploma iptaline gittiler. Hiçbirimizin elindeki devletin verdiği hiçbir kağıdın bir önemi, bir kıymeti kalmadı. Ne tapu tapuydu artık, ne evlendirme cüzdanının bir anlamı vardı. Bankada parası olan da güvenemezdi, hisse senedi alan da. Birileri o gün Anayasa'nın altına dinamiti koydular. Devlete olan güveni boşa çıkarıp milleti birilerinin elinde oyuncak etmeye çalıştılar. Hemen ardından o akşamın sahur vaktinde kapısına yüzlerce polisle birlikte dayandılar. Yalanlarla iftiralarla dolu bir kumpası başlattılar. İşte o gün, Ekrem Başkan'ın kapısına gelenler onu Vatan Emniyet'e götürdüğünde eşi Dilek Hanım, evlatları ve yol arkadaşları dimdik ayaktaydı. O gün hep beraber buradaydık. Biz darbenin hedefinde olan kişinin Ekrem Başkan, hedefinde olan eylemin partinin iktidara yürüyüşü, hedefinde olan mekanın Saraçhane olduğunu biliyorduk. Burayı savunmak için sizlere çağrı yaptık. Bunu yapar yapmaz bir yasağı duyurdular.

"Tüm gençliğin önünde saygıyla eğiliyorum"

- O gün Vatan Emniyetin önünde 4 bin tane CHP'li, Beyazıt Meydanı'nda İstanbul Üniversiteliler barikatla, bariyerle karşı karşıyaydılar. O gün Vatan'da ve Beyazıt'ta o bariyerleri yıkanlara, demokrasiye yürüyenlere, geleceğine sahip çıkanlara selam olsun, helal olsun. O gün bugün geleceğine sahip çıkan İstanbul Üniversitesi'nin, Boğaziçi'nin, Yıldız Teknik'in, İTÜ'nün ve İstanbul'daki bütün üniversitelerin ve tüm gençliğin önünde saygıyla eğiliyorum. O gün bu otobüsün üzerine çıktık ve sizden aldığımız güçle tarihi bir direnişin meşalesini yaktık. Tam yedi gece bu meydanda, aynı otobüsün üstünden aynı mikrofona konuşarak hep beraber Türkiye'ye ve dünyaya, 'Biz bitmedi demeden bitmez, biz buradayız, meydandayız, eylemdeyiz' dedik. İlk gece tüm yasaklamalara rağmen buraya 110 bin kişi geldi. Bu hayat gelir geçir, bugün varız, yarın yokuz. Ama ahir ömrümde bana deseler ki 'Bir madalyan var demokrasiye dair, kime verirsin' deseler o madalyadan 110 bin tane isterim, geçen sene ilk gece burayı dolduran her birinize veririm. İlk gece 110 bin kişi, her gece artan bir kalabalık ve 23 Mart günü, ön seçimin günü, Ekrem İmamoğlu'nun 15,5 milyon kişinin oyuyla adaylaştığı, milletin cumhurbaşkanı adayı olduğu gün bu meydanda 1,2 milyon kişiyle bütün yarımadayı insanlar büyük bir azimle doldurdular. Drone gitti gitti, dronun benzini bitti ama bu kalabalığın sonu gelmedi. İşte o günden beri cumhuriyetin, demokrasinin hikayesi bu memlekette bitmedi, bitmeyecek.

"İstanbul'un selamını Anadolu'ya taşıdık"

- Direnişimiz bununla sınırlı kalmadı, Saraçhane'den yakılan meşale tüm Türkiye'de alevlere dönüştü. Boğazı aştık, karşıya geçtik, Maltepe'de 2,2 milyon olduk. Sonrasında her çarşamba İstanbul'un bir ilçesinde, her hafta sonu Anadolu'nun bir ilinde, önce bu eylemlerle o illere gittik, İstanbul'un selamını Anadolu'ya taşıdık. Buranın kıvılcımıyla orada kor alevler olduk. Bu eylemleri bir gün İstanbul'da bir gün Anadolu'da bir yıl boyunca sürdürdük. Bu eylemler bir aya biter dediler. Ama ne yazın ne kışın, Antalya'da 45 derecede, Çankırı'da eksi dört derecede sizin yaktığınız meşale yandı yandı, bütün Türkiye'yi sardı. Siz başardınız. Bugün akşam 99'uncu eylemde hep birlikte yeniden Saraçhane'deyiz, hep birlikteyiz. Bu mikrofon tam 112 saat boyunca elimde, tam 4,5 gün durmadan duraksamadan ben konuştum, siz dinlediniz. Dünyanın çevresi 40 bin kilometre, bu otobüs bir yılda yaptı 105 bin kilometre. Sizlerden aldığımız güçle, yol arkadaşlarımızla durmadan koşarak çalıştık. Ne bu otobüs tek başına gider, ne bu mücadele bir başına sürer. Direksiyonundaki şoföründen ses teknikerine, personellerine, bir yıldır evlerinden daha çok bu otobüste yatanlara, emek verenlere, kameramanından fotoğrafçısına, tercümanından dronu kullananlara, helal olsun tüm emekçi kardeşlerime.

