28 Şubat Cumartesi günü başlayan İran-İsrail/ABD savaşı öncesine gidelim.
İstanbul Avrupa Yakası'nda motorinin pompa fiyatı 60,39 TL, benzinin ise 58,34 TL idi.
Motorinde 13,90 TL ÖTV ve 10,07 TL KDV olmak üzere toplam 23,97 TL dolaylı vergi vardı. Yani vergi yükü yüzde 39,7'ye tekabül ediyordu.
Benzinde ise 14,83 TL ÖTV ve 9,72 TL KDV olmak üzere toplam 24,55 TL dolaylı vergi yükü söz konusuydu. Vergi yükü de yüzde 42,08'e denk geliyordu.
Sonra savaş başladı.
4 Mart tarihli ve 10995 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile "eşel mobil" sistemine geçtik. KDV oranında herhangi bir indirim olmadı ancak ÖTV tutarında devlet katkısı başladı.
Bütçeye elbette yük getirecek bir düzenlemeydi. Ancak ilave enflasyonu kısmen frenlemek adına önemli ve beklenen bir adımdı.
Savaş sürecinde motorin en yüksek 85,29 TL'yi, benzin ise 65,10 TL'yi gördü.
Ve bugün, bittiğini varsaydığımız savaşın sonunda motorin 64,45 TL, benzin ise 62,19 TL seviyesinde.
Dolayısıyla savaşın başlangıcı ile bugün arasındaki makas 4 TL'ye kadar düşmüş durumda.
19 Haziran itibarıyla motorinden 18,07 TL ÖTV ve KDV alınıyor. Benzinde ise bu rakam 19,31 TL.
Evet, farkındayım. Çok rakama boğdum. Ancak anlatmak istediğim nokta tam da bu.
Bugün geldiğimiz noktada maliyenin alması gereken verginin yaklaşık yüzde 75'i yeniden tahsil ediliyor. Vergi gelirleri açısından sorunlu geçen üç aylık süreç büyük ölçüde geride kalmış vaziyette.
Peki bunun Hazine'ye maliyeti ne oldu?
Kabaca 90-100 milyar TL diyebiliriz.
O halde soru şu:
"Değdi mi?"
Bence değdi.
Şöyle ki...
Evet, enflasyon şu anda yüzde 32,61 seviyesinde ve tam 53 aydır yüzde 30 bandının üzerinde seyrediyor. Sayın Bakan da savaşın enflasyona etkisinin yaklaşık 5 puan olduğunu ifade ediyor.
Ancak eşel mobil uygulanmasaydı, yaptığım hesaplamalara göre bugün yıllık enflasyon yüzde 37 seviyelerinde olacaktı.
Bu ilave 5 puanlık farkın memur ve emekli zamları üzerinden bütçeye getireceği ek yük yaklaşık 285 milyar TL idi.
Yani 100 milyar TL maliyetle çok daha büyük bir faturadan kurtulduk diyebiliriz.
Bir anlamda zarardan kâr etme durumu yaşandı.
Nisan ve mayıs aylarında petrol ürünlerinden alınan ÖTV ciddi şekilde geriledi. Ancak haziran ayında, bahsettiğim üzere, yüzde 70-75 seviyesinde bir toparlanma gerçekleşecek.
Kıymetli ekonomi yönetiminden sıkça şu serzenişi duyuyoruz:
"Sürekli eleştiriyorsunuz, hiç mi doğru yapılan iş yok?"
Var.
Söylüyorum işte...
Eşel mobil doğru bir hamleydi.
Hazinenin çok daha büyük bir maliyete katlanmasının önüne geçildi. Erken tedbir alınması bu açıdan son derece önemliydi.
*
Şimdi gelelim can sıkıcı kısma...
Yılın ilk beş ayında personel giderleri 2,4 trilyon TL'ye ulaşmış durumda. (SGK dahil.)
Aynı dönemde faiz ödemeleri ise 1,3 trilyon TL.
Toplanan vergi tutarı da 5,3 trilyon TL.
Tercümesi şu:
Vatandaşın ödediği her 100 liralık verginin 70 lirası memur maaşlarına ve faiz ödemelerine gidiyor.
Bütçe giderleri içindeki payına baktığınızda da karşınıza yüzde 51'lik bir oran çıkıyor.
Bu tablo bize şunu söylüyor:
Ödenen her 100 lira verginin kalan 30 lirasıyla bu ülkenin kalkınması adına büyük işler yapamazsınız.
Büyük projelerin altına imza atamazsınız.
Böyle bir matematik, herhangi bir şirket için iflas anlamına gelir.
Elbette devlet batmaz. Kaynak yaratma kabiliyeti şirketlerden çok daha geniştir.
Ancak meselenin vahametini anlatabilmek için bu benzetmeyi kullanıyorum.
Peki bu tabloyu düzeltmek için gerekli malzeme elimizde var mı?
Yani helvayı yapabilecek durumda mıyız?
Bugün için cevabım hayır.
Ancak Sayın Cumhurbaşkanı'nın reform yılı olarak ilan ettiği 2026'yı gerçekten reform yılı yapmak istiyorsak, aşağıdaki adımları atmak zorundayız:
1- Kamu personel reformu
2- Mali kural yasası
3- Kamu finansman reformu
4- Sosyal güvenlik reformu
Bunlara bir madde daha ekleyeyim...
Erken seçim, baskın seçim tartışmalarını bir kenara bırakıp ekonomiye odaklanabilirsek, işlerin nasıl rayına girdiğini hep birlikte görürüz.
Aksi halde hamaset üretmeye devam ederiz.