Tarih, yalnızca büyük zaferlerin ve büyük liderlerin tarihi değildir. Bazı liderler, düşmanları tarafından yenildi. Bazıları, önce kendi akıllarını yenilgiye uğrattı. Kimileri, hırsının tutsağı oldu ve felaketin kapısını açtı. Ama tarih boyunca, bazı liderler hep aynı hatayı tekrarladı: Yanlışlarını düzeltmek yerine, hatalarını daha büyük yanlışlarla savundular. Ve kendi sonlarını kendileri hazırladılar. ★★★ Bir lider, kendi siyasi sonunu nasıl hazırlar? Tarih bu örneklerle dolu... Ama hepsinin ortak özelliği şu: Yenilgiyi kabul etmemek, eleştiriyi düşmanlık saymak, geçmişte verdiği yanlış kararları savunmak... En önemlisi, makamı siyasi mirasa tercih etmek. ★★★ Bugün, Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi serüvenine bu tarihsel aynadan bakıldığında, asıl soru şudur: Bir lider siyasi yenilgisinden sonra, nasıl davranırsa kendi mirasını korur ya da tüketir? ★★★ 1812’de Napolyon’un ordusu Moskova’ya kadar ilerledi; ancak beklediği sonucu elde edemedi. Rusya’dan geri çekiliş, Fransız ordusu için büyük bir felakete dönüştü. Avrupa devletlerinin oluşturduğu koalisyonun Fransa’yı yenmesi üzerine Napolyon, 1814’te tahttan çekilmek zorunda kaldı. Ve Elba Adası’na sürgüne gönderildi. Buradan kaçıp, 1815’te yeniden iktidarı ele geçirdi. Ancak sadece 100 gün süren bu ikinci iktidarı, Waterloo yenilgisiyle sonuçlandı. Napolyon bu kez Saint Helena Adası’na sürgün edildi ve 1821’de burada öldü. Tarih, en güçlü görünenlere şu cümleyi hatırlatır: Güç yenilmezlik değildir; liderlik, gücün sınırını zamanında görebilmektir. Çünkü ihtiras, asla bir strateji olamaz. ★★★ Richard Nixon, 1972’de ABD başkanlık seçimlerini ezici bir zaferle kazandı. Halk desteği yüksekti ve siyasi geleceği parlaktı. Sonra Watergate skandalı patlak verdi. Ancak Nixon’ı yıkan, yapılan hatayı kabul etmek yerine üzerini örtmeye çalışmasıydı. Gerçekler ortaya çıktı, siyasi desteği hızla eridi... Ve sonunda Nixon, 9 Ağustos 1974’te istifa etmek zorunda kaldı. Nixon’ın öyküsü, siyasetin değişmez derslerinden biridir: Lider hatasını kabul etmek yerine inkâr etmeye, savunmaya ve suçu başkalarına yüklemeye başladığında, çıkış kapısını kendi elleriyle kapatır. ★★★ Yıl 1972... CHP’de İsmet İnönü ile Ecevit arasındaki görüş ayrılığı giderek derinleşti. Yapılan olağanüstü kurultayda, Ecevit parti içinde üstünlük sağladı. Bunun üzerine İnönü, 8 Mayıs 1972’de CHP Genel Başkanlığından istifa etti. Batı Cephesi Komutanı ve Lozan Kahramanı, yıllarca taşıdığı genel başkanlık makamına yapışmadı. Kurultayda ortaya çıkan siyasi sonucu kabul etti ve istifa ederek görevden ayrıldı. Bu, siyasi sorumluluğu ve devlet adamlığını öne çıkarmanın bir örneğiydi. Siyasi mirası, koltuğa tercih etmenin olgunluğuydu. ★★★ Kemal Kılıçdaroğlu, 2010’da CHP Genel Başkanı oldu. Ve 13 yıl partinin başında kaldı. Bu dönemde CHP, hiçbir genel seçimde iktidar partisinin önüne geçemedi. 2023 seçimleri, Kılıçdaroğlu’nun siyasi yaşamında en kritik dönüm noktasıydı. Stratejik bir hata yaptı, Cumhurbaşkanı adayı oldu ve kazanamadı. Ardından 5 Kasım 2023’te, CHP 38’inci Olağan Kurultayı’nda Genel Başkanlığı kaybetti. Bu noktada, bir lider için en doğru adım makamı değil, siyasi mirasını düşünmek olmalıydı. Fakat tersini yaptı... 2026’da, Butlan kararıyla CHP’nin başına geçti. Yine önünde iki yol vardı: Geçmişin hesabını görmek ya da geleceği kurmak... Birinci yol, parti içi hesaplaşmayı büyütür; ikinci yol ise, bölünmüş bir partiyi yeniden birleştirme fırsatı yaratırdı. Kılıçdaroğlu, birinci yolu seçti. “Hesaplaşacağız” dedi. Oysa geçmişle hesaplaşmak, geleceği kurmanın önündeki en büyük engeldi. Tarihin acımasız hükmü şudur: Bir lider, ihtirasının ve öfkesinin esiri olduğunda kendi siyasi mirasını da tüketir. Kılıçdaroğlu, işte bu yolu seçti. ★★★ Liderlik literatüründe “hubris” diye bir kavram vardır. Hubris, kişinin kendi gücüne, bilgisine ve kararlarına aşırı güvenmesi; eleştiriye kulaklarını kapatması ve “Ben yanılmam” duygusuna kapılmasıdır. Siyasette hubrisin en tehlikeli hâli şudur: “Sorun bende değil, başkalarında...” Bu düşünce lideri rahatlatır, ama gerçeği değiştirmez. Tam tersine, liderin hatalarını görmesini ve zamanında düzeltmesini engeller. Bir liderin en büyük gücü, kendisine “haklısınız” diyenlerin sayısı değil; “yanılıyorsunuz” diyebilenlerin varlığıdır. ★★★ Umut biter mi? Bitmez... Yine de, Kılıçdaroğlu’nun önünde önemli bir fırsat var. Geçmişteki yenilgiyle hesaplaşmak yerine, onları siyasi tecrübeye dönüştürebilir. “Ben kaybettim, ama CHP kaybetmemeli...” “Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet’i korumak, makamdan çok daha önemlidir,” diyebilir. ★★★ Bazen geri adım atmak yenilgi değil, daha büyük bir yenilgiyi önleyen stratejik manevradır. Kılıçdaroğlu’nun önündeki asıl sorun, siyasi hayatını nasıl tamamlayacağıdır. Seneca der ki: “Hırs, kendisine sınır koyulmadığında, insanı kendisinin düşmanı yapar.” Çünkü lideri her zaman rakipleri değil, vazgeçemediği makamı ve yenemediği ihtirası bitirir. Ve Kılıçdaroğlu’na tarihin soracağı asıl soru şudur: Cumhuriyet mi, değil mi?.. “103 yıllık mirası ne yaptın?”