"En büyük alkışı bu meydan hak ediyor"

- Bize destek veren tüm siyasi partilere, başta ilk günlerde buraya koşan gelen tüm genel başkanlara, tüm siyasi partilerin mensuplarına, gençlik kollarına, kadın kollarına, aslan sosyal demokratlara, milliyetçi demokratlara, muhafazakar demokratlara, Kürt demokratlara, liberal demokratlara, sosyalist demokratlara, Türkiye'nin tüm demokratlarına selam olsun. Tüm meslek örgütlerine, çok değerli sendikaların yöneticilerine, üyelerine, sivil topluma, derneklere, ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizler, 98 eyleme katılan 15,5 milyon yürekli kahraman insan. Bugün hep beraber 16 milyona dayanıyoruz. En büyük alkışı bu meydan, bu meydanlar, bu kahramanlar hak ediyor. Bizler sizleri alkışlıyoruz.

- Biz gücümüzü okyanusun ötesinden almıyoruz, biz gücümüzü Trump'tan almıyoruz. Biz gücümüzü bu meydandan, bu meydanın mücadele azminden, Atatürk'ün emaneti cumhuriyetten, onun en önemli kazanımı sandığa inananlardan, seçme hakkına sarılanlardan, seçtiğine sahip çıkanlardan alıyoruz. Biz gücümüzü sizden alıyoruz ve gücümüzü sonuna kadar koruyacağız. Asla ve asla hiç kimseyi geride bırakmayacağız. 98'inci mitingi Uşak'ta yaparken tüm Türkiye'ye seslendik. Şimdi sıra yine Saraçhane'de. Beklesinler bizi Saraçhane'de 99'uncu mitingde buluşuyoruz dedik. Bekle bizi İstanbul dedik, İstanbul'a geldik." Özel'in sözlerinin ardından şarkıcı Onur Akın, "Bekle Bizi İstanbul" şarkısını otobüsün üzerinden seslendirdi.

- Mehmetçiğin geçirmediği o donanmayı, bir kişinin kararıyla geçirttiğini, birilerinin çok sevdiklerinin oraya kırmızı halılar serdiğini, sonra sıkışınca o donanmaya binip kaçanları da, o donanma geldiğinde Kartal İstimbotu'nun üstünden yanındakine 'Geldikleri gibi gidecekler' diyenleri de biliyoruz. İşte tam bu ruhla, bu inançla, tam bu azimler, 98 eylemden sonra duracak mısın diyenlere, durmayacağız, devam edeceğiz diyoruz. 100'üncü eyleme herkesi Çanakkale'ye bekliyoruz.

- Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür derler. Her şey Kasım 2023'te başladı. Birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkan partimiz, umutlar yerlerdeyken, başlar yerdeyken, moraller bozukken, gençlerin 'ayağa kalkalım' demesiyle, genç ve kadın kadrolarıyla yeniden ayağa kalkarak büyük bir değişimi gerçekleştirmeyi başardı. Bundan sadece dört ay sonra gidilen seçimlerde AK Parti tarihinde ilk kez yenildi. CHP, 47 yıl sonra Türkiye'nin birinci partisi oldu. Bu zaferi ne kendimize ne partimize saydık, bunu demokratların başarısı, bunu yan yana duranların, birlikte olanların başarısı olarak gördük. Erdoğan bu gidişi durduramayacağını biliyordu. O, ne partisine, ne partisinin gençlik kollarına, kadın kollarına güveniyordu, onun için olmayacak bir işe kalkıştı. Bir siyasetçiyi, geçmişte mahkeme mahkeme gezdirdiği, adaleti katlettirdiği, sonra ödüllendirip bakan yardımcısı yaptığı birini bu sefer İstanbul'a başsavcı olarak gönderdi. O kullanışlı aparat hemen göreve başladı. Bu ismin kurduğu çete, her türlü kirli işe bulaşan bir AK Toroslar çetesine dönüştü. Bir darbe planı adım adım işledi. Önce 30 Ekim'de Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer alındı, Türkiye'nin en büyük ilçesine kayyım atandı. Ahmet Özer tam 377 gün hapis yattı, alnının akıyla çıktı. Ardından Beşiktaş ve Beykoz operasyonları yapıldı. 18 Mart'ta Ekrem Başkan'ın 31 yıllık diploması iptal edildi. 19 Mart'ta ülkeye sivil bir darbe yapılmaya, bir darbe girişimine kalkışmaya çalışıldı. Milletin seçtiği belediye başkanları, bürokratlar, cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu gözaltına alındı. Tam 365 gündür o darbe sürüyor. Millet darbeye karşı 365 gündür direniyor. 19 Mart, devletle millet arasındaki sözleşmeyi yırtma girişimdir. 19 Mart, bu ülkeyi kimin yöneteceğine millet karar vermesin diye yapılmıştır. Millet vergisini versin, askere gitsin, trafik cezası ödesin ama kendi iradesiyle iktidarı değiştiremesin diye yapılmıştır. Bizim, sizin bir yıldır verdiğimiz mücadele, parti mücadelesi değildir, bir cephe olarak demokrasi mücadelesidir.

