Çöküş içeriden başlar

Devletleri yıkan gerçekten dış düşmanlar mıdır?

Yoksa, asıl yıkım içeriden midir?

Tarih, bu soruya yüzyıllardır aynı cevabı verir.

Roma’dan Osmanlı’ya, Fransız monarşisinden Sovyetler Birliği’ne kadar büyük devletlerin ortak kaderi şuydu...

Devletleri, dışarıdan gelen darbelerden önce, içeriden başlayan kurumsal çürüme yıkar.

★★★

İngiliz tarihçi Lord Acton’ın, 5 Nisan 1887’de Piskopos Mandell Creighton’a yazdığı mektup tarihe geçen metinlerden biridir.

Mektupta, günümüzde siyaset biliminin sıkça atıfta bulunduğu bir cümle yer alır.

“İktidar yozlaştırır; mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır.”

Bu söz, sadece toplumdaki yozlaşmayı değil, devletlerin çöküşünü de anlatır.

Çünkü, siyasi iktidarı sınırlayan hukuk ortadan kalktığında, kişilerin iradesi kurumların önüne geçmeye başlar.

★★★

Roma...

Osmanlı Devleti...

Nazi Almanya’sı...

Faşist İtalya...

Sovyetler Birliği...

Arjantin...

Farklı ideolojiler, farklı coğrafyalar...

Fakat çöküşün anatomisi, siyam ikizi gibi birbirine benziyordu.

★★★

Alman siyaset kuramcısı Hannah Arendt, 1951’de yayımlanan “Totalitarizmin Kaynakları” adlı kitabında, bugüne yansıyan şu gerçeği ortaya koyar:

Arendt’e göre totaliter rejimler, yalnızca korkuyla ayakta durmaz...

İnsanların gerçek ile yalanı ayırt etme yeteneğini aşındırarak da güç kazanır.

Asıl tehlike, insanların gerçeği sorgulama yeteneğini kaybetmesidir.

★★★

Psikiyatrist Prof. Dr. Vamık D. Volkan, lider-kitle psikolojisini inceler.

Bazı toplumlarda, liderin zamanla devletle özdeşleştirildiğini belirtir.

O noktadan sonra lidere yöneltilen her eleştiri, devlete yapılmış bir saldırı gibi algılanır.

Liderin her sözü doğru kabul edilir.

★★★

Eleştirinin suç, biatin erdem sayıldığı toplumlarda...

Önce, ortak bir düşman yaratılır.

Ardından, toplum “biz” ve “onlar” diye bölünür.

Dış güçler hep suçludur...

Korku ve belirsizlik dönemlerinde güvenlik arayışı, özgürlük arayışının daima önünde yürür.

Algı da, gerçeğin hep önündedir.

İşte, tehlike tam burada başlar.

Çöküş, sessizce başlamıştır.

★★★

James A. Robinson ile Daron Acemoğlu’nun “Ulusların Düşüşü” adlı kitaplarında tarihi gerçeği tekrar vurgularlar.

Devletlerin yükselişini veya çöküşünü belirleyen temel unsurun doğal kaynaklar değil, kurumların niteliği olduğunu ortaya koyarlar.

Bağımsız yargının...

Denetlenebilir ve hesap verebilir yönetimin...

Liyakatin...

Özgür medyanın...

Şeffaf ekonominin zayıfladığı ülkelerde...

Doğal sonuç, ekonomik gerilemedir.

Yani, önce kurumlar çöker.

Sonra devlet...

★★★

Hep deriz ya...

Tarih tekerrürdür diye...

Bugünden yaklaşık dört yüz yıl önce...

1631’de...

Osmanlı düşünürü Koçi Bey, Padişah IV. Murad’a bir rapor sunar.

Meşhur Koçi Bey Risalesi...

Koçi Bey, Osmanlı Devleti’nin geri gidiş nedenlerini büyük bir cesaretle sıralar.

Sorun ne topun eksikliğiydi ne de askerin yetersizliği...

Asıl mesele, devlet düzeninin bozulmasıydı.

Koçi Bey’in tespitleri çarpıcıdır:

Devlet görevleri, yetersiz kişilere veriliyordu.

Liyakat sisteminin yerini, adam kayırmacılık almıştı.

Rüşvet yaygınlaşmıştı.

Devlet adamları kamu yararını değil, kişisel çıkarlarını gözetmeye başlamıştı.

Dikkat edin...

Koçi Bey, tek bir dış düşmandan söz etmez.

Çünkü devleti yıkan, önce içeride bozulan düzendir.

★★★

Osmanlı tarihinin en büyük araştırmacılarından Prof. Dr. Halil İnalcık da aynı gerçeğe işaret eder.

İnalcık’a göre, Osmanlı’nın gerilemesi savaş meydanlarında başlamadı.

Önce devlet düzeni bozuldu.

Tımar sistemi çöktü.

Tımarlar, hizmet eden kişilere değil, çıkar ilişkilerine göre dağıtılmaya başlandı.

Ve devlet, hem gelir düzenini hem de güçlü sipahi ordusunu kaybetti.

Adam kayırmacılık arttı.

Liyakat, yerini biate bıraktı.

Ardından askerî ve ekonomik gerileme...

Yani, ordu cephede yenilmeden önce, devlet düzeni içeriden bozuldu.

Dolmabahçe Sarayı, bütün ihtişamıyla ayaktaydı.

Fakat aynı yıllarda, devlet çöküşün eşiğindeydi.

★★★

Roma tarihçisi Edward Gibbon, “Roma İmparatorluğu’nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi” adlı eserinde...

Roma’nın çöküşünü, yalnızca barbar kavimlerin saldırılarıyla açıklamaz.

Kamu ahlakındaki bozulmayı ve devlet kurumlarının zayıflamasını da temel nedenler arasında sayar.

Roma bunun örneğidir.

Osmanlı bunun örneğidir.

Sovyetler Birliği bunun örneğidir.

Arjantin bunun örneğidir.

Ve daha niceleri...

Coğrafya değişmiştir.

Yüzyıllar değişmiştir.

Liderler değişmiştir.

Ama çöküşün anatomisi değişmemiştir.

İmparatorluklar dışarıdan yıkılmaz, içeriden çözülür.

★★★

Devletlerin gerçek itibarı ve gücü:

Hukukun üstünlüğüdür.

Bağımsız yargıdır.

Liyakatli kadrolardır.

Hesap verebilen ve denetlenebilen yönetimdir.

★★★

Kurumların yerini, kişiler...

Hukukun yerini, sadakat...

Liyakatin yerini, biat aldığında...

Geri sayım, işte o gün başlar.

Bir günde olmaz ama, çöküş kaçınılmazdır.

Beş bin yıllık yazılı tarihin imbiğinden süzülen gerçek şudur:

Devletleri dış düşmanlar değil, önce içeriden çöken kurumlar yıkar.

Sonra ne vatan kalır ne de makam...

“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” der, Mehmet Akif Ersoy.

Yazarın Diğer Yazıları