Stand-up gösterisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la ilgili yaptığı şakaların ardından tutuklanan komedyen Deniz Göktaş, üç ayın sonunda tahliye oldu ve New York Times gazetesinden Jason Zinoman’da röportaj verdi. Cuma günü sozcu.com.tr’den Mustafa Balcı ve gazeteci Şaban Sevinç tutuklandı. Sözcü TV’den İsmail Saymaz ve Murat Ağırel ev hapsi aldı, ayaklarına elektronik pranga takıldı.
İsmail Saymaz ev hapsi aldıktan sonra “Ne Yaşandı, Ne Soruldu Ne Yanıt Verdim?” başlığını attı ilk yazısına, Murat Ağırel ise “Ucu Bize Dokundu” dedi. Yıllardır gazetecilerin gözünü korkutmaya çalışıyorlar. Kimsenin korktuğu yok. Anlamıyorlar. Millet suskun, tepkisiz gibi görünebilir ama her evde skandallar konuşuluyor. Sandık geldiğinde konuşur bu millet, hep öyle olmuştur. Tıpkı 2002 seçiminde olduğu gibi.
Gazetecilik korkularak yapılacak iş değildir. Hele ki bu memlekette neler yaşanabileceğini az çok her gazeteci bilir.
Ama başına gelenler, her zaman yaptığı işe inancını artırır.
Komedyen Deniz Göktaş da, New York Times’a verdiği söyleşide öyle demiş: “Daha fazla tanındıkça ve kariyerimde kendime daha sağlam bir yer edindikçe kaybedecek daha fazla şeyim oldu. Yaptığım işte otosansür uygulamaya başladım. Bu da beni rahatsız ediyordu. Gösterilerime gelen insanlar, öğrenciler, emekliler, gündelik hayatlarında benden daha cesur davranırken ben giderek daha korkak hale geliyordum. Bu da kendimi ikiyüzlü gibi hissetmeme neden oluyordu. Çok sevdiğim bir şarkı vardı, özel gösterimin kapanış jeneriğinde de çalıyor. İlkelerinden ödün veren bir şairi anlatıyor. O şarkıda kendimden bir şeyler bulmak bana kötü hissettiriyordu. Kendimi daha iyi hissetmek için sonuçları ne olursa olsun, komik bulduğum her şeyi yeniden söylemeye başladım. Kulağa biraz romantik gelebilir ama cezaevindeki ilk gecemde hayatımın en güzel uykusunu uyudum.”
Çünkü eğer söyleyecek sözünüz varsa, onu söylememek, söyleyememek rahatsız eder. Bilmek ama söyleyememek, hele ki korku içinizde sizi kemiren bir kurttur.
Sizin konuşmanızdan korkanların karşısında, sizin korkmadan konuşmanız vardır. Korkmazsınız, çünkü er ya da geç haklının galip geleceğini bilirsiniz. Korkmazsınız, çünkü gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu olduğunu bilirsiniz. Sancılı süreçlerden geçersiniz, ama bilirsiniz. Hiçbir gazeteci, gerçeği açıkladı diye pişmanlık duymaz. Bakın Deniz Göktaş’a muhabir “Pişman mısın” diye soruyor, “Bir saniye bile olmadı. Hayatımda kendimi en az yalnız hissettiğim dönemdi” cevabını alıyor.
Yaptığınız şey otoriterlikle, otoriterliğin getirdiği “her şey sadece benim kararımla olur” düsturuyla mücadeledir. Çünkü bilirsiniz ki bu kural, ezilenin yanında değildir.
Deniz Göktaş’a muhabir soruyor: “Komedi, otoriterlikle mücadelede nasıl bir rol oynayabilir?”
Cevap: “Bence yapabilecekleri sınırlı. İnsanlara empati ve motivasyon sağlayabilir. Belki konuşma cesareti verebilir. Ama hepsi bu. Daha fazlası değil. Psikolojik destek.” Konuşma cesareti, empati ve motivasyon az şey midir? Sanmıyorum.
Onurlu yaşamın üç atlısı bile olabilir.
Cesaret, empati, motivasyon…