"Siyaseti ve sandığı koruma mücadelesini toplumsallaştırıyoruz"

- Biz demokratlar sandığın önemini biliyoruz. Geçtiğimiz haftalarda AK Parti, İçişleri Bakanlığı bir düzenleme yaptı. Modifiye araçlara ceza kesen yeni bir uygulamaya geçti. Toplumdan beklenmedik bir tepki yükseldi. Bugüne kadar oyunu Cumhur İttifakına veren, AK Parti'ye veren, sosyal medyadan AK Parti'ye karşı sandıkta görüşürüz diye yazmaya başladılar. İşte 19 Mart, milletin sandıkta görüşürüz deme iradesine karşı, yani ister AK Parti'ye oy veren sanayi sitesinde çalışan, bir gün hayali aracını biraz daha kendi hoşuna giden şekle sokmaya çalışan, aracının iki katı cezayı görünce sandıkta hesaplaşma isteyen olsun, ister İstanbul Üniversitesi'nde toplanan, geleceğine sahip çıkan gençler olsun. Milletin egemen olduğu, milletin tek söz sahibi olduğu, tek adamların değil, seçilmişlerin yönettiği, milletin istediğini başa getirdiği, istemediğini gönderdiği bir düzen bu ülkeyi var eden, kurtaran kuran bugünlere taşıyan düzendir. Bunun için sandığı ortadan kaldırmak isteyenlere, bir avuç darbeci kendisine göre bir düzen kurarsa, bir daha kimsenin yüzüne bakmak istemeyen bu düzenbazlara karşı, bu mücadeleyi, siyaseti ve sandığı koruma mücadelesini toplumsallaştırıyoruz. İşte sanayi sitelerine yayılan, işte köylerde, tarlalarda konuşulan, işte işçi servislerinde gündeme gelen 'Kardeşim hakkımı yiyorlar, hakkımı alırım, almazsam karşı çıkarım, istemediğimi değiştirirm' diyen bu anlayış, bu darbeyi püskürtmek için en büyük güvencemizdir. Bu meydan sadece kendinden değil bu mücadeleyi büyütmekten de mesuldür. Bu mücadeleyi adım adım büyütmeye, hep birlikte iktidara yürümeye hazır mıyız?

"Darbeyi püskürtmek tüm demokratların görevidir"

- İşte bu darbeyi püskürtmek tüm demokratların görevidir. Mühür kimdeyse Süleyman odur. Bizim mücadelemiz bir avuç insanın Süleyman olmaması içindir, bizim mücadelemiz mührün, hükmün millette kalma mücadelesidir. Herkes hesabını buna göre yapmalıdır. Bundan sonra bu mücadeleyi dalga dalga büyütmeye var mıyız? İşte Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer burada, işte Adana'nın seçilmiş başkanı Zeydan Karalar aramızda. Hapisteki kardeşlerimizi, dostlarımızı, yiğitlerimizi hiçbir zaman unutmadık, yalnız bırakmadık, bırakmayacağız."

Özel, daha sonra tutuklu belediye başkanlarının tamamının ismini saydıktan sonra, partisinin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'na, 'Bekle kar altında yatan buğday tanesi, yine onun sularıyla yeşereceksin. göz yaşların çare değil, ağlama büyü. Başını dik tutabilirsen boy vereceksin' diye yazdığını söyledi. Özel'in bu sözleri üzerine şarkıcı İlkay Akkaya, "Bekle Buğday Tanesi" isimli şarkıyı seslendirmek üzere otobüse çıktı. Akkaya, şarkısını söyledikten sonra, "Yaşama hakkı elinden alınan çocukların, kadınların, sokak hayvanlarının yanındayız. İnancından, etnik kimliğinden, cinsel yöneliminden dolayı ötekileştirenlerin yanındayız. İşçi sınıfının, gençlerin, yoksulların, tüm mazlumların yanındayız. Eperyalist savaşların karşısında barışın ve halkların kardeşliğinin yanındayız" dedi.

