"Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinginde konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, "Hiç kimse kendisini bu milletin üstünde göremez. Hiç kimse adaleti kendi siyasi hesabına göre eğip bükemez. Mahkeme sürecinde yaşan her türlü keyfilik ve fütursuzluk, derin bir kırgınlık yaratıyor. Halkımız bugün yaşadıklarımızın gerçek anlamda hukuki bir süreç olmadığını görüyor. Siyasetin, devletin kurumlarını ve mekanizmalarını nasıl baskı altına aldığını da görüyor, biliyor ve hafızasına kaydediyor" dedi.
CHP’nin, Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve erken seçim talebiyle başlattığı "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 99'uncusu İmamoğlu'nun tutukluluğunun birinci yılı sebebiyle İBB binasının bulunduğu Saraçhane'de yapıldı.
Mitinge katılan İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, "Sevgili dostlar, değerli yol arkadaşlarımız, kıymetli vatandaşlarımız; sizleri bugün burada bu kadar kalabalık görmek, sizlerin taşıdığı enerjiyi hissetmek, tüm baskılara ve tüm olumsuzluklara rağmen demokratik geleceğimize olan inancımızı güçlendiriyor. İnanın, ülkemiz için hepimize çok büyük bir güç veriyor. Sağ olun, var olun. Sizin varlığınız, insanlık onurunun hala ayakta olduğunu gösteriyor. Sizin varlığınız, adalet duygusunun bu ülkede henüz tükenmediğini gösteriyor. Sizin varlığınız, korkuya rağmen yine de geri adım atmayan insanların sessiz ama güçlü varlığını gösteriyor" diye konuştu.
"Keşke bugün ayrılığı değil, kavuşmayı konuşuyor olsaydık"
"Keşke bugün burada güzel bir vesileyle toplanmış olsaydık. Keşke bugün adaletsizliği değil, adaletin yerini bulduğunu konuşuyor olsaydık. Keşke bugün ayrılığı değil, kavuşmayı konuşuyor olsaydık. Keşke bugün baskıyı değil, umut dolu bir geleceği konuşuyor olsaydık. Ama gündemimiz adaletsizliktir. Gündemimiz baskıdır. Gündemimiz, hukuksuzluğun toplumun üzerindeki ağırlığıdır" ifadesini kullanan İmamoğlu, şunları kaydetti:
- Bugün burada ülkemizin ortak kanayan yarasını konuşuyoruz. Ben bugün burada yalnızca bir eş, bir anne olarak bulunmuyorum. Bugün burada haksızlığa uğrayanların, sesi bastırılmak istenenlerin, adalet duygusu örselenmiş milyonların sesi olarak bulunuyorum. Çünkü hepimiz biliyoruz ki yaşadığımız süreç gerçek bir hukuki süreç değildir. Bu süreç, toplumun güven duygusunu yaralamakta, demokrasi inancını sınamakta ve hukuka olan bağı sarsmaktadır. Bir yıldır çok ağır bir sınavdan geçiyoruz. Bir yıldır sevdiklerimizden ayrıyız. Bir yıldır bekliyoruz, bir yıldır sabrediyoruz, bir yıldır hem hasretle hem de umutla ayakta duruyoruz.
"Keşke bugün ayrılığı değil, kavuşmayı konuşuyor olsaydık"
- Değerli dostlar, 19 Mart sabahı yaşananlar bu milletin hafızasına kazınmıştır. 16 milyon İstanbullunun oyuyla seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’na şafak vakti yapılan müdahale ve Ekrem İmamoğlu’nun bizlerden zorla alınması, yalnızca bir kişiye değil; ülkemizin hukukuna ve demokrasisine saplanmış bir hançerdir. Ve aradan geçen zamanda yargı sürecinin sağlıklı işlemediğini gördükçe toplumun belleğindeki soru işaretleri daha da artıyor. Kaygılar artıyor. Ortaya konulan temelsiz iddialar, toplumun yargıya olan güvenini daha da sarsıyor. Halkımız da ülkemiz de asla bunu hak etmiyor. Böylesine ağır sonuçlar doğuran bir süreçte, ortada bu kadar büyük soru işaretleri varken toplumun adalet duygusu nasıl korunacak? İşte önümüzdeki dönemde bu sorunun cevabı için çalışmalıyız. Sadece kendimiz için değil, sadece sevdikleri hapiste olan aileler için değil, bütün halkımız için. Türkiye hepimizin ortak vatanıdır. Bu ülke hiçbir kişi ya da hiçbir siyasi görüşün tekeline bırakılamaz. Bu ülkenin her karış toprağında herkesin hakkı vardır. Bu ülkenin geleceğinde herkesin payı var.
"Sevgili dostlar, bir yıldır yalnızca tutuklu olanlar cezalandırılmıyor"
- Hiç kimse kendisini bu milletin üstünde göremez. Hiç kimse adaleti kendi siyasi hesabına göre eğip bükemez. Mahkeme sürecinde yaşan her türlü keyfilik ve fütursuzluk, derin bir kırgınlık yaratıyor. Halkımız bugün yaşadıklarımızın gerçek anlamda hukuki bir süreç olmadığını görüyor. Siyasetin, devletin kurumlarını ve mekanizmalarını nasıl baskı altına aldığını da görüyor, biliyor ve hafızasına kaydediyor. Sevgili dostlar, bir yıldır yalnızca tutuklu olanlar cezalandırılmıyor. Aileler de cezalandırılıyor. Çocuklar da cezalandırılıyor. Anneler, babalar, eşler, kardeşler de cezalandırılıyor. Bütün bunların ötesinde, aslında sizler cezalandırılıyorsunuz. Tüm Türkiye cezalandırılıyor. Cezaevi yollarında bekleyen aileler var. Yorgun düşenler var. Hastalıkla mücadele edenler var. Uzak şehirlerden gelenler var. Geceleri kalacak yer bulamayanlar var. Bir görüş dakikasına günlerini, haftalarını, umutlarını sığdırmaya çalışan insanlar var. Ve yetmiyor, duruşma salonları da adaletsizliğin bir parçası haline getiriliyor. İzleyici yerleri sınırlı tutuluyor. Bazı aileler davayı takip bile edemiyor. İnsanlar bir adalet duygusuyla değil, belirsizlikle baş başa bırakılıyor.
