Fon vurgununa adı karışan ya da bunlara arka çıktığı öne sürülen siyasiler sessizliğini koruyor. Kendilerinden konuşmamaları istendi. O yüzden haklarındaki onca iddia karşısında sessizler. Siyasi baba, evladı için “Ben oğlumdan eminim” deyip kenara çekiliyor.
Bir suç işlendiyse, babanın oğlundan emin olup olmadığı aranmaz. Önemli olan kamuoyunun, kamuoyunu temsilen yargının emin olup olmamasıdır. Ailenin ferdi olarak evladınızdan emin olabilirsiniz. O sizin aile meseleniz. Ama yargı sizin bu sözünüzle hareket edecek değil. Aynı gün malına tedbir konuluyor, üç saat sonra kaldırılıyor. Bunların, toplumun yargıya olan güvenini etkilemediğini kimse söyleyemez.
SORUŞTURMADAN ÖNCE
Fatma Hanım ve eşi fondan kazandıklarını iade etti. Benzer durumda olanlardan dört kişinin daha gönüllü olarak para iadesi gerçekleştirdiği anlaşıldı. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) izin vermeden bu kişiler hakkında soruşturma açılamıyor. Örneğin vergi suçlarıyla ilgili Vergi Denetim Kurulu’nun mütalaası olmadan soruşturma açılamadığı gibi.
Yargıtay Ceza Dairesi Onursal Başkanı Hamdi Yaver Aktan, “Soruşturma açılabilmesi için Sermaye Piyasayı Kanunu’na göre SPK’nın, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunması gerekir. Fon vurgunuyla ilgili olarak bir kamu kuruluşuna ihbar yapılırsa, o ihbar SPK’ya gönderilir, SPK incelemesinden sonra yine savcılığa gönderilir.
SPK bildirmeden, kişi etkin pişmanlıktan yararlanmak için soruşturmadan önce kazancının iki katı olan parayı öderse ceza almaz. Soruşturma başladıktan sonra artık cezasızlık hali olmaz, sadece ceza indirimi olur. Ama soruşturmadan önce ödeme yapıldığında cezasızlık hali söz konusu olur. Parayı yatırdıktan sonra dava açılsa bile ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilebilir.”
LİYAKAT, ADALETTEN ÖNCE GELİR
İçeriden bilgi alarak büyük paralar kazanarak zenginleşenlerle, küçük yatırımlarda bulunanların durumları da farklı. Organizasyonu yapanlar, kazandıklarının iki katı para yatırsa bile bunların yargılanacakları madde farklı oluyor ve cezaya da çarptırılıyor. Tüm olup bitenlere baktığımızda liyakatli kişileri ilgili yerlerde görevlendirmezseniz benzer durumlar yaşanmaya devam eder. Liyakatli kişiyi göreve getirdiğinizde zaten ondan adalet çalışma beklenir.
Eski bakanlar, bakan yardımcıları, siyasetin içinde kendisi ya da evlatları bulunanları yarın Cumhuriyet savcısı ifadeye çağırdığında, o savcının arkasında durulup durulmayacağı da önemli. Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) acaba savcıların arkasında kararlılıkla duracak mı?
Bu durumda, Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin, fon gelirlerinin iki katı olan dört milyar lirayı SPK Kanunu’nun 107. Maddesi uyarınca Hazineye yatırması gerekiyor. Sayan, ne kadar yatırdığını da açıklamadı. İçeriden bilgi almadan böyle kazançların olmayacağını hemen herkes bilir. Bazıları bankadan yüklü miktarda kredi çekip, hemen fona yatırıyor. Kısa sürede kazanacağını kazanıp sonra satıyor. Bunlar içeriden bilgi almadan yapılabilecek işler değil.
Demirel yeğenini gözünü kırpmadan cezaevine gönderdi
Yaşar Topçu, Süleyman Demirel’in 43 yıl avukatlığını yaptı. Ulaştırma Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı görevlerinde bulundu. Dün, fon vurgunuyla ilgili konuşurken iki olay anlattı. Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in adı hayali sunta ihracatı olayına karışmıştı. Topçu’ya Süleyman Demirel’in, Başbakanlığı döneminde bu olayla ilgili yargıya müdahale edip etmediğini sordum. Şunları söyledi:
“Çok iyi bildiğim bir olaydı. Yahya Demirel sunta davasından mahkum oldu. Hüküm giydi.
Hüküm giydiği dönemde Demirel başbakandı. Talimat verdi, ‘Hemen yakalayın atın cezaevine’ dedi. Yakalandıktan sonra Ankara Ulucanlar Cezaevi’ne değil, Zonguldak Cezaevi’ne gönderildi. O, cezasının yatması gereken kısmını yattı. Başbakanın yeğeni diye eksik yatmadı. Demirel, kesinlikle yeğenini sahiplenmedi, ‘Suç işlemiştir, cezasını çekecektir’ demişti. Açıkçası, vatandaşa gösterdiği müsamahayı bile öz yeğenine göstermedi.”
Bakalım, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, kendisine, eşine; annesine küfreden bu yüzden tutuklanan vatandaş için avukatı Yaşar Topçu’ya ne talimat vermiş? Bunu yıllar önce Topçu’dan dinlemiş ve yazmıştım. Hatırlatmakta yarar var diye bir kez daha aktarıyorum:
DEMİREL’E AĞIR KÜFRÜN SONU
Antalya’nın bir ilçesinde vatandaş kahvehanede Demirel’e ağır küfürler ediyor. Tutuklanıyor. Demirel’e, kendisine ağır küfürler eden ve tutuklanan vatandaştan şikayetçi olup olmadığına ilişkin savcılıktan yazı geliyor. Bu yazı üzerine, Demirel, vatandaşın tutuklandığından haberdar oluyor.
Avukatı Yaşar Topçu’ya, duruşma gününden bir gün önce hemen o ilçeye gidilmesini, davaya müdahil olunmasını, ilk duruşmada da vatandaşın serbest bırakılmasının sağlanmasını istiyor. Demirel, “Kim bilir vatandaşa nasıl bir zulüm yapmışız ki anamıza, avradımıza küfretmiş” diyor. Topçu, hakimden, sanık hakkında davacı olmadıklarını, tutuklunun tahliyesine karar verilmesini talep ediyor. Hakim de, savcı da, dahası Başbakana küfrettiği için cezaevinde olan vatandaş da şaşırıyor. Vatandaş, avukat Topçu’nun elini öpüyor, Başbakan’dan özür dilediğini defalarca söylüyor, Demirel’in büyüklüğü karşısında ona dua ediyor.
Günümüzde ise siyasiler kendilerini eleştirenler hakkında dava açıyor. Bu yüzden çok sayıda kişi tutuklu. Bir avukat, adını verdiği siyasinin 15-16 yaşındaki çocukların yazdıklarına bile tazminat davası açmamı isteyince avukatlığını bıraktım” diyor.
Nereden, nereye...