ÖZEL'DEN GÜRLEK'E BELGELİ YANIT

- İşte onlar şimdi iftiralarından vazgeçiyorlar. Antalya'da daha bugün bir itirafçı, 'Baskı gördüm, yalan söyledim' dedi. Mahkeme, hakkında işlem başlatmaya kalktı. İBB davasında gizli tanık Meşe vardı, Ekrem Başkan onun ifadeleriyle tutuklandı. İddianame gelince Meşe'nin ortada olmadığı, aynı lafların başka bir gizli tanığa yapıştırıldığı ortaya çıktı. Devletin gücünü kötüye kullanarak bize efelik yapanlara söylüyoruz, biz kimsenin değil milletin gücünü kullanıyoruz. Biz hiçbir yerden değil milletten, meydandan destek alıyoruz. Duruşmalar canlı yayın isteyecek kadar kendimize, arkadaşlarımıza güveniyoruz. Ama onlar duruşma salonunu bile boşaltacak kadar korkuyorlar. Artık bu darbeyi sürdürmek millete ihanettir. Buradan Erdoğan'a sesleniyorum. Tarihe uzun yıllar başbakanlık, cumhurbaşkanlık yapan biri olarak geçebilirdin ama bir darbeye kalkıştın, ısrar ettin, tarihe bir darbeci olarak, cumhurbaşkanı olarak değil cunta başkanı olarak geçeceksin.

"E-Devlet'te bütün taşınmazları dökün"

- Küçük turpun marifetlerini anlatmaya başladık dün basın toplantısıyla. Büyük turpu biliyor musunuz? İşte o her darbede her kumpasta aparat olanlar, kısa süreli de olsa bazen menfaat elde edebilirler, makam, mevki elde edebilirler. Ama milletin vicdanı bunları unutmaz. Gerçekler teker teker ortaya çıkar. 19 yıl devlet memurluğu yapmış, en yüksek maaştan ömür boyunca bir kibrit kutusu bile almamış, bir bardak su bile içmemiş olsa, bütün maaşlarını biriktirse 45 milyon TL edecek birisinin üzerinden, 452 milyon TL'lik taşınmazlar, daireler, arsalar çıktı. Belgelerin altında ezildi. Hiçbirisine yanıt veremedi. Bugün bir ekran görüntüsüyle, tapu kayıtlarının bazı illerini filtreleyerek, dört evim diye gösterdi. Bu dört evin üçünün yeni alındığına ilişkin ikonlar yanında duruyordu. ID numarası sisteme girince o taşınmazdaki o işlemi gösteriyor. ID numarası doğru değil diyemiyor. Ben bunu satın almadım, satmadım diyemiyor. Ben de dört tane var diyor. Buradan kendisine sesleniyorum. Bugün ekranda görünmeyen, dün açıkladığım Avcılar Ispartakule Bizimevler projesinde 2024'ün 7'nci ayında emlak bildirimi yapmışsın, bizzat emlak vergisini yatırmışsın. Mesa İstanbul Evleri'nde ilki üç milyon, her ay iki milyon taksit ödediğin ödeme çizelgesini, Mesa'nın resmi evrakı olarak basınla paylaşıyorum. Buradan açıkça Erdoğan'a sesleniyorum. Kirli aparatının mal varlığı açıklansın. Açıkladığım ID numaralarını sisteme girin ve ona ait olmadığını gösterin. Devlet elinizde, yapamıyorsunuz. E-Devlet'te bütün taşınmazları dökün. Mal beyanını Türk Lirası, döviz, altın cinsinden açıklayın. İki aydır elindeki taşınmazları satanın karşılığında aldığı paraları bu milletin bilmeye hakkı var. Bir darbeye kalkışacaksınız. Alıp bu insanları iftiraya zorlayacaksınız. İftira atarsan 'Çıkar, çocuğa kavuşursun' diyeceksiniz, ondan sonra da hiç çekinmeden pişkin pişkin oturup orada duracaksınız. Bu millet tüyü bitmemiş yetimin hakkını size yedirmez. Yedirmeyeceğiz, peşinizi bırakmayacağız.

- Bir yanda cep dolduranlar, bir yanda ekmek kavgası verenler. Bir tarafta kumpas kuranlar, bir tarafta meydanlarda tarih yazanlar, zindanlarda tarih yazanlar. Biz, siz tarihin doğru tarafında duranlarsınız. Darbeyi bitirmek için gerekirse 99 değil, 999 eylem yapacağız. Durmayacağız. 100’üncü eylemde 111 yıl önce geçilmeyen Çanakkale’de olacağız. Burada defalarca hep beraber zindanlarda; Silivri zindanlarında, Antalya’da, İzmir’de, Bolu’da, Düzce’de, Gebze’de, Tekirdağ’da zindanlarda duran yiğitlerimize, aslanlarımıza seslendik. Zülfü Livaneli’den dinledik. Rahmetli Volkan Konak’tan dinledik."