"Olmaması gereken bir dava üzerinden aylarımız, günlerimiz bizden çalınıyor"
- Yargılama sürerken de aileler cezalandırılmaya devam ediliyor. Olmaması gereken bir dava üzerinden aylarımız, günlerimiz bizden çalınıyor. Bize yaşatılan bu uygulamalar Anayasamıza aykırıdır. Ülkemizin taraf olduğu uluslararası hükümlere de aykırıdır. En temel insan haklarına da aykırıdır. Çünkü adalet ve hukukun üstünlüğü sadece mahkeme kararlarında değil; usulde, tavırda ve açıklıkta görülmelidir. Mahkeme salonlarında sevdiklerine el sallayan, uzaktan kalp işareti yapan, bakışarak hasret gidermeye çalışan insanlar var. O küçük sevgi işaretine bile tahamül gösterilemiyor. Orada bir anne var. Orada bir eş var. Orada bir çocuk var. Tahammül edilemeyen bu küçük anlara bakın ve sorun kendinize: Bu tabloda toplum adalete nasıl güvenecek? Ama bütün bu baskı ve zorluğa rağmen bizler ayaktayız. Aileler bir yıldır metanetle ayakta, sabırla ayakta, onurla ayakta, kararlılıkla ayakta. Bu dayanışma sessiz ama çok güçlü bir direniştir. Biz yalnızca sevdiklerimiz için mücadele etmiyoruz.
"Atılması gereken en önemli ve en gerekli adım, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuksuz yargılanmasıdır"
- Adalet için mücadele ediyoruz. Hukukun üstünlüğü için mücadele ediyoruz. Bu nedenle duruşmaların canlı yayınlanmasını talep ettik. Milletimiz gerçeği kendi gözleriyle görsün istedik. Bu çağrı defalarca yapıldı ama karşılığı olmadı. Neden şeffaflıktan kaçılıyor? Neden toplumun güvenini rahatlatacak açıklığa izin verilmiyor? Atılması gereken en önemli ve en gerekli adım Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuksuz yargılanmasıdır. Çünkü hukukta esas olan tutuksuz yargılamadır. Çünkü adalet peşin cezalandırma değildir. Çünkü adalet siyasi rekabetin aracı değildir. Ama bunun yapılmadığını görüyoruz. O nedenle daha önce yaptığım iki çağrıyı bugün buradan yeniden yapmak istiyorum. Birincisi; başta AK Parti ve MHP ve DEM Parti başta olmak üzere tüm siyasi partilerin hukuk komisyonlarından hukukçular bu süreci yakından takip etsin, mahkeme süreçlerine gözlemci olarak katılsınlar ve gördüklerini doğrudan kamuoyuna anlatsınlar. Böylece gerçeği herkes açıkça görsün, kimsenin aklında soru işareti kalmasın. İkincisi; Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının yapılacağı duruşmaya siyasi partilerin genel başkanları da katılsın. Çünkü bu mesele artık yalnızca bir dava değildir. Bu mesele toplumun adalet duygusunu ilgilendiren bir meseledir.
"Bir yıldır çocuklarımla bu yükü taşıdım"
- Sevgili dostlar, size şimdi bir eş olarak seslenmek istiyorum. Yalnızca kendi adıma, içimden geldiği gibi. Bir yıldır çocuklarımla bu yükü taşıdım. Bir yıldır mücadele etmeyi hiç bırakmadım. İnancımı bir kez olsun yitirmedim. Her sabah ayağa kalkmamı sağlayan şey ne korku ne öfke. Beni ayakta tutan güç, haklı olduğumuzu bilmek ve Ekrem İmamoğlu'nun bu ülkeye olan inancının boşa çıkmayacağını bilmektir. Biz haklıyız. Bu ülkede hukuka inanmak isteyen herkes için konuşuyoruz, mücadele ediyoruz. Çocuklarına daha adil bir ülke bırakmak isteyen herkes için konuşuyoruz. Korkuyla değil, hukuk güvencesiyle yaşamak isteyen herkes için konuşuyoruz. Bizi korkutmalarına izin vermeyeceğiz. Baskıya boyun eğmeyeceğiz. Suskunluğa teslim olmayacağız. Çünkü biz öfkeye değil, haklılığa dayanıyoruz. Korkuyla değil, cesaretle hareket ediyoruz. Karanlığı değil, aydınlığı hedefliyoruz. Bu ülke hepimizin. Adalet talebi hepimizin. Gelecek hepimizin. Ve biz bu ülkede adalet yerini bulana kadar konuşmaya ve dayanışmaya devam edeceğiz. Vazgeçmeyeceğiz, geri çekilmeyeceğiz, unutmayacağız, unutturmayacağız.