Livaneli'nin bir sağlık sorunu nedeniyle yurt dışında olduğunu belirterek, Sevingül Bahadır'ı otobüse çağırdı. Bahadır, "Yiğidim Aslanım" şarkısını seslendirdi.

"Partimizi iktidar, Ekrem Başkanı cumhurbaşkanı yapacağız"

Özel, şarkının ardından şunları kaydetti:

- Bir büyük acının yıldönümünde, bir büyük ayıbın yıldönümünde, bir muhteşem direnişin 365’nci gününde, bu soğukta, bu ayazda buraya geldiniz, burada beklediniz. Şimdi buradan hep beraber 111’nci yıldönümünde Çanakkale Zaferi’ni ve ‘Savaş kaçınılmaz değilse cinayettir’ diyen, hem tarihin gördüğü en büyük askeri, hem de tarihin gördüğü en büyük devlet ve barış adamını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü selamlıyoruz. Buradan Filistin’i, Bülent Ecevit’in Yaser Arafat’ı selamladığı gibi, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mücadelesi gibi selamlarken buradan Amerikan emperyalizmine meydan okuyoruz. Kahrolsun Amerikan emperyalizmi. Hep beraber barış istiyoruz, kardeşlik istiyoruz ve yarınlara hep birlikte yürümek istiyoruz. Yeni bir dünya kuracağız, yağmurlarda yıkanıp güneşte kuruyacağız. Göklerle dost, yıldızlarla kardeş olacağız. Dökülürken dünyamıza ayın ışıkları, tutup kollarından bulutları hep beraber halaya duracağız. Tüm Türkiye’de bir söz veriyorum ve onu tekrarlamak istiyorum. Seçim olacak ya bir pazar er ya da geç bir pazar, o pazar günü o seçimi kazanacağız. O pazar günü partimizi iktidar, Ekrem Başkan’ı Cumhurbaşkanı yapacağız. O pazartesi günü akşam yeniden Saraçhane’de toplanacağız ve Bozdoğan Kemeri’nin önünde öğrencisiyle, polisiyle, işçisiyle, emekçisiyle, emeklisiyle, esnafıyla, eşrafıyla, omuz omuza halaya duracağız. Öğrenci kurtulmadan polis kurtulmaz. Tutsak kurtulmadan infaz koruma memuru kurtulmaz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Köylü kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.

- Bu soğukta, bu zorlukta buraya koşanlara, gelenlere, sahip çıkanlara, birlikte olanlara helal olsun, selam olsun. Birazdan maça çıkıp çok büyük bir başarıyla Türkiye’yi ayağa kaldıracak olan Galatasaray'ımıza başarılar diliyoruz. Ekrem Başkan’a ve arkadaşlara sabır, gayret diliyoruz. En sonunda biz kazanacağız. Bugün buradan hep birlikte ayrılıyoruz. Görev yapan emniyet güçlerine teşekkür ediyoruz. En ufak bir sorun yaşamadan meydanı boşaltıyoruz. Hep birlikte iktidara yürümeye var mısınız? Birlikte yürüyecek miyiz? O zaman hepimizin yolu açık olsun. Hepinizin yolu açık olsun. Güle güle gidin, iyi bayramlar olsun. Bir an önce seçim olsun, Türkiye’de her gün bayram olsun. Yürüyelim arkadaşlar.

İMAMOĞLU'NDAN SARAÇHANE'YE MESAJ

CHP'nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Saraçhane'de düzenlenen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingine mesaj gönderdi. İmamoğlu'nun mesajını CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik paylaştı. İmamoğlu, mesajında şu ifadeleri kullandı:

- Merhaba Saraçhane, merhaba dünyanın en güzel şehri, canım İstanbul. Silivri Zindanı’ndan milletin evi Saraçhane’ye yürek dolusu bir merhaba. Kıymetli İstanbullular; benim onurlu, yiğit, güzel yürekli hemşehrilerim, sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hasretle kucaklıyorum. Bu mübarek ayın sonuna gelirken, Ramazan Bayramınızı kutluyor, ülkemize adalet, bereket ve huzur getirmesini diliyorum.

- Bir yıldır büyük bir adalet ve demokrasi mücadelesi veriyorsunuz. Cumhuriyet’in vatandaşa sağladığı tüm hak ve hürriyetlere göz dikmiş, millet iradesini hiçe sayan bir avuç insana karşı hukuku ve demokrasiyi, milli iradenin onurunu savunuyorsunuz. Yüz yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne dediyse, bugün siz de aynısını söylüyorsunuz: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Sizlerle gurur duyuyorum. Her birinize yürekten teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun.

"Bir daha asla milletin gönlüne giremeyeceklerini biliyorlar"

- Her türlü zulme rağmen, bizim içimiz umut ve iyilik dolu, sevgi ve hoşgörü dolu; ülkeyi yoksulluğa, adaletsizliğe, umutsuzluğa sürükleyenlerin ise akıllarını kötülük, yüreklerini korku sarmış durumda. Serbest ve adil şartlarda bir daha asla seçim kazanamayacaklarını biliyorlar. Çeyrek asırdır kendilerine verilen bütün kredileri tükettiler. Bir daha asla milletin gönlüne giremeyeceklerini biliyorlar. O yüzden, siyasi rakiplerini yargı eliyle saf dışı etmek, milli iradeyi baskı altına almak için zalimleştikçe zalimleşiyorlar. Zalimin zulmü varsa, bizim de aslan gibi yüreğimiz, dağ gibi dimdik, eğilmez başımız, seçimlerde bükemedikleri bileğimiz var. Demokrasinin ve aydınlık geleceğimizin önüne dikilmek istenen tüm barikatları yıkıp geçen, ateş gibi gençlerimiz var. Zalimin zulmü varsa, bizim de darbeye karşı, milletin evi Saraçhane’ye, aziz bir emaneti korur gibi sahip çıkan milyonlarca hemşerimiz var. Zalimin zulmü varsa, adalete susamış milletimizin de engin vicdanı, haysiyeti ve feraseti var.

"Her tarafı dökülen, dikiş tutmayan, bu sözde hukuki kılıfla hiçbir kötülüğü örtemezsiniz"

- Bu ülkede her iktidar, milletten aldığı yetkiyi millete teslim etmeye mecburdur. Hükümetler gelir geçer, milletin hükmü baki kalır. Silivri Zindanı’nda kurulmuş, özel maksatlı bir mahkeme ile tarihin akışını tersine çeviremezsiniz. Gözlerden uzak tutulmaya, milletten gizlenmeye çalışılan bir yargılamayla, milletin egemenlik hakkını tutsak edemezsiniz. ‘Silivri Zindan Mahkemesi’, millet adına karar verme sorumluluğuyla kurulmuş, adaletin tecelli edeceği bir yer değildir. ‘Silivri Zindan Mahkemesi’, serbest ve adil seçimlerden ölesiye korkan, siyasi rakibini yok etmek için yargının arkasına sığınmış bir kötü aklın eseridir. Orada yürümekte olan dava, ülkemize zarar veren, geleceğimizi riske atan bir büyük siyasi hırsı gizlemek için dikilmiş bir kılıftır. Her tarafı dökülen, dikiş tutmayan, bu sözde hukuki kılıfla hiçbir kötülüğü örtemezsiniz.

"Bu ülkeyi her türlü kötülükten, her nevi badireden yine milletin azim ve kararı kurtaracak"

- Bu davanın amacı gerçeği aramak, adaleti sağlamak değil, seçim yenilgisinden kaçma telaşıdır. Ancak, böyle davalarda hükmü millet verir. Böyle davalarda son sözü millet sandıkta söyler. 19 Mart 2025 günü bir zafer kazandıklarını, koltuklarını nihayet sağlama aldıklarını düşünenler, bugün daha da büyük bir korku ve çaresizlik içindeler. Çünkü hesapları milletten döndü. Millet bu kötülüğü, bu adaletsizliği kabullenmedi. Şimdi aziz milletimiz, son sözü söylemek için gününü bekliyor. O gün gelecek ve millet ne derse o olacak. Bu ülkeyi her türlü kötülükten, her nevi badireden yine milletin azim ve kararı kurtaracak. Her şey çok güzel olacak."

"Çanakkale'yi anlamak bugün kim olduğumuzu ve yarın nasıl ayakta kalacağımızı da anlamaktır"

Ardından İmamoğlu'nun yapay zekayla seslendirilen 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü mesajı da vatandaşlara dinletildi. İmamoğlu mesajında şunları kaydetti:

- Aziz milletim bugün bu toprakların hafızasına cesaretle, sabırla ve imanla kazınmış büyük bir destanın yıl dönümünde sizlere sesleniyorum. Çanakkale Zaferi sadece bir savaşın kazanılması değil, tarihi nice şanlı zaferlerle dolu olan Türk ordusunun ve iradesi sarsılmaz milletimizin boyun eğmeyeceğinin, pes etmeyeceğinin ve kanının son damlasına kadar bu vatanı müdafaa edeceğinin bütün dünyaya ilanıdır. Çanakkale'yi anlamak yalnızca geçmişi anmak değil; Çanakkale'yi anlamak, atalarımızın bize bıraktığı mirası bugün kim olduğumuzu ve yarın nasıl ayakta kalacağımızı da anlamaktır. Çünkü Çanakkale'de savunulan sadece bir boğaz değildi, savunulan bir milletin şerefi, haysiyeti, iradesi ve istikbaliydi. Yedi düvelin karşısında yoklukla, yoksullukla, acıyla ama sarsılmaz bir kararlılıkla duran atalarımız bize şunu öğretti: Bu milletin asıl gücü silahında değil, inancında. Servetinde değil, vicdanında. Makamında değil, yüksek şahsiyetindedir.

- Anafartalar'da, Conkbayırı'nda, siperlerin içinde ölümle burun buruna gelen o kahramanlar bu ülkeyi kendileri için değil, kendilerinden sonra gelecek milyonlar için savundular. Biz bugün bağımsız yaşayabilelim diye toprağa düştüler. Biz bugün başı dik bir millet olabilelim diye şehit oldular. Gözünü bile kırpmadan toprağa düşenler, yalnız düştükleri toprağa değil, aynı zamanda umudu, imanı ve geleceğe olan inancı savundular. O büyük mücadelenin bağrından bir irade doğdu. Darmadağın olmuş, işgal edilmiş, yoksul bırakılmış bir memlekette bu yüce millet ayağa kalktı. Yılmadı, teslim olmadı, korkmadı. Önce Çanakkale'de 'Dur' dedi, sonra Kurtuluş Savaşı'nda kaderini kendi elleriyle yazarak tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu, küllerinden doğdu.

"Millet birdir, bayrak birdir"

- Bu yüzden Çanakkale'yi anarken Cumhuriyeti, Cumhuriyeti anarken de onun kurucu kararlılığını unutmamak gerekir. Bu memleket masa başında kurulmamıştır. Bu devlet başkalarının lütfuyla doğmamıştır. Bu Cumhuriyet boyun eğmeyenlerin, imkansızlığa teslim olmayanların, 'Ya istiklal ya ölüm diyenlerin' eseridir. Bugün bize düşen bu mirası aynı ciddiyet, hassasiyet ve inançla yüreklerimizde taşımaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum' sözü yalnızca savaş meydanında verilmiş bir emir değildir. Bu söz milletimizin karakterini özetleyen bir kararlılıktır. Vatanı müdafaanın ilk ve son adımıdır. Bu söz makamı değil, sorumluluğu; konforu değil, fedakarlığı ve bu millet için gerektiğinde yaşamı değil, şehadeti kucaklamanın adıdır. Millet birdir, bayrak birdir. Vatan birdir. Devlet milletin evidir. O eve göz diken kim olursa olsun. Hangi unvanı taşırsa taşısın, hangi makamda oturursa otursun karşısında bu milletin iradesini bulacaktır. Millet olarak en yüce görevimiz Çanakkale'den Sakarya'ya, savaş meydanlarından Cumhuriyete, atalarımızın verdiği büyük mücadelenin hedefini yerine getirmektir. Bu hedef nice şehidin uğruna canını verdiği bu toprakları savunmak, tam bağımsız olmak, güçlü bir devlet olmak ve millet olarak adalete, refaha, muasır medeniyetler seviyesine kavuşmaktır. Birbirimizden başka kimsemiz yok. Bu millet içinde barındırdığı her ferdiyle yekvücut olmak ve her mücadeleye hazır olmak zorundadır.

"Bu milletin yaşam tarzına, inancına, kimliğine, şerefine göz diken bir bölücülüğün her daim karşısında duracağız"

- Bu ülkenin muhafazakarı da bizimdir, seküleri de bizimdir. Milliyetçisi de bizimdir, sosyal demokratı da bizimdir. Anadolu'nun sessiz insanı da bizimdir, büyük şehirlerin yorgun gençleri de bizimdir. Çünkü Çanakkale'de omuz omuza yatanlar birbirlerine benzedikleri için değil, aynı milletin evladı oldukları için yan yana düştüler. Biz birbirimizle kavga edelim diye değil, tarihin sonuna dek bu cennet vatanda el ele, kol kola yaşayalım diye gözlerini kırpmadan şehit oldular. O yüzden bu milletin yaşam tarzına, inancına, kimliğine, şerefine göz diken bir bölücülüğün her daim karşısında duracağız. Bu milletin birlikteliğine, korkular üzerinden değil, ortak kader üzerinden büyüteceğiz. İnsanlarımızı tehdit ederek değil, birbirine emanet ederek yürüyeceğiz. Çünkü bu topraklardaki asıl güç birbirine üstün gelmeye çalışanların değil, bütün farklılıklarına rağmen bir arada kalmayı başaranların gücüdür. Ama birlik demek haksızlık karşısında susmak da değildir. Çanakkale nasıl ki vahşi emperyalizme karşı bir direnişse bugün de millet iradesini içeride baskıyla, dışarıda onay arayışıyla kuşatmak isteyen anlayışa karşı dimdik durmak bizlere şehitlerimizin mirasıdır. Bu ülkenin kaderi ne yabancı başkentlerde yazılır ne de milletin iradesini hiçe sayan kapalı odalarda belirlenir. Türkiye Cumhuriyeti icazetle kurulmadı. İcazetle yönetilmeye de razı olmaz.

"Biz bu memleketi senelerimizi hapislerde geçirecek gerekirse ölecek kadar çok seviyoruz"

- Bizim pusulamız Washington, Londra, Moskova, Pekin, Dubai değildir. Başka başkentler değildir. Başka güç odakları değildir. Bizim pusulamız Ankara'dır, Sivas'tır, Erzurum'dur, Çanakkale'dir. Bu milletin yüksek şahsiyeti ve haysiyetidir. Kim bu milletin başını öne eğmeye kalkarsa kim bu memleketin iradesini dışarıya bağımlı hale getirmeye çalışırsa karşısında Çanakkale ruhunu bulacaktır. Bazıları sanıyor ki bir insanı susturunca bir fikri susturmuş olurlar. Bazıları sanıyor ki bir bedeni duvarların ardına koyunca milleti de çaresiz bırakırlar. Oysa bu toprakların tarihi bunun tam tersini defalarca göstermiştir. Bu millet zoru gördüğünde dağılmayı değil toparlanmayı mecburiyet akdetmiş bir millettir. Baskı arttığında korkuya teslim olan değil, hakkın ve vicdanın etrafında yeniden kenetlenen bir millettir. Bugün bu ülkenin en büyük ihtiyacı öfkesi olan ama aklını kaybetmemiş, yarası olan ama umudunu yitirmemiş kararlı ama adil bir iradedir. İntikam değil, adalet gerekir. Ayrışma değil, birlik gerekir. Korku değil, güven gerekir. Ve en çok da milletin parasını, emeğini, geleceğini, gençliğini hoyratça harcayan bu düzene karşı temiz bir vicdan gerekir. Biz bu memleketi seviyoruz. Bedel ödemeyi göze alacak kadar seviyoruz. Bu ülkenin çiftçisini, işçisini, emeklisini, esnafını, atanamayan gencini, geleceğinden kaygı duyan annesini borcun yükü altında ezilen babasını umudunu yitirmek istemeyen her ferdini seviyoruz. Senelerimizi hapislerde geçirecek, çocuğumuzun ilk kez baba deyişini duymamayı göze alacak, sağlığımızdan vazgeçecek, gerekirse ölecek kadar çok seviyoruz. Onun için konuşuyoruz. Onun için direniyoruz. Onun için susmuyoruz.

"Biz korkunun siyasetine teslim olmayacağız"

- Çanakkale bize şunu da öğretir: Bir milletin en büyük yenilgisi düşmanın ateşi altında verdiği kayıp değil, kendi kaderine yabancılaşmasıdır. Buna izin vermeyeceğiz. Bu milletin çocuklarına yeniden onurlu, güvenli, müreffeh ve güçlü bir ülke bırakmak boynumuzun borcudur. Biz korkunun siyasetine teslim olmayacağız. Biz milleti birbirine düşürerek ayakta kalmaya çalışan anlayışa teslim olmayacağız. Biz Cumhuriyeti sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda milletin kula kul olmama iradesi olarak görmeye devam edeceğiz. Evet aynı kararlılıkla söylemeye devam edeceğiz, bu memleketin bağımsızlığına, birliğine, hukukuna ve geleceğine göz diken hiçbir güç karşısında geri adım atmayacağız. Çünkü biz Çanakkale'de toprağa düşenlerin, Sakarya'da direnenlerin, Büyük Taarruz'da yürüyenlerin, Cumhuriyeti kuranların mirasçılarıyız. Çünkü biz bu ülkenin sahipsiz olmadığını bilenlerdeniz. Çünkü biz milletin iradesinin zindana sığmayacağını bilenlerdeniz. Ve çünkü biz Türkiye'nin yeniden ayağa kalkacağına, bu karanlığı aşacağına, devlet ile millet arasına örülen bütün duvarların yıkılacağına, yürekten inanıyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Çanakkale'de destan yazan bütün kahramanlarımızı rahmetle, minnetle ve sonsuz saygıyla anıyorum. Ruhları şadolsun. Ne mutlu bu vatan için yaşayanlara. Ne mutlu bağımsızlığı namus bilenlere. Ne mutlu bu millet için dimdik duranlara. Ne mutlu bu cennet vatan için şehit olanlara.

İlginizi çekebilir